yeni-cagin-yeni-kompleksleri

Yeni Çağın Yeni Kompleksleri

Gençlik, sahip olunan beceriler ve performans, yeni sınırlamalar arasında çoktan yerini aldı. Özsaygı üzerinde ağırlıklarını çokça hissettiren bu tür toplumsal beklentileri yakından tanıyalım.

Başka bir çağda, sırf öne çıkık dişlere veya kızıl saçlara sahip olmak bile kompleks nedeni olabilirdi. Günümüzde ise dişler genellikle çocukluktan itibaren düzeltiliyor ve kızıl saçlar ise sadece bir tercih meselesi. Öte yandan, normların medyatikleştiği toplumlarda birçok kişi için bu yeni ideallere uygun olmamak birer hastalığa dönüşüyor. Kompleksler dönemlere göre ve onlara karşılık gelen diktaları takip ederek evrim geçiriyor. Peki, yaşadığımız döneme ait yeni çekingenlik ve utangaçlık eğilimleri neler?

Photoshop Kompleksi

“Eğer daha zayıf olsaydım, her şey daha iyi olurdu” diye düşünüyor 28 yaşında, 1.65 cm boyunda ve 56 kiloda olan Cansu. Profesyonel ve duygusal yaşamındaki problemlerinin çok hafif yuvarlak olan karnından başka bir kaynağı olmadığına kendini ikna etmeyi başarmış. Psikiyatr ve beslenme uzmanı Bernard Waysfeld, yağlardan korkan “lipofobik” toplumlarda kilonun, baştan çıkarma gücünün ve mutluluğun altın standardı haline geldiğini açıklıyor. Güzellik eskiden bir idealse, bugün bir zorunluluk demesek bile bir saplantı. Dergileri dolduran hayali “yaratıkların” mükemmeliyetini borçlu olduğumuz fotoğraf düzenleme programından ismini alan “Photoshop kompleksi’nin” kurbanları artık sayılamıyor. Sıra ise erkeklerde, onlar da mükemmel beden diktatörlüğüyle karşı karşıyalar. “Seçeneğimiz yok” diyor 30 yaşına yeni basan Murat, “Ya kaslısın ya da hiçbir şeysin!”. Psikologlar daha kaslı ve daha yağsız bir vücuda sahip olma saplantısına “Adonis kompleksi” adını veriyor. Psikanalist Samuel Lepastier’ye göre, dayatılan stardartlara ulaşamamanın bu denli acı vermesinin sebebi, günümüzde imaj kontrolünün bir güç ve iktidar işareti haline gelmiş olması. Zamanımızın asıl yabancılaşması imaj tiranlığı mı? Plastik cerrah Sydney Ohana yeni bir fenomene işaret ediyor ve “İnce dudaklar isteyen Afrika kökenli hastalarımın sayısı gittikçe artıyor” diyor. Lepastier’ye göre bu durum endişe verici bir eğilimi yansıtıyor. “Geçmişte siyahi veya melez olmaktan rahatsızlık hissedenler ırkçılık karşıtı bir tavır alıyorlardı. Bugün ise görünüşlerini değiştirmek istiyorlar.” Hastaların bu yaklaşımı estetik operasyondan sonra neden daha mutsuz hissedebileceklerini açıklıyor. Çünkü problemlerinin nedeni değil, sadece belirtisi tedavi edilmiş oluyor.

