zihnin-beden-uzerinde-yarattigi-etkiler (2)

ZİHNİN BEDEN ÜZERİNDE YARATTIĞI ETKİLER

 

 

Migren, ağrı, hatta geçirdiğiniz nöbetler fiziksel bir hastalık yerine psikolojik bir rahatsızlığın belirtisi olabilir mi? Psikosomatik rahatsızlıklar hem doktorları hem de hastaları şaşırtabiliyor. Zihninizin bedeniniz üzerinde yaratabileceği etkiler sandığınızdan çok daha güçlü.

Hepimiz zaman zaman meşgul beynimizin vücudumuz üzerinde yarattığı etkilere tanık olmuşuzdur: Kalabalık önünde bir konuşma yapmamız gerektiğinde ağzımızın kuruması, ilk buluşmada yaşadığımız yüz kızartan heyecan ya da acıklı bir film izlerken kendimizi tutamayıp hıçkırıklara boğulduğumuz anlar… Peki, bu zihin-beden bağlantısına aşırı yüklenilerek kronik yorgunluk, baş ağrıları veya nedeni belirlenemeyen nöbetler gibi ağır fiziksel sorunlarla karşılaşıldığında, ne yapılması gerekiyor?

Psikosomatik rahatsızlık nedir?

Psikosomatik terimi, Yunanca “ruh” anlamına gelen psişe ve beden anlamına gelen “soma” sözcüklerinden oluşuyor. Psikosomatik rahatsızlıklar, duygusal sıkıntıları maskeleyen fiziksel semptomlardır. Ruh ve beden, birçok önemli teorisyen ve düşünür tarafından birbirinden ayrı varlık gösteren iki ayrı unsur olarak tanımlanmak yerine, birbiriyle etkileşimli bir bütün olarak aktarılır. Psikosomatik rahatsızlıklar da, oluşumunda ruhsal süreçlerin etkili olduğu, iç dünyadaki çatışmaların ve ilişkisel dinamiklerin başrol oynadığı bedensel rahatsızlıklardır.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1997’de yapılan bir araştırma, insanların neredeyse yüzde 20’sinin en az altı tane sebebi açıklanamayan semptoma sahip olduğunu ortaya çıkardı. Klinik psikolog Tuğba Kocaefe, bilincimizin baş edemeyerek bastırdığı birçok duygunun, bilinçdışı düzeyde bizi etkileyebileceğini söylüyor. “Bir kişinin ağır bir travma sonrasında yaşadığı yoğun ve baş edilemeyecek duygular, zihin tarafından farkında olmadan bastırılır; sanki hiç yaşanmamış gibi olur. Fakat bilinçdışı düzeyde, hiç beklemediğimiz anda bizi beden yoluyla etkiler. Başka bir deyişle, psikosomatik rahatsızlık, kişide sözün bittiği yerde ortaya çıkar. Sözle ifade edilemeyen ve bastırılan duygulanımlar kendini beden yoluyla ifade eder.”

Bedenselleştirmeyle karıştırmayın

Ancak, somatizasyon (bedenselleştirme) ve psikosomatik rahatsızlıklar arasında büyük bir fark var. Somatizasyon, kişinin stres veya duygulara tepki olarak gösterdiği fiziksel semptomlardır. Hepimiz ara sıra duygularımızı bedenselleştiririz. İşyerinde geçen zorlu bir günden sonra baş ağrısı çekmek alışılagelmişin dışında bir durum değildir. Örneğin bazıları kaygı verici durumlar meydana geldiğinde baş dönmesi hissedebilir. Başka bir kişi ise önemli bir günden önce kalp çarpıntısı ya da mide rahatsızlığı yaşayabilir. Tuğba Kocaefe, psikosomatik rahatsızlık yaşayan kişilerin yaşadığı rahatsızlık ile başından geçen durum arasında bir ilişki kuramadığını belirtiyor. “Kişi, stresli bir toplantı öncesinde hissedilen kalp çarpıntısı arasında bir ilişki kuruyorsa, bu durumda doğal bir bedensel süreçten bahsedebiliriz, psikosomatik bir rahatsızlıktan değil.”

Ama kronik mide ağrısı yaşayan bir kişi, fiziksel nedeni olmadığı halde bunu bir durumla ilişkilendiremiyorsa, burada bir psikosomatik rahatsızlıktan söz edebiliriz. Bu tip rahatsızlıkları yaşayan kişilerin geçmiş hikâyelerini anlatırken kullandıkları dil genellikle kuru ve yalındır. Kocaefe, “Rahatsızlıklarının nedeni olabilecek duygulanımlar bilinçdışı düzeye farkında olunmadan bastırıldığı için, bilinçli olarak bir duygusal çatışma yaşamazlar. O yüzden de aslında iyi hissettiklerini, son dönemde bir şey yaşamadıklarını ve neden bedensel bir rahatsızlık yaşadıklarını bilmediklerini söylerler” diye açıklıyor.

Olayların karmaşıklaştığı nokta ise, bu tarz durumlarda hayatınıza devam etmek yerine semptomları takıntı haline getirdiğiniz veya kaygılanmaya başladığınız an oluyor. Bu tür semptomlar vücudun herhangi bir yerine etki edebilir. Önemli olan şey semptomun kendisinden çok, semptomu çevreleyen davranıştır. En yaygın olarak rastlanan psikosomatik semptomlar yorgunluk ve ağrıdır. Yorgunluk ve ağrı objektif olarak ölçülemedikleri ve sadece tarif edilebildikleri için incelenmesi çok zor olan semptomlardır. Ayrıca ağrı ve yorgunluk hissetmek yeterli değildir, önemli olan kişinin bu semptomlar sonucu hareket edemez hale gelmesi ve bu duruma hiçbir tıbbi açıklama getirilememesidir.

