fomo1

Z KUŞAĞI İLE İLETİŞİM

 

 


X kuşağı, Y kuşağı ve şimdi de 2000’lerde doğan Z kuşağı. Onların dünyasında internet ve sosyal medya yeni icatlar değil, çocukluklarının erken dönemlerinde tanıştıkları araçlar ve belki de daha fazlası.

İnternet kesintisinin su ve elektrik kesintisinden daha fazla tepkiye yol açabildiği bir dönem. Yavaşlaması bile buhranlara sebep olabilir. Hayatlar internetle o kadar iç içe geçti ki bazen yaşananların gerçek hayatta olup olmadığının belirtilmesi gerekebiliyor. İnternet ve özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasından bütün nesiller etkilense de, bunlardan biri daha fazla dikkat çekiyor: Z jenerasyonu.

Jenerasyon” kavramı, 1960’lardan itibaren eski geleneklerin çöküşüyle beraber sıklıklar kullanılmaya başlandı. Yeni gelişmeleri sosyolojik ve psikolojik açıdan değerlendirmemizde oldukça yardımcı olan bu kavram, büyük dünya olaylarının yarattığı sembolleri taşıyan yaş dilimlerini ve bu nesiller arasındaki farkları tanımlıyor. Araçtırmacılar, nesilleri şu şekilde sıralıyor: Bebek patlaması kuşağı (baby boomers), X jenerasyonu, Y jenerasyonu ve ardından gelen Z jenerasyonu.

Z kuşağını anlamak için, önce arkada kalanlara bir göz atalım. Bebek patlaması kuşağı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, 1945-1965 seneleri arasında dünyaya gelenlerden oluşuyor. Jenerasyon ismini bu dönemde doğum oranının yükselmesinden alıyor. Ayrıca ekonomik büyümenin ve kitle tüketiminin başladığı seneler. 1968 senesi onları otoriteye karşı bir tavırla işaretliyor.

Bir sonraki X kuşağı üyelerinin doğum tarihleri 1965-1977. Bir önceki ve bir sonrakiyle geçiş dönemi oluşturan bir nesil diyebiliriz. HIV virüsünün ortaya çıkışına, ekonomik krizlere, milliyetçi fikirlerin sorgulanmasına şahit oldular. Sistemi sorgulamaları onları “alaycı” bir jenerasyon olarak tanıttı.

Y kuşağı ise 1978-1995 yılları arasında doğanlardan oluşuyor. Üç kelime bu nesli tanımlıyor: teknoloji, bilgisayar ve görüntü. Kolektif bilinçdışında, 1986 yılındaki Çernobil nükleer felaketi, 1989’da Berlin Duvarı’nın çöküşü, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılması var.

Z kuşağı veya namı diğer “I-Generation“, “Generation-Me“, “Post-Millenials“, “Linksters” vb. 1995 ve sonrasında doğan nesli tanımlamak için kullanılıyor. Günümüzde ergenlik dönemlerinin sonlarına yaklaşan ve genç yetişkinliğe adım atan bu nesil, dünyayı internetsiz ve sosyal medyasız tanımıyor; ayrıca maalesef terörsüz de. 11 Eylül 2001’de Amerika’daki Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan uçak saldırısı ve takiben dünyadaki birçok terörist eylem hatıralarına işlenmiş bulunuyor. Ayrıca teknolojinin çok ileri olduğu bir zamanın çocukları onlar. İnternetin bu neslin dünyaya yaklaşımı nasıl değiştirmiş olabileceği esasen yetişkinlik yaşlarında gözlemlenebilecek. Bir önceki nesil de çocuklarında bilgisayar ve bilgisayar oyunlarıyla, ergenliklerinde ise internetle tanışmış olmalarına rağmen, iki dönemin teknolojisi arasında çoğunlukla sosyal web olarak anılan “Web 2.0“dan kaynaklanan büyük farklar bulunuyor. “Web 1.0“, sadece pasif bilgi tüketimi imkanı verirken; “Web 2.0“, bilginin ortaklaşa üretimini, paylaşımını, sosyal ağların büyümesini ve gerçek kimliklerin uzantısı olan sanal kimlikleri beraberinde getirdi. Bu sebeple Y jenerasyonu “Net-Generation” diye anılırken, Z jenerasyonu “I- Generation” olarak adlandırıldı. Bu gelecek yetişkin nesil, başka bir deyişle bir sonraki tüketici nesil, bir yandan da büyük markaların ilgi odağı. Şirketler pazarlama stratejilerini daha uygun hale getirebilmek için bu neslin alışveriş alışkanlıklarını, internet kullanımlarını ve dünyaya bakış açılarını daha iyi anlamaya çalışıyorlar. Günümüzde bu nesli daha yakından tanımak için sosyal bilimler farklı alanlarda birçok araştırma yapıyor. Sosyal ilişkiler, bilişsel farklılıklar, eğitim-öğrenim, benlik anlayışı, üzerinde çalışılan başlıca konular arasında.

