yeniaşk1

YENİ BAŞLAYAN AŞKIN ALTI İŞARETİ


Bir tanışmanın ardından kalbimiz mırıldanmaya başladığında konuştuğu dilin aşk olup olmadığını bilmemiz zor. Ancak bazı ipuçları bize yol gösterebilir. Dört psikolog, “Onu gerçekten seviyorum” diyen davranışlarımızı açıklıyor.

Tabii ki yıldırım aşkı var, tokat gibi, temyizsiz ve hiçbir ayak diremeye mahal vermeyen. İlk bakışta deli bir aşktır; bu coşkunluk saman alevi gibi çok kısa bir zaman sürse bile. Bir de kendini ortaya çıkarmak için zaman alan, yeni başlayan aşk vardır. Daha az gelecek vaat ediyor değildir, fakat tezahürlerinde daha belirsizdir. Bir arkadaşınızın kulağına fısıldadığınızda, ondan bahsediyorsunuzdur: “Biliyor musun? Sanırım onu seviyorum…

Bu belirsizlik duyguların gücünü geçersiz kılmaktan uzak, kendi içimizde kopan bir savaşı yansıtır. “Saygı, güven, huzur ve neşe gibi birçok unsur bizi diğerine doğru çekerken, reddedilme, bağımlı olma, işgal edilme ve hazır olmama korkusu gibi birçoğu da bizi ondan uzaklaştırır” diyor Psikiyatr ve Psikanalist Catherine Bensaid. Üç adım ileri, bir adım geri olan kararsızlık valsinin kaynağında da genellikle bu hevesli ilgi vardır. Yeni doğan ve henüz heceleyen bir aşkın şifre çözümlemesi karşınızda.

1. PEMBE YANAKLAR
Çoğu zaman gönderdiği işaretleri görmezden gelmeye çalışsak bile, aşkta ilk konuşmaya başlayan bedendir. Doktor ve Seksolog Ghislaine Paris, “Endişe bedende adrenalin yükselmesine ve o da kalp ritminin hızlanmasıyla aşırı terlemeye neden olur” diyerek açıklıyor. Ama aynı zamanda aşk, adrenalin karşısında dopamin, serotonin ve endorfini serbest bırakır. Bu aşk hormonları kan damarlarının genişlemesine neden olur, yanakları pembeleştirir ve kimse pek bilmemekle birlikte boynun da rengi değişir. Bu renklenme bakışları üzerine çeker. Bunun dışında, boyun insanlarda en kırılgan alanlardan biridir. Arkaik bir şekilde, birisine aşık olduğumuzda, teslim ve güven işareti olarak kafamızı geriye doğru eğerek kişiye bu alanı sunarız.

Bunların yanı sıra ses de değişiklik gösterir. “Birbirlerini baştan çıkartmak için kadınlar daha ince bir tona eğilim gösterirken, erkeklerse daha boğuk bir ses tonuna sahip olurlar” diyor Paris. Şüphe anında emin olmak için Matematikçi Blaise Pascal’ın şu sözünü unutmayalım: “Bedenin kendi sebepleri vardır, aklın bilmediği.

2. SAKARLIKLAR

İlginç görünmek istiyoruz ama bizden çıkanlar sadece sıradan. Etkilemek istiyoruz ama bardağımızı deviriyoruz… “Bir akşam, çok hoşlandığım bir adamla Çin restoranında akşam yemeği yiyecektik. Masada salata vardı, biberi tatlı sanıp ısırdım ve anında dilim iki katı şişti. Acile anca yetiştik!” diye anlatıyor 40 yaşındaki Leyla.

Seks Terapisti Alain Heril, bu tür eylemlerde arzunun gücünün brüt halini görüyor ve kavrulan bu dilde duygunun lehine bir şekilde sözü önlemenin mükemmel bir yolu olduğunu söylüyor. “Bütün bu sakarlıklar karşı tarafa onun aklımızı karıştırdığını ve karşısında bildiklerimizi unuttuğumuzu belirtmenin dolaylı bir yoludur” diyerek açıklıyor Heril. Yüzeyde istenilen etkinin tersini veriyor gibi görünse de ona gönderdiğimiz bu sinyaller oldukça kuvvetlidir. Psikanalist Sophie Cadalen de bu sakar eylemler hakkında aynı heyecanı paylaşıyor. “Bu çok umut vericidir! Bilinçdışımız bizle oyun oynayarak eğlenir. Durum değerlendirme becerimiz parmaklarımızın arasından kaçar, bu da her zaman önemli bir karşılaşmaya işarettir.