Fiziksel tepkilerin kaynağı

Üzüntü, keder, pişmanlık… Bunlar oldukça güçlü duygulardır. Bazı durumlarda kişiler, üzüntülerinin yoğunluğu sebebiyle duygularını hissetmeye katlanamazlar ve bunun yerine de fiziksel rahatsızlıklar oluşabilir.  Tamamen mantık dışı görünse de bazı durumlarda kişi bilinçdışında, yaşadığı kederle yüzleşmek yerine bedeninin kasılmasını veya tekerlekli sandalyeye mahkûm olmayı tercih edebiliyor.

Peki, bu tarz bir fiziksel tepkiyi genel olarak ne meydana getirebilir? Çoğu kez sadece bir tane neden olmuyor; kötü bir evlilik, çocukların okulda başarılı olmaması veya işinizi kaybetme korkusu gibi sorunların birikimi, kişinin kendisini kapana kısılmış hissettiği ve çıkış yolu bulamadığı durumlar.

Kronik sancı veya yorgunluk durumlarında sebep davranışsal olabilir. Eğer en küçük ağrı sızıya bile fazlasıyla önem verilen bir ailede yetiştiyseniz, bunun üzerinizde bir etkisi olabilir. Psikososyal bir durum da olabilir. Bazen başarısızlık, biten bir evlilik veya karşılaştığımız diğer zorluklar için hastalık, diğer alternatiflere kıyasla, daha iyi bir açıklama gibi görünebilir.

Çözülmeli nöbetler veya felç gibi kişilerin birdenbire engelli hale geldiği daha ekstrem durumların altında ise genellikle önemli travmalar, cinsel istismar veya sevilen birinin ani kaybı gibi olaylar yatıyor olabilir.

Tedavi yöntemleri nelerdir?

Ruhsal çatışma bedensel rahatsızlık olarak ortaya çıktığı için kişi genellikle ilk olarak medikal bir çözüm bulma arayışına girer. Bu da zaten psikosomatik rahatsızlığın çözülmesi bağlamında gerekli bir aşamadır. Nörologlar, çok sayıda açıklanamayan semptom sahibi hastayla ilgilenen romatoloji ve jinekoloji gibi diğer tıbbi uzmanlık alanlarının aksine, semptomları objektif olarak ölçme konusundaki donanımları sayesinde psikosomatik rahatsızlıkları tespit edebilirler. Eğer biri bacağındaki zayıflıktan yakınıyor ve bu durum bir beyin hastalığından kaynaklanıyorsa, bacaktaki her kas zayıf olmayacaktır. Burada zihnimizin taklit edemeyeceği bilinçdışı bir yapı söz konusudur. Aynı şekilde, biri bacaklarını hareket ettiremiyor, fakat refleksleri test edildiğinde her şey normal görünüyorsa, sorunun fiziksel nedenlerden kaynaklanmadığı ortaya çıkmış olur.

Fiziksel bir sorun olmadığı anlaşıldıktan sonra, Kocaefe kronik bedensel rahatsızlık yaşayan kişinin, psikoterapi süreci boyunca rahatsızlığını terapistle birlikte anlamlandırmaya çalışmasının tedavi açısından çok önemli olduğunu söylüyor. Fakat psikoterapi sürecinin başında, zihni ve semptomları arasındaki bağlantılarla yeni tanışan kişinin seans dışında kendisini yatıştırabilecek bir desteğe ihtiyaç duyabileceğini de ekliyor. Bu açıdan, psikosomatik bir rahatsızlığı bulunan kişi için medikal tedavi gerekli olabilir.

Peki, semptomlarının fiziksel bir rahatsızlık yerine duygusal bir sıkıntıdan kaynaklandığını öğrenen kişiler bu duruma nasıl tepki veriyorlar? Fiziksel bir hastalığın olmaması kişiyi rahatlatabileceği gibi, duygusal bir problemle yüzleşmek zorunda kalmak inkâra da neden olabiliyor. Tepkileri genellemenin doğru olmadığını belirten Kocaefe, “Kişinin geçmiş öyküsü ve ilişkisel dinamiklerine bağlı olarak vereceği tepkiler de değişir. İlk başta bu bağlantıyı görmezden gelip inkâr edebilir ama aksine merak da edebilir. Bu durum, psikoterapistle danışan arasındaki ilişki ve güvenin sağlam yapılanmasıyla birlikte anlam kazanır” diyor. 

İlişkisel dinamiklerin anlamlandırıldığı, bilinçdışı mekanizmaların araştırıldığı, psikoterapistle olan ilişkinin aktarımsal yollarla yorumlanabildiği bir psikoterapi süreci (psikanalitik psikoterapi, psikanaliz, psikodinamik psikoterapi) kişinin ağrılarının son bulmasında etkili olabilir.  

Tuğba Kocafe, asıl çözülmenin ancak semptom ve iç dünya arasındaki köprülerin kurulmasıyla mümkün olabileceğini anlatıyor. “Kişi, söz konusu bedensel ağrısının nedeninin geçmiş öyküsündeki baş edemediği ve farkında olmadan bastırdığı duygulanımlarla bağlantılı olduğunu içselleştirebildiği düzeyde tedavi olabilir.”

Yazı: Tuğçe Temel



 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

CEZERİ’NİN OLAĞANÜSTÜ MAKİNELERİ SERGİSİ

Sonraki Yazılar

ÇUCUKLARDA DUYGUSAL ZEKA GELİŞİMİ