zihninizi-kontrol-edin

ZİHNİNİZİ KONTROL EDİN

 

 

Zihin kontrolü sayesinde, insanın kendini bazı hastalıklardan iyileştirme yetisi olduğu öne sürülüyor. En etkili olduğu düşünülen yöntemlere göz atıyoruz: Meditasyon, plasebo ve sinirsel geribildirim.

Beyin mi bizi, biz mi onu kontrol ederiz? İrade gücüyle, beynin tam olarak ondan istenilen şekilde hareket etmesi sağlanabilir mi? Tabii ki burada söz konusu olan istek, kuşlar gibi uçmak değil! Beyne acı çekmemesi, kaygılanmaması, huzursuzlanmamasını emretmek işe yarar mı? Beyni kontrol etmek, beyin gücünü kullanmak, insanlığın eski zamanlardan bu yana sahip olduğu bir hayal. Dünyada neredeyse her yerde, Antik Yunan’dan Hindistan’ın Vedik kültürüne kadar, insanlar kendi kendilerini iyileştirebilmek için, zihin ve beden arasında bağlantı kurmayı başarmayı arzuladı. Günümüzde en sık başvurulan yöntemler arasında ise oruç tutma, yürüyüş yapma, yoga, hipnoz, rahatlama ve Çin kökenli çigong egzersizleri bulunuyor. Birbirinden farklı görünen bu uygulamalar aslında ortak bir amaca yani bedeni iyileştirebilecek düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlamaya hizmet ediyor. Depresyondan strese, kronik ağrılardan hiperaktiviteye geniş ve çeşitli bir rahatsızlık skalasında başvurulabiliyorlar. Bu uygulamalar bazen şarlatanlık suçlamalarına hedef olsalar da, aksi iddia edilemez çeşitli olumlu etkilerine dair birçok tanıklık da bulunuyor. Diğer yandan ise, söz konusu faydalar halen tam olarak kanıtlanmış değil. Ta ki 21. yüzyıla gelene kadar! Arkada bıraktığımız 20 yılda gerçekleşen, tıbbi görüntüleme teknolojisinde devrim niteliği taşıyan gelişmeler sayesinde kartlar yeniden dağıtılıyor. Sonunda, çok küçük adımlarla da olsa, artık beden ve zihin arasında akıllara durgunluk veren bir bağ olduğu kesinleşti. Çünkü beynin inanılmaz bir düşünce becerisine sahip olmasının yanı sıra, gerçek bir iyileştirici güce sahip olduğu yönünde de görüşler bulunuyor.İşte size bir başka güzel haber daha: 2019’da artık nörobilim, “alternatif” tedavilerin sağlık üzerinde gerçek faydaları olduğunu kanıtlıyor. Dünyada birçok hastane, bu yöndeki yaklaşımları tedavi protokollerine eklemeye başladı. Nitekim meditasyon, plasebo ve sinirsel geribildirim (neurofeedback), bilim tarafından kabul gören tamamlayıcı tedavilerin kapalı çemberine kısa süre önce girmeyi başardı. Peki, nasıl etki ediyorlar? Kimler yararlanabilir? Sınırları neler? Beraber kısa bir tura çıkıyoruz.

Bilinçli farkındalık meditasyonu: Bağışıklık sisteminin ateşleyicisi

“Sırtımız düz, çenemizi gevşetiyoruz, burun deliklerimizden giren ve çıkan havayı hissediyoruz…” Son yıllarda neredeyse herkes meditasyonu en az bir kez denedi! Yaklaşık 2500 yaşındaki “bilinçli farkındalık meditasyonu” günümüzde en çok ilgi çeken “beden-zihin” tedavilerinden biri. Metabolizma üzerindeki olumlu etkilerini kanıtlamak için uğraş vermiş son 20 yıldaki binlerce uluslararası araştırma sayesinde, bu meditasyon artık dünyada bazı okullarda sağlık üzerinde pozitif etkileri olması sebebiyle tavsiye ediliyor. Uzun süre kişisel gelişim alanına atfedilmiş bu meditasyon, “yeni” bir tıbbi araca dönüşmüş bulunuyor. Örneğin Paris Sainte-Anne Hastanesi’nden alınan bilgiye göre bilinçli farkındalık, duygu kontrolünü desteklemesi sebebiyle beyinde yapısal ve işlevsel değişiklikler sağlayabiliyor. Bu değişim de, bedenin hastalıklara karşı kendi panzehirini oluşturmasını ve kendini tamir etmesine yardımcı oluyor.

