yeni-normlarin-egemen-oldugu-bir-dunya

Yeni Normların Egemen Olduğu Bir Dünya

COVID-19 salgınıyla beraber tüm dünya yapısal değişimlere gidiyor. Farklı bir dünya tasarlamanın artık bir tercihten çıkıp zorunluluğa dönüştüğünü söyleyen Prof. Dr. Acar Baltaş, “yeni normların egemen olduğu bir dünya”nın nasıl şekilleneceğini anlattı.

Küresel pandemi, değişime uyum ve geleceğe hazırlık açısından tüm şirketleri ciddi bir sınava sokmuş durumda. “Alışılmış yöntemlerle çözülemeyen durumlara kriz denir” diyen psikolog Acar Baltaş’la, bu “kriz”den iyi sonuçlar alabilmek ve bu süreci daha olumlu geçirebilmek için şirketlerin ve çalışanların üzerinde durması gereken yetkinlikleri ve becerileri konuştuk.

COVID-19 salgını ekonomik yönden uzun süreli etkiler bırakacak gibi görünüyor; pandeminin iş dünyası üzerindeki psikolojik etkileri neler olacak? Bu etkiler “yeni normal”i nasıl şekillendirecek?

Ben “yeni normal” demek yerine “yeni normların egemen olduğu bir dönem” demeyi tercih ediyorum. “Korona sonrası hiçbir şey aynı olmayacak” diye yaygın bir söylem var. Buna da kesinlikle katılmıyorum. Hiç şüphesiz bazı şeyler değişecek. Onları anlatmaya çalışacağım. Ancak insanların alıştıkları hayat tarzına dönme istekleri değişmeyecek ve bunun için dönüm noktası, tehlikenin geçtiğinden emin olmaları. Çünkü alışkanlıklar ince ipliklerle dokunmuş halatlardır ve bir kuşağın yaşam süresi içinde değişmesi mümkün değildir. Ancak değişecek şeyler de var. Krizler var olan eğilimleri güçlendirir, hayata geçmesi uzun zaman alacak bazı değişiklikleri hızlandırır. COVID-19 krizinin kısa vadeli en somut iki etkisi uzaktan eğitim ve uzaktan/evden çalışmadır. Evden çalışmak, hem çalışanlar hem de yönetenler açısından iki tarafı keskin bir kılıçtır. Çalışanlar açısından zorluk işe odaklanmak, kurumlar açısından zorluk ise çalışanın gerçek verimliliğini ölçmek ve aidiyeti sağlamaktır. Bu nedenle, çalışanlar “göz önünde ve el altında” olurlarsa işlerini yaptıkları varsayılır. Özellikle kurucu babanın yöntemlerinin geçerli olduğu şirketlerde patron işten ayrılmadan işyerini terk etmek, çalışmayı hafife almak sayılır ve iyi gözle bakılmaz. Ancak evden/uzaktan çalışmanın yaygınlaşması kadınların kariyer ve aile arasında seçim yapma zorunluluğunu azaltacağı için iş hayatında kadın sayısı ve üst yönetim düzeyinde de kadın temsili artacaktır. Bu her bakımdan olumlu sonuçlar verecek olan bir gelişmedir.

Belirsizlik ve kaygıya ülkemizde zaten yükselmekte olan işsizlik de eklenince toplum psikolojisinin nasıl şekilleneceğini düşünüyorsunuz?

Dünyanın bütünü için, gelir dağılımı ve fırsat eşitliğindeki adaletsizlikte tahammül sınırını aşan bir kırılma ihtimali var. Bu süreci işsizlik izleyecek. Durum, işsizliğin yaratacağı toplumsal hareketlenmeye ve var olan düzene başkaldırmaya dönüşebilir. Bu durumda toplumlar güvenlik ihtiyacı nedeniyle otoriter yönetimleri tercih edebilir veya daha adaletli bir dünya için paylaşımı ve dayanışmayı vaat eden, daha çoğulcu yönetimlere yönelebilir. Sonuç olarak Einstein’ın söylediği gibi, “Yarattığımız dünya, düşünce tarzımızın ürünüdür. Düşünce tarzımızı değiştirmeden dünyayı değiştirmek mümkün değildir”. 1970 yılında 3,7 milyar olan dünya nüfusu bugün 7,7 milyardır ve 2050 yılında 10 milyar olacaktır. Doğa ekonomiye isyan ediyor. Geri dönülmez noktayı çoktan geride bıraktık. Dolayısıyla farklı bir dünya tasarlamak tercih olmaktan çıkıp zorunluluğa dönüşüyor.