“İnternet ve sosyal medya kullanımı Z jenerasyonu olarak adlandırılan bu neslin sosyalleşme biçiminin en önemli belirleyicilerinden biri.”

İLETİŞİM

Z kuşağında, yüz yüze sözel ifade şekillerinin yerini çoğunlukla yazılı ve görsel mesajlar almış bulunuyor. Uzman Psikolog İpek Burcu Şaşmaz, bu durumun kendilik halinin gösteriminde, duyguların psikolojik işleyişinde ve dolayısıyla da iletişim üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu paylaşıyor: “Gösterilen kendilik hali değişiyor, ancak duygular hep aynı duygular. Duyguların ifade edilmesinin engellendiği bir ortam oluşuyor. Daha çok yazarak ya da fotoğrafla kurgulanan kendilik ile kurulan iletişim şekli, bedensel ifadelerin de uygun biçimde ortaya çıkmasını engelliyor. Tüm bunlar duyguların yaşanmamasına, yaşananların işlenmemesine sebep oluyor. Bu da diğeriyle kurulan iletişimde aksaklıklara sebep olabiliyor.” Bir önceki nesilde, yaşanılanlar ve duygular arasında dijital platformlar bulunmuyordu, bu sebeple bu tür bir kopukluk yaşamış değiller. “Önceki nesiller, yakın ve samimi ilişkilerin nasıl kurulacağına dair hem daha fazla sosyal beceriye hem de ortama sahiptiler.

“Kendini gösterme arzusuyla şekillenen bir tür iletişim tarzı doğuyor. Bu da Z kuşağı çocuklarını öteki odaklı değil, kendi odaklı haline getiriyor.”

Stalk’lanan sosyal ilişkiler

İnternet ve sosyal medyanın Z kuşağının ilişkilerine nasıl bir etkisi oldu? Etrafımızda bu yaştaki kişilerin çoğunlukla akıllı telefonları ile meşgul olduklarını gözlemleyebiliyoruz. Arkadaşlarıyla mesaj, ses kaydı, fotoğraf, video ve emoji aracılığıyla sürekli iletişim halindeler. Günlük hareketlerini sosyal medyada yayınlıyorlar. Dışarıya karşı ilgisiz ve dikkatleri dağınık gibi görünebiliyorlar. Bu yıl üniversiteye başlayan 1999 doğumlu Uğur, en çok kullandığı sosyal medya aracı olan Instagram’ın sosyal yaşamındaki yerini bizimle paylaşıyor: “Bir kafede arkadaşlarla buluştuğumuz zaman, biraz sohbet ettikten sonra herkes Instagram’ı açar, biraz kendi Instagram’ında dolaşır. Ara sıra da ilginç bulduğumuz fotoğrafları birbirimize gösteririz ve bunlar hakkında konuşuruz.” Önceki nesillerin hep beraber televizyon izlemesini veya basılı fotoğraflara bakmasını çağrıştıran bir etkinlik. Diğer birçok yaşıtı gibi Uğur için de “haberleşmek önemli” ve sosyal medyanın sosyalliğini arttırdığını düşünüyor: “Bence internet sayeside hayat çok daha sosyal. Bir etkinliği buradan öğreniyorsunuz. Başka nereden öğrenebiliriz bilemiyoruz.” Uğur’un arkadaşlarından Özgür’e göre, “stalk” yani birini gizlice izleyebilmenin mümkün olması sosyal medyanın olumlu bir yönü. 1998 doğumlu İdil ise bazı uygulamalarda mesajların okunup okunmadığının görünmemesinden hoşlanmıyor. Karşıdakini hızlıca birçok açıdan değerlendirecek bilgilerin varlığı ve mesajlarımızın ulaştığına dair kesin bilgi, sosyal ilişkilerde artık yerleşmiş işleyişler. Özgür, hiç bu amaçla kullanılmamış olsa da, yeni arkadaşlar edinmek için bunların iyi platformlar olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “Mesela okulda gördüğün ama konuşma imkanının olmadığı bir kişiyle ilişkini yazışarak başlatabilirsin.” Son olarak, Uğur, bu platformlarda iletişimin bazen uygulamanın kapasitesini bile aşabileceğinden bahsediyor: “Whatsapp gruplarını sevmiyorum. Eğer ciddi bir amaçları yoksa sürekli mesaj geliyor ama konuşulanlar bence oldukça gereksiz. Bir keresinde telefonumdan iki gün uzak kaldım. Telefonu tekrar aldığımda, Whatsapp’taki gruplarımdan gelen toplam bin 400 mesaj vardı, okumam imkansızdı, uygulama kilitlendi.” Genel sonuçlara varmak için yüzlerce hatta binlerce gençle anket yapılması gerekir. Ancak bu kısa görüşmeler, Z kuşağının internetteki bu uygulamaları sosyal ilişkilerinin merkezine yerleştirdiğini düşündürüyor.