Yaşlılık Kompleksi

Bir firmada finansal analist olarak çalışan Okan, “Departmanımda yeni işe alınmış bir gence yönelik agresif duygu ve düşünceler beslediğimi fark ettim. 26 yaşında, iş bitirici, enerjik ve tüm yeni teknolojilere mükemmel derecede hâkim. Bu, 52 yaşında benim gibi biri için katlanılamaz bir şey” diye anlatıyor. Mesleki deneyim zamanaşımına uğradığında, zamanın ısırıkları daha da acımasız hale geliyor. Gazeteci Elisabeth Weissman’a göre yaşlılık, dışlanmakla cezalandırılan bir suç. 30 yaşını geçtikten sonra, gençlik etiketi geri alınıyor. “Gençlik” toplumu yaşlıları doğrudan çocuklaştırma ve sorumsuzlaştırma duvarına gönderiyor. Çoğunlukla, çocuk gibi düşünen, davranan ve yaşayan erkeklerin etkisi altında olduğu Peter Pan sendromu, imkânsız bir buyruğun, yani “genç kalmanın” direkt bir sonucu. Bu çocuksu davranışın arkasında, yaşlanma ve sevdiklerini kaybetme endişesi gizli. Olgunlaşmanın kişinin rahatça bağlanmış olduğu varlıklardan ve nesnelerden ayrılma kapasitesine sahip olması anlamına geldiğini hatırlatıyor psikiyatr Juan-David Nasio. Ancak söz konusu “Peter Pan erkekler” klanının büyümeye devam etmesinin nedeni, parçalı bir egoya sahip olmaya katlananların sayısının her geçen gün artması. “Günümüzde kadınlar erkeklerin iş, aile, cinsellik olmak üzere her alanda başarılı olmalarını, feminen yönlerini geliştirmelerini ve hepsinden önemlisi erkek kalmalarını bekliyor” diyerek sitemini dile getiriyor 35 yaşındaki Erdem ve ekliyor: “Tüm bu beklentiler arasında kayboluyoruz ve onları karşılayamamaktan korkuyoruz. Ben istifa ediyorum!”

Penis Kompleksi

Kardiyovasküler cerrahi uzmanı Ronald Virag, önemli sayıda erkeği etkileyen erkekliğinin eksik olduğuna yönelik kanaati, modern bir salgın olarak tanımlıyor. “‘Küçük penis’ ya da penis kompleksi, başkalarının gözünde kendisiyle yüzleşme sürecinde erkeklik krizine bir yanıt olarak ortaya çıkıyor. Aynı zamanda ‘artık erkek kalmadığını’ iddia eden bir kuşak kadının beslediği bir kriz bu. Çocukluğun erken dönemlerinde maruz kalınan pornografik filmler dolayısıyla aşırı büyük penisler görmenin bu tür fobileri destekleyip desteklemediği araştırılmalı.” “Erkek olmanın” ne anlama geldiğinden artık emin olmayan, kadınlardan ve yeni taleplerinden korkan bazı erkekler ise mizojin (kadın düşmanlığı) ya da maço olmak yerine geri çekilmeyi ve çocukça kalmayı tercih ediyor. Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise bu sorumsuzlukları aslında tekrar bir tümgüçlülük pozisyonuna geçmenin bir yolu. “Bir kez çocuk rolünü üzerinize aldıktan sonra, eleştirilerden kaçmış olursunuz. Bu çok farklı, çok ince bir otorite biçimidir” diyor Samuel Lepastier.

Boyun Eğme Kompleksi

Öte yandan, bağımsızlıklarını kazanmış kadınlar da erkekler tarafından müdahale edilme fikrine şiddetle tepki veriyor. “Bir erkek tarafından sevilmenin sadece ona boyun eğmek ve istismar edilmek anlamına geldiğini düşünen, henüz otuzlarının başında, hem aktif hem çekici genç kadınlarla gittikçe daha fazla karşılaşıyoruz” diyor Nasio. Bu kompleks genellikle terk edilme korkusuyla ikiye katlanıyor: “Yalnız kalmak terk edilmekten daha iyidir!” Sonuç olarak, isyankâr bir tavrın arkasında, beyaz atlı prensi bekliyorlar. Hayali olduğu için korkulmayan bir erkek, ulaşılamaz bir ideal.

Kompleks sahibi olanlar sosyal hayatlarında herhangi bir otoriteye boyun eğmenin fikriyle bile panik ve korku hissedebiliyor. “Patronum benimle ne zaman işim hakkında konuşsa savunmaya geçiyorum. Kendimi tutamıyorum, ne yapacağımın söylenmesine dayanamıyorum” diyor gazeteci olan 34 yaşındaki Murat. Nasio’ya göre, boyun eğme kompleksine sahip erkekler genelde çok hassas yapıdalar. Gaddar olarak değerlendirdikleri otoriteye tepki gösteriyorlar. Bütün bu komplekslerde ortak nokta ise her zaman özsevgi. Özsevgi ve özsaygıda bozulmanın bir işareti olan kompleksler, kişinin kendi hakkında düşünmesinin önünde bir engel oluşturmamalı. Özellikle de şunu sormalıyız: Umutsuzca ulaşmaya çalıştığımız modeller insanı kendine daha çok yabancılaştırmıyor mu?