yorucu-duygularla-basa-cikmanin-10-yolu

YORUCU DUYGULARLA BAŞA ÇIKMANIN 10 YOLU

 

 

Bizi yoran duygularla nasıl başa çıkabiliriz? Hassas anların üstesinden gelmenin yollarını keşfedin.

1. Sizin iyiliğinizi istediklerini düşünün

“Temel olarak isimlendirdiğimiz duygular, pozitif veya negatif değil, uyarı sinyalleridir” diye açıklıyor psikoterapist Catherine Aimelet-Périssol. “Duygular, bir olay veya durumun yaşama uygun (neşe sayesinde) veya tehdit edici olup olmadığı (korku, öfke veya üzüntü aracılığıyla) hakkında bizi bilgilendirirler.” Ve zamanın başlangıcından beri varlığımızı sürdürmemiz için hareket etmemiz yönünde baskı yaparlar.

2. Duygularımızın bir sebebi olduğunu kabul edin

Bizi duygulandıran ufacık bir şey olsa bile bunun bir sebebi vardır. “Duygu her zaman haklıdır. Bir anlamı ve işlevi, aynı zamanda da hep farkında olmasak da iyi bir sebebi vardır. Beynimiz hafızamıza varlığımızı garanti altına alan hayati bilgiler kaydetmiştir” diyor Aimelet-Périssol. Eğer geçmişte bir olay tehlikeyle ilişkilendirilmişse ve dolayısıyla böyle kaydedilmişse, benzer her durum, görünüşte zararsız olsa bile, doğal olarak duyguyu tetikler.

3. Duyguya duygu eklemeyin

Duygunuzun var olmak için iyi bir nedeni olduğundan, onu suçlamayın. “Korkusu hakkında endişe duymak, öfkesine kızmak veya üzüntüsüne kederlenmek… Bunlar ilk duyguyu yorum ve yansıtma seli altında bırakarak yoğunlaştırır. Kendimizi bu sayede, deneyimlediğimiz ve bizi yoran duygudan kurtarabileceğimizi sanırız, oysaki sadece duyguya duyguya katmaktayızdır. Bu şekilde psikolojik acı artar. Sadece ilk mesajı dinlemek ve onu anlamak daha akıllıcadır.”

4. “Ben değil, o!”

Hayır, gayet sizsiniz! Kendinize düşen sorumluluğu kabul edin. “Dışsal bir olay tarafından tetiklenmiş olsa bile bu sizin duygunuz. Duygularınız size aittir ve bu iyi bir haber, çünkü onlarla bir şeyler yapabilir, arzuladıklarınıza ve/veya eksik hissettiklerinize dikkat edebilirsiniz” diyor Aimelet-Périssol. Pastanın üzerindeki kiraz da şu: Mantık çerçevesinde düşünürsek, diğerinin duygularından sorumlu değilsiniz.

5. Bedenin hislerine güvenin

Aimelet-Périssol, zihninizden çok bedeninizi dinlemenizi tavsiye ediyor. “Duygu her zaman bedende bir istikrarsızlıkla başlar: Göğsünüz daralır, kalp ritminiz hızlanır vb. Ne yaşadığınızı tanımlayabilmek için bu hislere dikkat edin. Duruma hemen çözüm aramayın. Önemli olan, bu anı yaşamaya zaman ayırmanızdır.”

6. Drama dönüştürmeyin

Hayır, duygular ölene kadar orada kalmayacak. Aimelet-Périssol, “Eğer duygunun üzerine eklemez ve zihninizde olayı dramatize etmeden bir mola verirseniz, beden hissiyatları birkaç dakika sonra ortadan kaybolur. Sakinliğe geri dönmek için nefes alın, yürüyün, esneyin, gözlerinizi kapatın… İçsel meteorolojimiz sürekli değişir” diyor.

7. Olayların ve etkilerin ayrımını yapın

Sizi üzen ve duygusal süreci başlatan olay ile bundan nasıl bahsettiğiniz arasında ayrım yapın. O an kendinizi mi yargılıyorsunuz, yoksa diğerini mi? Düşüncelerini okuduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Durum hakkında aceleci ve negatif sonuçlara mı varıyorsunuz? Düşündükleriniz genellikle olan bitenden çok uzaktır. Kendinize, yani normal ve dolayısıyla hassas bir insana, yakın olabilmek için projeksiyon ve fantezilerden uzaklaşın.

8. Filmi tekrar izleyin, senaryoyu uzatmayın

Zihinsel gevezeliklerin sizi kötü davranmaya itmesini engellemek için, sizi şok edenin ne olduğunu tekrar düşünün. Somut olarak ne oldu? Sizi ne duygulandırdı? Ne gördünüz, duydunuz, algıladınız? Nasıl tepki verdiniz? Ortadan yok olmak mı (korku), savaşmak mı (öfke) veya fırtına geçene kadar kabuğunuza çekilmek mi (üzüntü) istediniz?

9. Kabul edin, duygu problem değil

Ve hatta çözümün başlangıcı. Kendinizi daha iyi anlayın, kendinizle ilgilenin ve kendinize iyi bakın. “Duygu, ihtiyaçlarımızdan biri karşılanmadığında ortaya çıkar. Korku genelde, daha fazla güvene ihtiyacımız olduğunu gösterir. Öfke, kendimizi daha iyi tanımaya ve hatamızı kabul etmeye ihtiyaç duyduğumuza işaret eder. Üzgün olmak ise başımıza gelenin ne olduğunu anlamaya ve anlam vermeye ihtiyacımız olduğu anlamına gelir.” Bir de şükredilen anlar vardır. Örneğin sevinç; açıklık, enerji, canlılık ve mutluluk arzusunu beraberinde getirir.

10. Duygulanmayı sevin

Kararsız kalmayın. Hayatınıza duyguyu ve yüksek duygu riski taşıyan durumları davet edin. Catherine Aimelet-Périssol, alışkanlıklarımızı değiştirmemiz konusunda tavsiyede bulunuyor. Kaçmayın (“Eğer toplum içinde söz almazsam, korkmam”), her şeyi kontrol etmeyin (“Eğer bana boyun eğmelerini sağlarsam, öfkem geçer”) veya her şeyi açıklamaya çalışmayın (“Eğer arkadaşımın suratının neden asık olduğunu öğrenirsem, daha az üzgün olurum”). Duygularımızı “kontrol” edemeyiz; bizi onlar yönetir. Duygularla beraber yaşamak, onlara karşı veya onlarsız yaşamaya çalışmaktan çok daha yapıcıdır.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

KALITSAL UTANGAÇLIK

Sonraki Yazılar

ÖZ-FARKINDALIĞI ARTIRMA YOLLARI