Üniversitede okuyan gençlerle çalışmalarını sürdüren Uzman Psikolog İpek Burcu Şaşmaz‘a göre, “İnternet ve sosyal medya kullanımı Z jenerasyonu olarak adlandırılan bu neslin sosyalleşme biçiminin en önemli belirleyicilerinden biri. Bu neslin çocukları internetsiz büyümüş diğer nesillerden çok daha aktif bir görüntüye sahip, ancak bir o kadar da gerçek sosyal beceri açısından zayıflaştıkları bir tablo ortaya çıkıyor.” Şaşmaz, bu durumun iletişimlerini de şekillendirdiğini belirtiyor: “Sosyal medya üzerinde öğrendikleri yeni, bizim çok aşina olmadığımız, daha açık ve hatta sert, karşı tarafı önemseyerek değil, geneli düşünerek kendilerini sundukları, kendini gösterme arzusuyla şekillenen bir tür iletişim tarzı doğuyor. Bu da bu neslin çocuklarını öteki odaklı değil, kendi odaklı haline getiriyor.” Şaşmaz, iletişim olanağını sadece internette bulanların, bu platformlarda aldıkları duygusal darbeleri işlemekte zorlandığını, bu süreçte daha içe kapanık, alıngan veya daha sinirli, acımasız olarak iki uçlu davranışlarda bulunabileceklerini belirtiyor. Yine benzer şekilde, duygularında da hayranlık ve tam tersi arasında gidip gelen iki uçlu değişimler gözlemlenebiliyor.

Ben-Jenerasyonu

Bu jenerasyonun diğer bir özelliği de “Ben-Jenerasyonu” (Generation-Me) olarak anılmaları. İpek Burcu Şaşmaz’a bu neslin özelliklerinden biri olan benmerkezciliğin, sosyal medyanın kendi hayatını paylaşma ve yüceltme üzerine kurulu olmasının bir sonucu olup olmadığını sorduk. “Elbette başka sebepleri de var. Bazı ebeveynlerin sınır çizmemesi, değer vermeyi öğretmeyi unutmaları ve kapitalist toplumların bireyin daha çok tüketmesini teşvik etmesi gibi” diyen Şaşmaz, tek etkenin sosyal medya olmadığının altını çiziyor. “Bir kişiye, bir işe ya da sahip olunan herhangi bir şeye değer vermenin belki de engellendiği bir dönemden geçiyoruz ve sosyal medya buna katkı sağlıyor.” Bu neslin çocuklarının bazen sadece kendilerini önemsemesi, bu doğrultuda bir hayatlarının olmasını istemeleri ve buna ulaşabileceklerine tamamen inanıyor olmaları belki de bu ailesel ve toplumsal bağlamlardan kaynaklanıyor.

