yuksek-duyarliliga-sahip-olmak

YÜKSEK DUYARLILIĞA SAHİP OLMAK

 

 

Her şeyi, her zaman çok yoğun hissetmek… Yüksek duyarlılığa sahip kişiler gündelik hayatta böyle yaşıyor. Bunu kabullenmek ve bir zenginliğe dönüştürmekse mümkün. Eğitim bilimci ve sosyolog Süheyla Pınar Alper, kendini de yüksek duyarlı olarak değerlendiriyor ve bunun bir zenginlik olduğunu anlatıyor.  

“Uzun yıllar bu özelliğimi zayıflık olarak algılamış insanlardan biri olarak, ben de gücümü keşfetmenin verdiği hafiflik, huzur ve özgürlük duygularını kelimelere sığdırmakta zorlanıyorum. Bu kabulün temelleri benim için, Belçika’da pedagoji alanında yüksek öğrenimimin sırasında karşılaştığım ‘empati ve öğrenci merkezli eğitim kavramları’ ve ‘etkili öğretmenlik teknikleriyle’ tanışmamla atıldı; anneliğimle taçlandı.

Duygusal zekâ, etkili iletişim ve şiddetsiz iletişim becerileri tüm yüksek duyarlılıklı kişilik sahibi insanlar için olduğu gibi benim için de can simidi oldu. Bana ciddi anlamda güç veren en büyük adımı ise, Elaine Aron’un yazıları sayesinde, bu özelliğin bir adı olduğunu öğrendiğimde atabildiğimi söylemeliyim. Kendimi ve sınırlarımı keşfettikçe, farkındalığımı artırmak için emek verdikçe ve hayatımı olabildiğince ihtiyaçlarıma uygun olarak planlayıp düzenledikçe, yüksek duyarlılığımın, ilk gençliğimdeki gibi kaybettiren değil, kazandıran bir özelliğe dönüştüğünü adım adım yaşadım, yaşamaktayım.

Doğuştan gelen normal bir özelliğe sahip ancak azınlıkta olan bu insanlar, genelde çevrelerinden aldıkları ‘Kendine gel’, ‘Bu kadar duyarlı olma’, ‘Abartma’ gibi tepkiler sonucu kendilerini yalnız, tuhaf ve anlaşılmamış hissedebilir. Bu özelliklerini ‘zayıflık’ olarak algılayabilirler, çünkü bu kadar eleştiri karşısında kendileriyle barışık olmaları, kendilerini kabul etmeleri zorlaşabilir.

‘Yüksek duyarlılık, başkalarının gözünden kaçabilecek gizli ayrıntıları, bir bakışın, bir duygunun ya da basit bir yorumun altında gizlenen mesajı yakalayabilmeyi sağlayan sıra dışı bir yetenektir. Fazladan bir gözlük takmak gibidir’ der Aron.

Psikoterapist Andrea Wachter’a göre yüksek duyarlılıklı kişilik sahibi insanlar, hayatın keyifli anlarını çok daha dolu dolu yaşarlar. Empati yetenekleri yüksektir. Ayrıntıları fark ederler, kolay öğrenirler, yaratıcıdırlar, sezgileri de güçlüdür, çevreleriyle kolay uyum sağlarlar. Tehlikeyi ilk hissedenler, ışığı ilk görenler onlardır. Bu özellikleri onları gerek iş yaşamında gerekse yakın ilişkilerde güçlü kılar.

‘Acaba yüksek duyarlıklı bir kişiliğin olabilir mi? Aron’un minik testine bakmak iyi fikir olabilir’ dediğim pek çok danışanım, bu farkındalık sayesinde kendilerini sonunda kabul edebildiklerini ve zayıflık sandıkları özelliğe sahip çıkmayı öğrendiklerini, onu bir güç olarak hissettiklerini dile getirdiler.

Yüksek duyarlılıklı kişilik sahibi yetişkinlerin kişisel gelişimlerine emek vermeleri, sosyal duygusal öğrenme becerilerini öğrenmeleri ve içselleştirmeleri bu ayrıcalığı sindirmelerinin, güce dönüştürmelerinin ve hem kendilerine hem de hayata katkılarını zenginleştirmelerinin olmazsa olmazıdır.

Yüksek duyarlılıklı kişiliğe sahip çocuklar onları sevgi, bilgi ve farkındalık üçgeninde yetiştiren ebeveynlere sahipseler, zaten güçlenerek yetişme imkânını yakalarlar. Her çocuk ve her insan etkili iletişim, duygusal zekâ ve şiddetsiz iletişim becerilerinin hayatın içinde yer aldığı ortamda zaten ‘çiçek açarken’, yüksek duyarlılıklı çocuklar bu tür iletişim ortamlarında duyarlılıklarını ifade edebildikçe, onunla baş etme ve onu güce çevirme şansını yakalamış olurlar.

Duyarlı bir sinir sistemine sahip olan bu insanlar, çoğunluktan farklı çalışan beyinleri sayesinde aydınlatabilecekleri hayatlar, devirebilecekleri dağlar olduğunu ne kadar erken fark ederlerse dünyaya da o kadar çok şey katabilirler.”

 

 

Önceki Yazılar

İLHAM VEREN CÜMLE: YEKTA KOPAN

Sonraki Yazılar

ÖZGÜVEN KAZANMANIZA YARDIMCI OLACAK BEŞ EGZERSİZ