İşleyiş. Bilindiği gibi bilinçli farkındalık, “dikkati şu ana ve bedende, zihinde olan biten üzerine getirmeyi” amaçlıyor. Peki, ama neden? Amaç sadece rahatlamak mıdır? Hayır. Sürekli uygulayıcılara ve nörobilimcilere göre meditasyon aslında daha fazlasını amaçlıyor: Kelimenin tam anlamıyla beynimizi dönüştürüyor. Başka bir deyişle, bilişsel ve nöronal mekanizmalar üzerinde etki göstererek beyni tekrar yapılandırıyor. 2011’de Massachusetts General Hospital’da yapılan bir araştırma, meditasyon yapmanın sadece sekiz haftada beyindeki gri maddeyi yeniden inşa ettiğini ortaya çıkarmış bulunuyor. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMR) bu bulguyu kanıtlıyor: Mindfulness yani bilinçli farkındalık doğrudan amigdala (beyindeki duygu çekirdeği) üzerinde etki göstererek, yeni nöronal bağlantıların oluşmasını hızlandırıyor, prefrontal korteksin ve bu sayede de damar, kas ve hormon sisteminin işleyişini iyileştiriyor. Dolayısıyla, düzenli olarak meditasyon yapmak kişilerin bağışıklık sistemlerini uyarıyor ve psikolojik esnekliklerini artırıyor. Ayrıca günlük hayatta, beden ve zihin arasındaki uyumu sürdürmeyi sağlamak gibi çok önemli bir beceri kazandırıyor.

Hangi durumlarda? 52 yaşındaki Dilek, “Kansere yakalandıktan sonra meditasyon yapmaya başladım. Tekrar uyuyabilmemin yanı sıra, hayatı yaşamanın en iyi yollarından birini keşfetmemi sağladı” diyor. İnternette bu yönde paylaşımların sayısı oldukça fazla. Stres, endişe ve kronik ağrıların azalması, bağımlılıklar için tedaviye iyi bir yardımcı. Sakinlik kaynağı otonom parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek kalp, yüksek tansiyon, sindirim ve odaklanmaya da yarar sağlıyor. Duygudurumun dengelenmesi depresyon ve cilt hastalıklarında net iyileşmeler ortaya çıkmasına izin veriyor.

Sınırları. Bu meditasyonun bazen yol açtığı boşluk hissi kişiyi acı duygularla karşı karşıya getirebiliyor. Depresyonun bazı seviyelerinde kontrendike olabilir. Kişilik yapısı hassas olanlarda endişe buhranlarına sebep olduğu da görülmüş. Dolayısıyla dikkatli olunması gerekiyor. Olumlu sonuçlar alabilmek içinse sabırlı olunmasına ihtiyaç duyuluyor. Sağlığı korumak için günde 10 dakika meditasyon yapılması öneriliyor. Buradaki zorluk ise meditasyona uzun vadede devam edebilmek.

Plasebo: Güçlü bir endorfin üreticisi

Plaseboyu “işe yaramaz” bir yöntem olarak nitelendirmek artık mümkün değil. Hatta geçtiğimiz senelerde beyin görüntüleme tekniklerindeki ilerlemeler, geçmişten beri kullanılan bu sağaltıcı yöntemin düşünüldüğünden çok daha etkili olduğunu gösteriyor. Yani plaseboyu aktif madde içermeyen aldatıcı bir tedavi olarak özetlemek geçmişte kaldı. Bu şaşırtıcı olguda, plasebonun beyinde ilaçla aynı bölgeyi harekete geçirdiği ve bu bölgenin somut olarak molekül üretmesine yol açtığı ortaya kondu. Michigan Üniversitesi’nde gerçekleşen bir araştırma, hastaya plasebo verirken ağrı kesici bir etkisi olduğunun ifade edilmesinin, net olarak “doğal ağrı kesici bir molekül olan endorfin üretiminde önemli bir artışı” teşvik ettiği kanıtlandı. Abra-plasebo-kadabra!