“Yeni normların egemen olduğu” bir süreçte, Sağlık Bakanlığı’nın önerdiği tedbirlerle günlük rutinlerimize yeniden dönmeye çalışıyoruz. İşyerleri de farklı önlemler alıyor. Bazıları üç gün ofis, iki gün ev gibi yeni bir çalışma düzeninden bahsediyor. Bazıları ise evden çalışma süresini Eylül ayına kadar uzatıyor. Diğer yerlerde sosyal mesafeye önem vermek gerekiyor. Çalışanların kendilerini güvende ve huzurlu hissetmesi için şirketlerin yapması gereken temel uygulamalar ve vermesi gereken temel mesajlar neler olmalı?

Yeni normların egemen olduğu bir dünyada en önemli fark maske takma zorunluluğunun getireceği değişiklikler olacaktır. İnsanlar duygularını mimikleriyle ortaya koyar ve başkalarını da aynı yolla anlarlar. Maske takmak toplumda yetersiz olan empati düzeyini düşürecek ve insan ilişkilerini olumsuz etkileyecektir. İşi yönetenler açısından çalışanların sağlığını göstermelik değil, gerçekten gözetmeleri ve bunu da hissettirmeleri önem taşıyacaktır.

Geçtiğimiz aylarda birçok şirket zorunlu olarak uzaktan çalışmaya başladı. Şirketler hızlı uyum sağlama yeteneklerini de test ettiler. Bu süreçte edinilen deneyimler iş hayatını bundan sonra nasıl değiştirecek?

Uzaktan veya evden çalışma seçeneği gündeminde olmayan birçok kuruluş için yeni bir durum, işin doğasının elverdiği koşullarda bir seçenek oldu. Özellikle İstanbul gibi yerlerde çalışanların ortalama üç saatinin yolda geçtiği düşünülürse, nitelikli işgücünü istihdam etmek için bu uygulama gerekli olacaktır. Geçen yıl bir bankanın yaptığı araştırma, haftada bir gün evden çalışmanın yüzde yirmi ücret artışına tercih edildiğini ortaya koymuştur.

Evden çalışma süreci özdenetim becerilerinin ve mekândan bağımsız çalışmanın da önemini gösterdi. İK tercihleri açısından çalışanlarda aranan beceriler de bundan sonra değişiklik gösterecek mi?

Biz yaptığımız çalışmayla, evden çalışanlarda gerekli olan beş yetkinlik belirledik:

Kendini yönetme: Gerekli motivasyonu sürdürme, olumlu tutum ve öz kontrol.

Esneklik: Yeni durumlara uyum sağlama, değişen koşullar için fikir ve alternatif yaklaşım geliştirme.

Güvenilirlik: Tutarlı olma, vaat ettiği nitelikte ve zamanda iş çıkarabilme. İletişim: Aktif ve olumlu iletişim, kendini açık ifade etme.

İlişki kurma: İşbirliği sağlayan ilişkileri kurma. Özellikle son iki madde şaşırtıcı, çünkü bunlar duygusal zekânın fonksiyonları ve insanlarla birlikteyken daha önemli olduğu düşünülür. Aynı şekilde uzaktan yönetmek için gerekli olan nitelikler var. Ancak nihai sonuç değişmiyor, insanları merkeze alan yaklaşımın ilkeleri büyük benzerlik gösteriyor, bir ölçüde bunların hayata yansıma biçimi değişiyor. Fakat bunlar önemli ölçüde geliştirilebilir beceriler olarak İK’nın gelişim programları arasında yer alacak.

Daha anlamlı bir iş hayatı, geleneksel yöntemlerin değişmesi, dijitalleşme, kadınların iş hayatına katılımının artması, esnek çalışma saatleri uzun zamandır çalışanların talepleri arasındaydı. Bu süreç bu beklentileri nasıl etkileyecek?

Uyum süreci geride kaldıktan sonra bu krizin birçok olumlu değişikliğin kapısını aralama potansiyeli var. Churchill, “Büyük bir krizi ziyan etmeyin” demiş. Bu dönem de hepimizin hayatında unutulmaz bir dönem olacak. Kaç yıl geçerse geçsin hiç kimse 2020 yılının Nisan ve Mayıs aylarını unutmayacak. Bu dönem anlamsal hafızalarımızda olumlu veya olumsuz yer edecek. Yöneticiler birlikte çalıştıkları kişilerin hafızalarında olumlu bir yer edinmek için çok iyi bir fırsat yaşadılar. Umarım kişisel kaygıları bu fırsatı kaçırmalarına engel olmamıştır.

Röportaj: Deniz Çakmakkaya

ACAR BALTAŞ Psikolog, akademisyen ve yazar. Kurumsal psikolojik danışmanlık alanında hizmet veren Baltaş Grubu’nun kurucusu ve yöneticisi.

 

 

Önceki Yazılar

İç Huzur için Beş Öneri

Sonraki Yazılar

Bağımlılıkla ilgili Gerçekler