zihniniz-bedeninizi-nasil-iyilestirir (2)

ZİHNİNİZ BEDENİNİZİ NASIL İYİLEŞTİRİR?

 

 

Ruhsal acılar sağlığımızı bozarken, bedenimizde olup bitenler de duygularımızı mı belirliyor? Obezite, infertilite ve kronik ağrı tedavisi gören kişilere psikolojik destek sunan klinik psikolog Beril Yardımcı Canoğlu’yla, zihin ve beden arasındaki ilişkileri değerlendirdik.

Psychologies: Zihin ve beden arasında nasıl bir ilişki bulunuyor? Beril Yardımcı Canoğlu: Varoluşu zihin ve beden olarak bölmek aslen zihnin bir kurgusudur. Zihin ve beden, bütünün sürekli etkileşim içinde olan parçalarıdır. René Descartes, 17. yüzyılda “beden ve ruh”un ikiliğini öne sürdüğünden bu yana, beden ve ruh, tıp ve bilim dünyasında uzun zaman iki ayrı saha olarak ele alınmış ve tedavi edilmiştir. Güncel araştırmalar ise şaşırtıcı bağlantılara işaret ediyor; ruhsal acı sağlığı bozar, bedenimizde olup bitenler de duygularımızı belirler.

Neden bazen sadece fiziksel tedaviye odaklanmak yetersiz kalabiliyor?

Doktorlar da “Hastalık yok, hasta var” derler. Tabii ki tanı ve tedavi protokolleri devreye sokulur, ancak hastalığın öznel boyutu, kişinin semptomları nasıl yaşadığı, tedavinin seyrini etkiler. Örneğin optimist yapılı kişilerin bağışıklığının daha güçlü olduğu, cerrahi operasyonlardan daha hızlı iyileştikleri görülmüş. Grip aşılarının ise uzun yıllardır demans tanılı bir yakınına bakan ve duygusal stresi yoğun kişilerde daha etkisiz olduğu saptanmış. Bugün psikoloji, beyin bilimi ve immünoloji alanları, psikonöroimmünoloji adı altında beden ve psişenin hangi moleküler mekanizmalar üzerinden iç içe geçtiğini araştırıyor. Bu bilgiler bilimsel anlamda da daha bütüncül bir yaklaşımın kapılarını açıyor.

Fiziksel rahatsızlıkları için danışanlara psikolojik destek süreci nasıl gerçekleşiyor?

Psikolojik boyut, kişinin rahatsızlığa dair tüm algılarını, duygu ve düşüncelerini, sezgilerini, iyileşme motivasyonunu, tedaviye uyumunu ve niyetlerini kapsar. Dolayısıyla psikolojik destek süreci semptomun doğrudan kendisiyle değil, soyut boyutuyla ilgilenir. Belirtiler hangi ruhsal zeminde ortaya çıkmıştır? Kişi rahatsızlığın devamına, farkında olarak veya olmadan nasıl katkı sağlar? İhtiyaç duyulan değişim için nasıl motive olunur? Bu ve buna benzer sorular sağlık psikolojisinin ilgi alanına girer, destek sürecine konu olur.

Örneğin kişi kanserle karşı karşıyaysa…

Kanserle yaşamak hayatı değiştiren bir deneyim, hayatın akışına bir darbe gibidir. İşin görünmeyen kısmının önem taşıdığını biliyoruz. İnsanlar doğal olarak, tıbbi süreçler ve tanısal prosedürler içerisinde koşturup, duygularının ve psikolojinin oynadığı rolü görmezden gelebiliyor.

Ancak psikolojinin vurgusu, tedavi sürecinde her zaman yüksek bir moralle dolaşmayı sağlamak değildir. Hissettiğimiz duygularla irtibat halinde olup, hissettiklerimizi ifade edebilme gücüdür. Hissettiğimizi inkâr etmemektir. Öfkeyse öfke, ümitsizlikse ümitsizlik, sevinçse sevinç… Duygulardan korkmamaktır. Psikolojik destek sürecinde de, bireysel olarak veya destek grubu zemininde, sansürsüzce konuşmayı, yaşananları kabullenmeyi ve baş etme becerilerini güçlendirmeyi deniyoruz.

Peki, obeziteden şikâyetçilerse…

Kilo sorununa kısa vadeli çözümlerin uzun dönemde etkin olmadığı, dönemsel diyetlerin kalıcı değişiklik sağlamadığı biliniyor. Tam tersine, kilo verip geri almak kişiyi tükenmişliğe ve çaresizliğe götürür, çünkü bir çaba daha sonuçsuz kalmıştır. Kilo vermek bir sonuçtur; kişinin bedeni ve yiyeceklerle kurduğu ilişkinin bir sonucudur.

Bu yolda kişinin alışkanlıklarını budaması, açlık duygusunun ne kadar fizyolojik ve ne kadar zihinsel olduğunu ayrıştırması, tokluk tanımını gözden geçirmesi, kendi hazzına ve çevresel baskılara sınır koyması, “hayır” demesi, kendi hayatında kilonun işlevini değerlendirmesi gibi çok farklı konular destek sürecinde değerlendirilir. Kişinin yemeğe atfettiği anlamın değişmesi, kilo vermede etkilidir.