İşleyiş. Uzun bir süre boyunca, plasebo etkisinin büyük ölçüde uygulanma şekline, hastaya ifade edilişine, rengine hatta tüketicinin gözünde ürünün güvenilirliğini artıran yüksek fiyatına bağlı olduğu düşünüldü. Günümüzde ise bu tespite küçük eklemeler yapılmış bulunuyor: Plasebo etkisi, kendi aralarında etkileşime geçen birçok psikolojik ve fizyolojik olgunun bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Peki, bu olgu bedenimizde nerede gerçekleşiyor? Birkaç sene önce, Amerikalı araştırmacılar MR sayesinde nihayet beynin ilgili bölgesini belirleyebildi; “Accumbens çekirdeği”. Bu bölge aynı zamanda beyinde ödül merkezinde rol sahibi nörotransmitter dopamini de salgılıyor. Sonunda plasebo etkisinin sebepleri biraz daha aydınlanmış bulunuyor.

Hangi durumlarda? Hissedilen belirtiler üzerinde çoğunlukla etki gösterse de, plasebo aynı zamanda aktif gastrit, tansiyon, kolesterol gibi somut fizyolojik parametreleri de değiştirebiliyor. Günümüzde öncelikli olarak ağrı, fonksiyonel hastalıklar, astım, egzama ve kronik yorgunluk üzerinde etkisi olduğu savunuluyor.

Sınırları. Plasebo kendini yeterince ispatladı ama yine de kullanımı kolay değil; bu nötr iksire herkes aynı tepkiyi vermiyor. Bu nedenle, doktorlar komplikasyona sebep olabileceği konusunda dikkati elden bırakmıyor. Bazı hastalar, tamamen zararsız bir madde almış olsalar bile çeşitli yan etkilerin ortaya çıktığını ifade ediyor.

Sinirsel geribildirim: Yüksek teknoloji otokontrol

Önceden beyin aktivitesini kendi kendine telkin yöntemiyle değiştirmek sadece bilimkurgu filmlerinde mümkündü, ama artık gerçek! Günümüzde beynimiz bir “kara kutu” olmaktan çıkıyor. Beynimizi “duyumsama” fantezisi yavaş yavaş mümkün hale geliyor.

Elektroensefalografi (EEG) kullanımı nöronlardaki elektriksel aktiviteyi ölçmeyi uzun bir süre önce mümkün kılmıştı. Beyin görüntüleme teknolojilerindeki son gelişmeler, “neurofeedback” yani sinirsel geribildirim adı verilen bir cihazın icadını destekledi. Ortaya koyduğu önerme ise kişinin kendi beyninde olan bitenden haberdar olduğu andan itibaren bunu değiştirebilmesi. Bu da, gri maddeyi düzeltmek, güçlendirmek, -yeniden- modellemek için kullanılacak güvenilir bir “dijital ayna” ihtiyacını ortaya çıkarıyor.

İşleyiş: MR tünelinde hasta kendisine dönük bir ekranda gösterilen beyin aktivitesine odaklanmaya ve dengesizlikleri düzeltmeye davet ediliyor. Dinlendirici düşünceler üzerine odaklanarak, üzerinde çalışılan beyin bölgesinin maviden sarıya, ardından kırmızıya dönüşmesini sağlayarak etki etmek amaçlanıyor. Kişi, sağlığını ve ruhsal durumunu iyileştirebilmek için, beyin aktivitesini kendi isteğiyle ve otokontrolüyle değiştirebileceğini fark ediyor.

Hangi durumlarda? Bazı doktorlar, bu yöntemin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda tamamlayıcı tedavi olarak olumlu etkileri olabileceği yönünde görüş veriyor. Güncel olaraksa yöntemin epilepsi, travma sonrası stres bozukluğu, insomnia ve kronik ağrılarda etkisi değerlendiriliyor. Bu cihazların çok yüksek fiyatlı olması ise hastanelerde yaygınlaşmalarını henüz mümkün kılmıyor.

Sınırları. Yöntem günümüzde tam bir terapötik uygulama değil, daha çok bir araştırma alanı. Ayrıca, sinirsel geribildirim bazen maalesef çok farklı uygulamaları kapsayan genel bir terim olarak veya gelişigüzel kullanılıyor. Bu yüzden sahte yaklaşımlara dikkat edilmesi gerekiyor.

 

 

Önceki Yazılar

AVA FİLMİNİ İZLEMEK İÇİN ÜÇ NEDEN

Sonraki Yazılar

KARPUZUN SAĞLIK ÜZERİNDEKİ 14 ETKİSİ