yurumek-neden-onemli (1)

YÜRÜMEK NEDEN ÖNEMLİ?

 

 

Yürümeyi bu kadar önemli kılan nedir? Baktığımızda herkes bir ayağını diğerinin önüne atmayı bilir. Yapılması gereken tek şey bunu tekrarlamaktır; sağ, sol, sağ, sol…

Aslında bizi böyle derin düşünmeye iten Frédéric Gros’un yazdığı “Yürümenin Felsefesi” adlı kitabı oldu. Zihinleri hayran bırakan düşünürlerin yürüyüşe olan bağlılığı karşısında, “Beden, ezip geçtiği toprakta demlenir” sözü gerçek oluyor ve insanın yürüyüp gidesi geliyor. Çocuk oyuncağı bir eylem, insana derin bir anlam katıyor.

Peki, bu nasıl oluyor? Psikoterapist Can Gürsoy, “Hafızamız, düşüncelerimiz, duygularımız, anlamlarımız, tercihlerimiz, kişiliğimiz; bizi biz yapan her şey beynimizde salgılanan kimyasalların eseridir” diyor ve ekliyor: “Yapılan bilimsel araştırmalara göre, düzenli yapılan yürüyüş sayesinde serotonin ve endorfin nörotransmitterlerinin salgılanmasını artırabiliriz. Serotonin nörotransmitterinin salgılanması arttığında, kendimizi canlı ve zinde; azaldığında ise depresif, zihnen ve bedenen yorgun hissederiz. Benzer şekilde ağrı kesici görevi olan endorfin salgılandığında, kendimizi mutlu ve huzurlu hissederiz.” Bu nedenle Gürsoy, kendimizi zihnen yorgun, mutsuz ve huzursuz hissettiğimiz zamanlarda yürüyüş yapmanın üzerimizde yaratacağı değişime bir şans vermemiz gerektiğini hatırlatıyor. “Biz ‘beynimizin’ eseriyiz. Değişim ise hayatın tek talebidir. İhtimallere kendini açan ve değişime izin veren bir kişi ‘yürüdüğü yolun’ ona sunacağı manzaralara kavuşabilir”.

Diğer taraftan Frédéric Gros, “Yürümek söylenti ve yakınmaları aniden susturur; içimizde durmadan başkalarını eleştiren, kendini değerlendiren, yorumlayan, izaha yeltenen sonu gelmez gevezeliği keser. Yürümek kuyruk acılarını, ahmakça tatminleri, kolayca alınmış hayali intikamları açığa çıkaran kendi kendine konuşmaları bitirir. Bir kez ayakları üzerine dikildi mi, olduğu yerde kalamaz insan” diye açıklıyor “Yürümenin Felsefesi” adlı kitabında.

Yürümenin sihirli bir eylem olduğunu kabul etmemek imkânsız artık. Ancak yaratıcı düşünmek için, nasıl yürümek gerektiğini de bilmek gerek. Yalnız mı, kalabalık mı, hızlı mı, yavaş mı? Bunu en iyi, yazar Robert Louis Stevenson açıklıyor: “Yürüyüşten hakkıyla keyif alabilmek için yalnız olmak gerekir. İki kişi bile olsa yürüyüşe grup halinde çıktıysanız, buna sadece lafta yürüyüş denir. Esasında pikniğe çıkmışsınızdır. Yürüyüşe yalnız çıkılmalıdır, çünkü yürürken özgürlük elzemdir, keyfinize göre durabilmeli, devam edebilmeli, istediğiniz yola sapabilmelisiniz, ritminizi bizzat kendiniz belirleyebilmelisiniz” der kitabında.

Frédéric Gros ise, “Birlikte yürürken adımlar çarpışır, aksar, yanlış hızda gider. Yürürken öncelikle temel ritminizi bulmanız, onu korumanız lazım. Doğru temel ritim size uygun olan, sizi yormayan ve tükenmeden 10 saatten fazla yürümenize olanak veren ritimdir. Ancak bu ritim şaşmazdır. Bir başkasının ritmini yakalamak, yani normalden daha hızlı ya da yavaş yürümek zorunda kaldığınızda, bedeniniz bu adımları gerektiği gibi takip edemez. Beden makine değildir. Ara ara kendini gevşetir ya da keyif anları yaratır” diyor.

“Bizim ethosumuz açık havada, tercihen yolların bile tefekküre daldığı ıssız dağlarda veya deniz kıyılarında yürüyerek, sekerek, tırmanarak, dans ederek düşünmektir” der Nietzsche de. Thoreau, Rousseau, Rimbaud, Kant, Freud ve diğer birçok düşünür de aynı fikirdedir. Aradan yüzlerce yıl geçtikten sonra “Frontiers in Psychology”de yayımlanan bir araştırma da onları destekler. Yaratıcı düşünmek istiyorsak, yavaş, dolaşarak ve kendimizin belirlediği şekilde yürümemiz gerektiğini söyler.

Yazı: Ebru Paksoy

 

 

Önceki Yazılar

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK NE ZAMAN ORTAYA ÇIKAR?

Sonraki Yazılar

HİÇ Mİ ÖFKELENMEYECEĞİZ?