Zihinsel süreçlere etkisi

Z nesli, birçok uygulamayı aynı anda kullanabiliyor, birinden diğerine aksamadan geçebiliyor, hızlıca sınırsız bilgiye ulaşabiliyor. Bu durumun bilişsel süreçlere, başka bir deyişle hafıza, öğrenme, dili kullanma, muhakeme etme gibi zihinsel süreçlere etkisinin olacağı tahmin ediliyor. Uzman Psikolog Şaşmaz’a göre, bu gençler yeni bilişsel öğrenme yöntemlerine sahipler. “Önceki nesillere göre daha hızlı öğrendiklerini düşünüyorum. Ancak çok daha hızlı da unutuyorlar.” Aynı zamanda birçok görevi yapabilmeleri de diğer bir özellikleri. “Aynı şey üzerinde, bütün algıların bir yere kilitlendiği, kısa süreli odaklanma olarak yaşanan bilişsel süreç bir anda başka bir şeye, hatta aynı anda birden çok şeye odaklanılarak parçalanıyor. Bu parçalanmanın insanı olumlu bir şeye götüren bir gelişme olup olmayacağını bize ancak zaman gösterecek.” Z kuşağının görevler arasında hızlı geçiş ve aynı anda birçok iş yapabilme becerisi yeni norm haline gelebilir mi? “Normlar değişiyor; bizim belki odaklanma problemi olarak görebileceğimiz durum artık normal bir şey haline gelebilir ya da öğrenmeyle alakalı bildiğimiz yollar artık işe yaramıyor olabilir” diyor Şaşmaz. İngiliz filozof Francis Bacon’un günümüzde hala geçerliliğini koruyan ünlü ifadesi “bilgi güçtür“den yola çıkıp, Z neslinin bilgiyle olan ilişkisine dair Şaşmaz’ın fikrini alarak sonlandıralım: “Bilgi artık çok kolay ulaşılabilir ve bir şeyi biliyor olmak bu nesil tarafından artık o kadar da gerekli bulunmuyor. Bilmenin değersizleştirildiği genel bir değişim yaşıyor olabiliriz. Bu değişikliğin bilime ve insan gelişimine ne tür etkileri olacak, ben de çok merak ediyorum.” Yarı bilimkurgu hayatlarımızda bekleyip hep beraber neler olacağını göreceğiz.

UZMAN GÖRÜŞÜ

“İlham veren yöneticilerle çalışmak istiyorlar”

İnsan Kaynakları Uzmanı, Psikolog Tuğba Çarpa, iş hayatında tersine mentorlukla Z kuşağının sosyal medya uzmanlığına başvurulması gerektiğini söylüyor.

Z kuşağının değerleri ve öncelikleri nelerdir?

Z kuşağının değerleri; şeffaflık, fırsat eşitliği, kendini özgürce ifade edebilmektir. Öncelikleri; hiyerarşiden uzak bir iletişim ortamında bulunmak, sonuca odaklanmak ve kompakt düşünce yapısıdır. Z kuşağı için iş hayatında takdir edilmek, hızlı aksiyon alıp inisiyatif kullanmak en önem verilen faktörlerdir.

Z kuşağının iş hayatına yönelik bu beklentilere sahip olması, günümüz dünyasında bulunan X ve Y kuşağı yöneticilerin liderlik, koçluk, değişim yönetimi alanlarında kendilerini sürekli eğitim ortamında bulundurmalarını gerekli kılacaktır. İş dünyasında stajyer statüsünde kendisine yer bulan Z kuşağı bireyler; yakın bir gelecekte çalışan olarak konumlandığında, iş ortamının ve iş süreçlerinin eğlenceli, yaratıcı, dinamik, teknolojiyi yakından takip eden ve dijital gelişmelere, sosyal medyaya yakın olmasını tercih edecektir. Bu çerçevede gerekli konumlandırmayı yapmayan işletmelerin, yetenek yönetimi alanında öne çıkan Z kuşağı çalışan adaylarını kaçırması doğal karşılanmalıdır. Z kuşağının hızlı sonuç alan, aksiyoner yönünü şirket için pozitif faydaya çevirmek adına, yöneticilerin iş yapış biçimlerinde hiyerarşiden uzak, eşitlikçi ve rol model olan bir duruş sergilemeleri beklenmektedir. Z kuşağı için kapsamlı yan haklardan çok şirketin teknoloji alanındaki gelişmeleri mevcut iş ortamına hızlı adapte etmesi daha kritik bir faktördür. Z kuşağının iş dünyasından beklentisi ilham veren, ışık saçan, aydınlık zihinli çalışma arkadaşları ve yöneticilerdir. Günümüz dünyasında Z kuşağının dijital okur yazarlığı çok gelişmiş olduğundan tersine mentorlukla Z kuşağının sosyal medya uzmanlığına başvurulması motivasyon artırıcı bir faaliyet olabilir.