Daha farklı ancak yine zorlu olabilen bir diğer süreç de tüp bebek uygulamaları.

Tüp bebek tedavisi, bir taraftan ümidi korumayı, öte yandan da belirsizliği taşımayı gerektirir. Araştırmalara göre infertilite tanısı almak, hayattaki en stresli deneyimlerden biridir. Bu dönemde zihinsel ve bedensel gevşeme becerilerini öğrenen, görsel imgelem çalışmaları yapan kişinin kendi beden-zihin yapısı üzerinde denetim duygusu artar. Özellikle, tekrarlayan tedavilerde olumsuz beklentiler ve endişeler değerlendirilerek oluşan zihinsel farkındalık, kişinin bunlara mesafe almasını ve daha olumlu düşünmesini destekler. Sürecin çift ilişkisine yansımalarını anlamak, iletişimi güçlendirmek ve tedaviyi herkesle değil, sosyal anlamda gerçekten destek bulunan kişilerle paylaşmasını sağlamak da verilen psikolojik desteğin sosyal boyutudur.

Peki, genler mi yoksa çevresel etkenler mi daha etkilidir?

Hastalıklarda şüphesiz biyolojik faktörler, özellikle de deneyimle değişen genler önemli rol oynar. Ancak yaşanan stres ve erken dönem çocukluk deneyimleri de bir o kadar etkilidir. Örneğin çocukluğunda istismar veya ihmal edilmiş kişilerin bağışıklık sistemlerinin zayıf olma ihtimali daha yüksektir ve bu deneyimler kişiyi yetişkinlikte otoimmün hastalıklara daha savunmasız kılar. Bunlar bir anlamda psikobiyolojik yara izleridir.

Zihin-beden sağlığı için yoga etkili bir yöntem midir?

Yoga uygulamasında, beden ruhun mabedi olarak konumlandırılır. Beden bir çapa gibi orada dururken, zihin sürekli salınır; akrep tarafından ısırılmış sarhoş bir maymun gibi daldan dala atlar. Geçmişe gider, geleceğe sıçrar. Yoga, zihni ve bedeni buluşturan bir pratiktir. Dikkati “şimdi ve burada”nın deneyimlerine getirmek, farkındalığı nefese ve harekete yöneltmektir. Günümüzde fiziksel sınırları yok sayma, hareketsizlik veya aşırı hareket, kendini fazla yorma, ihtiyaç duyulan gevşeme ve dinlenmeyi kendine vermeme hali çok yaygındır. Bedenden kopuk, zihinde kamp kuran bir varoluştan, bedene duyarlılığa ve sınırlarının kabulüne davet eder yoga çalışması; bir beden-zihin disiplinidir.

Bilinçli farkındalık metodu nasıl faydalar sağlar?

Bilinçli farkındalık veya mindfulness çalışması, kişinin kendine şahitlik ettiği bir alan açar. Duyumsamalar, düşünceler, duygular… O anda deneyimlenen her şey farkındalık çalışmasının nesnesi olabilir ve kişi bunları izlerken kendiyle nazik ve sevecen bir tutum içinde, mevcut yargılarını fark eden ve deneyimi kabul eden bir duruşu pratik eder. Kişi, kendiyle bu şekilde ilgilendikçe, tepkisel ve dürtüsellikten daha farkında seçimlere yönelebilir. Kaygıların ve depresif duyguların geçiciliği deneyimlenir, kişi bunlara mesafe almayı öğrenir. Özdenetim becerisi gelişir. Fiziksel olarak da kortizol seviyesinin düştüğü, buna bağlı olan stres belirtilerinin azaldığı, uyku kalitesinin arttığı gözlemlenmiştir. Düzenli meditasyonun beyne olan etkileri de bu verileri destekler.

Zihnin ve bedenin sağlıklı bir dengede bulunması için okuyucularımıza neler tavsiye edersiniz?

Fazlasıyla yoğun bir yaşam ve kronik stres çoğu kişiyi bir girdaba sürükler. Kişi içinde bulunduğu döngünün dışına çıkıp, kendine ruhunu, zihnini ve bedenini nasıl beslediğini sorabilir. Bedenin gıdası farklıdır, zihnin farklı. Dengeyi bulmak, kişisel ihtiyaçları tanımlamaktan ve o yönde adım atmaktan geçer. Doğada vakit geçirmek, ihtiyaca uygun hareket etmek, beslenme ve uyku gibi hayat alışkanlıklarını gözden geçirmek bedenin dengelenmesinde destekleyici olabilir. Sevecen ilişkiler içinde olmak ve sosyal desteği yaşamak duygusal açıdan beslerken, zihni meditasyon veya içe dönme çalışmalarıyla her gün düzenli olarak sükûnete davet etmek, daha dingin bir içsel alanın yaratılmasını mümkün kılar.

 

 

Önceki Yazılar

ERKEKLER NEDEN GÜÇLÜ KADINLARLA BİRLİKTE OLMAK İSTER?

Sonraki Yazılar

KENDİMİZLE KARŞILAŞMA YOLU