zorlu-isten-cikarma-deneyimi

ZORLU İŞTEN ÇIKARMA DENEYİMİ

 

 

Mesleki hayatlarımız güçlüklerle, krizlerle ve boş geçişlerle yerle bir edilebilir. Sınavların en zorlusu hiç şüphesiz işten çıkarılmadır. Reklamcı Pınar, dört ay boyunca işten çıkarıldığını ailesinden gizlediğini anlatıyor. Her zamanki gibi her sabah evden çıkmış ve akşamları daralmış şekilde eve dönmüş. Bu trajikomik hali, evde itibarını kaybetmemek ve işsizliğe dayanmak için yaratmış.

Psikanalist Jean-Pierre Winter’a göre, mesleki aktivite, seçilmiş olsa da olmasa da kişiliğimizin temel yapı taşlarından biridir. Buna kanıt olarak, “yaptığımız iş kadarız”ı harika bir şekilde özetleyen, “Ne işle meşgulsünüz?” sorusunu gösterebiliriz. İşimizi kaybettiğimizde, kişilik kaybı yaşamış gibi oluruz; hedeflerimizin, sosyal statümüzün, maddi güvenliğimizin ve geçmişimizin bir kısmının kaybı varoluşumuzda bir boşluk yaratır.

Berçem Göktürk, “İşim hayatımın neresinde? Neden işim bu kadar önemli benim için? İşim olmasa benden ne kalacak geriye?” diye kendi kendimize sormamız gerektiğini hatırlatıyor. “Mesleğimizi hayattaki rollerimizden birisi olarak görmemiz, diğer tüm rollerimiz ile eş öneme sahip olduğunu aklımızda her daim tutmamız gerekir. İdealde tüm rollerimizi, tüm var olma hallerimizin hayatımızda eş ve aynı önemde olmasını isteriz.” Göktürk, “İş hayatımız, sosyal hayatımızdan ya da özel hayatımızdan daha önemli olmamalıdır” diyor.

İster ekonomik veya yapısal yenilenme sebeplerinden, isterse yüksek tazminatla ve yeniden düzenleme sözü verilerek olsun, işten çıkarılmak her zaman kişisel bir başarısızlık ve sembolik bir hadım edilme olarak yaşanır.

Göktürk’e göre, işten çıkarılma nedenini bilmemiz nasıl hissettiğimizi etkileyebilir. “İşten çıkarılma nedeni bize dairse eğer (performans düşüklüğü, beklentinin karşılanamaması gibi), bu deneyimi ‘kabus’ gibi yaşayabiliriz gerçekten. ‘Diğeri’nden başarısız olduğumuz için bunu yaşadığımızı duymak yıkıcı olabilir.”

İşten çıkarılan kişi güçlü bir aileyle veya samimi olduğu bir ortamla çevrili değilse ve narsist bir kırılganlığı varsa, psikolojik yönden çöküş riski çok yüksektir. Jean-Pierre Winter, “Katlanması en zor şey, tamamen piyasa kurallarına bağlı olan bir nesne olmak” diyerek durumu açıklıyor. Şirket sadece mesleki değerinizi tanımlamakla kalmıyor, öznelliğinizi reddediyor ve duygusal birikiminizi de görmezden geliyor.

İstikrarsız terfiler

İlk akla gelebilecek olanın aksine terfi almak sadece tatmin sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda stres kaynağı da olabiliyor.

Daha yeni proje müdürlüğüne terfi eden Sinem, yer yer şiddetli bir anksiyete atağından sonra kendini psikiyatri servisinin acil bölümünde buldu.

Meşhur “impostor sendromu”ndan mustarip olmasak da, terfi etmek en azından bir süre için istikrarsızlaştırıcı bir deneyim. Héléne Vecchiali’ye göre terfi etmeyle en iyi şekilde başa çıkanlar, “rövanş terfisi” veya “şaşırtma terfisi” alanlar değil de, uzun süreler sonunda olgunlaşmış olanlar ve kişisel projelerde çalışanlar oluyor. Jean-Pierre Winter, “Ama en patolojik vakalarda, hiyerarşik düzende yüksek bir mevkide olmak gerçek bir ruhsal çöküşe sebep olabilir” diyor. Freud’un ünlü Başkan Schreiber vakasında da tarif ettiği buydu: “Bir kez başkan olduğunda, hayali olarak babanın yerini almayı kaldıramadığı için hezeyanlar yaşamaya başladı.”

Pierre Sahnoun, “İnsanlar bilinçli olarak, mükemmel olmayı ve ilerlemeyi istedikleri için bizi görmeye geliyorlar ama bilinçdışı yaklaşımlarının duygusal kısmını korku oluşturuyor” diyor. Sadece maaş almak için değil, özsaygımızı güçlendirmek, narsisizmimizi onarmak ve derin psikolojik ihtiyaçlarımızı tatmin etmek için de çalışıyoruz.

 

 

Önceki Yazılar

KİTAP ÖNERİSİ: ALIŞVERİŞ YAPMADIĞIM YIL

Sonraki Yazılar

ÇOCUĞUMA İYİMSER BAKIŞ AÇISINI ÖĞRETME