Z kuşağı diğer kuşaklardan farklı özellikleriyle iş dünyasına neler katacak? İş yapış biçimleriyle günümüz algılarını, beklentilerini nasıl değiştirecekler?

2000 ve sonrası doğumlu kişilerden oluşan bir kuşaktır. Bu kuşağın en temel özellikleri, yapılan araştırmalara göre, bilgisayar kullanmaya başlama yaşlarının 8, interneti kullanmaya başlama yaşlarının 9 ve cep telefonu kullanmaya başlama yaşlarının 10 olmasıdır. Teknolojiye bu kadar yakın yaşayan bir kuşakla konuşurken çok dikkatli olunmalı. Verdiğimiz mesajların Z kuşağının değerlerine ve önceliklerine hizmet edip etmediğini kendi içimizde tartmalıyız. Sabırsız ve sadakati olmayan Z kuşağının, sürekli yaratıcılık ve eğlenceli bir ortam peşinde olduğunu zihnimizde hep saklı tutmalıyız.

PAYLAŞIMLAR

Dilay Naz, 20 yaşında, psikoloji öğrencisi

“Olayların daha popüler yanına odaklanıyoruz”

Kendi jenerasyonunuzu nasıl görüyorsun? Bizim gündelik sorunları görmezden gelen bir yanımız var. Daha bireyseliz. Evet, bir sürü olay oluyor ama teknolojiyle beraber her şeyin daha popüler yanına odaklanıyoruz. Oysa sosyal medya dışında da şeyler oluyor. Aktivist bir genç kitle var bence ama bazen de olayları sadece sosyal medyada “like” almak için kullanıyorlar. “Ben bilinçliyim” gibi göstererek ne kadar “like” aldığına önem veriliyor diye düşünüyorum. Artık insanlar kendilerini geliştirmek için daha çok çabalıyor. Dünya inanılmaz hızlı gelişiyor, teknoloji bu hızla giderse bizim bile aklımızın alamayacağı şeyler olacak. Yeni nesil bu değişimi bizden daha da çok yaşayacak.

Lal Su, 20 yaşında, psikoloji öğrencisi

“Rahat, yaratıcı ve bilgili insanların olduğu bir ortamda çalışmak isterim”

Nelerden ilham alıyorsunuz? Özgüven artırıcı, feminist şarkılar. Örneğin, Beyonce’nin şarkıları bana özgüven veriyor. Dinlediğimde farklı bir insana dönüşüyorum. YouTube’dan Amerikan “talk show“ları izliyorum bir de. Hem gündemi takip ediyorum hem de eğlenceli oluyor. Hafta sonları da arka arkaya hafta içi izleyemediğim dizileri izliyorum. İlerisi için de iş konusunda ciddi ama rahat bir yerde çalışma hayalim var. Kıyafet kuralı olmayan, müzik açıp çalışabileceğim bir ortamda çalışmak istiyorum. Çevremde olabildiğince rahat, yaratıcı ve bilgili insanlar olsun isterim.

Ceren, 21 yaşında, psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğrencisi

“Her işimi yaparken telefonum önümde”

Teknolojiyle aran nasıl? Ders çalışırken kitaplarımı masaya koyuyorum, yanına da telefonumu. Mesaj gelmişse, direkt cevap verip geri dönüyorum, zaten saniyelik bir iş. Her işimi yaparken, telefonum önümde diyebilirim. Çok fazla okuma yapmam gerekiyor, telefon dikkatimi dağıtıyor. Birkaç kere başka yere koyup ders çalışmayı denedim ama bu sefer de rahat edemiyorum. Bir şeylerden uzak kalıyormuşum gibi geliyor. Sinemada bile ara sıra bakıyorum. Telefonumu evde unuttuysam, bir şekilde onu gidip mutlaka alırım. Çünkü her şeyim onda. Arkadaşlarımın yanında telefona bakmamaya çalışıyorum ama doğal olarak fotoğraf çektikten sonra onu filtreleyip düzenlemek için 10-15 dakika herkes telefonuna bakar. Televizyon izlemiyorum. Dizileri bile bilgisayardan izliyorum.

Yazı: Nihan Karahan

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

YILDIZLAR SİZE SESLENİYOR!

Sonraki Yazılar

TERAPOTİK POSTA