3. TAKTİKLER

Yeni başlayan aşk şüphe ve azaplarla doludur, bazen de onları gizlemek için gülünç taktiklerle. Telefonun çalmasını beklemiyor gibi davranırız, akşam meşgul olduğumuzu varsayarız, oysaki rüzgar gibi özgürüzdür, sonrasında ise beklemekten sıkılırız. Bu sahnelerin ardında ne saklı? “Reddedilme riski altında kendini açığa çıkarma endişesi” diye yanıtlıyor Alain Heril. “Söz konusu bizim narsisizmimizdir. Altında çoğunlukla kendini kötü görme yatar.” Dahası, bilinmeyen topraklarda ilerlediğimizi, diğerinin yerine düşünmek zorunda olduğumuzu, bizden beklediğini düşündüğümüz gibi davrandığımızı ve aslında bunu bilmediğimizi de ekleyelim. Doğallık randevuya davetli değildir. Neyse ki Sophie Cadalen bize güven veriyor: “Hiçbir strateji aşka karşı dayanamaz. Kayıtsız gibi görünmek ancak göreceli olarak mesafeliysek işe yarar.

 

4. DİRENMEK

Hayır, mümkün değil, benim tarzım değil! Sonra, belki çok erken, çok geç, çok…” Yeni başlayan bir aşkın neredeyse kaçınılmaz işareti ona karşı gösterdiğimiz dirençtir. “Bilinçli kriterlerimize uymayan ama yine de bilinçdışımızda istikrarımızı bozan bir partner karşısında biraz kontrolü kaybederiz” diye analizini sürdürüyor Alain Heril. “Şaşkın bir halde mantığımızı kullanarak ne pahasına olursa olsun doğru yola dönmeyi deneriz.” Ayrıca arzumuzdan korktuğumuz için çoğunlukla ona yer açmaya yeltenmeyiz ve kaçmak daha cazip görünür. Bu baş dönmesine ise bir panik hissi eşlik eder. “Bu olan biten her şey çok güzel” diye fısıldar içeriden küçük bir ses ama ya sürmezse? Biter korkusuyla gelecekteki potansiyel kederin önüne geçmek ve mutluluktan kaçmak daha iyi bir seçenek olarak karşımıza çıkar.

5. YANSITMAK

Başlayan bir aşkın başka bir işareti de kendimizi en yalın haliyle mutlu bir geleceğe yansıtma eğilimimizdir. “Metin’le ilk karşılaştığımızda, kendimi hemen onun yanına çöreklenmiş en sevdiğim diziyi izlerken hayal ettim” diyor 35 yaşındaki Ayşen. Alain Heril’e göre bu yansıtmalar, bizi gelecek olayların cereyanı hakkında kendimizi güvence altına almanın bir yolu. “Kendimize diğerinin bizi sevdiği ve arzuladığı bir film gibi hayal ederek, yeni doğan aşkı karakterize eden belirsizlik engelini atlıyoruz.” Ancak Sophie Cadalen, gerçek bir aşktan çok sevilme arzusunu tercüme edebilecek acele projeksiyonlarla ilgili olarak şunları söylüyor: “Diğerinin yeteri kadar alanı olmadığı ve her ne pahasına olursa olsun bir çerçeveye girmek zorunda olduğu bu senaryolardan şüpheliyim. Sevmek, diğerine psikolojik bir yer açmak için hazır olmaktır, sadece kanepede değil!

6. GÜZELLEŞMEK

Hoşumuza giden biriyle tanıştığımızda, engelleri en aza indirgeme ve suç ortaklıklarını arttırma eğilimde oluruz. “Aşkın filizlendiği iki kişiyi gözlemleyin. Ortak noktalarına şaşırıp dururlar: ‘Çocukluğunda tatilleri orada mı geçirdin? Ben de!’ Ve bu noktada gökyüzünden gönderilen bir işaret görürler” diyor Catherine Bensaid. Alain Heril ise “Aşkın bir ilişkiyi süsleme kapasitesi olduğu gibi, aynı zamanda idealleştirme süreci kendimizi daha güzel hissetmemizi sağlar” diye açıklıyor. Bir diğer yararı ise bizi körleştirme ihtimali.

Ancak gerçeği görmeksizin kendinize bir masal icat etmekten kaçının. “Genç kadınlar sevgililerinin hiç ‘Seni seviyorum’ dememesinin nedenini akıllarına gelmediği içindir diyerek yanıtlıyorlar. Ancak görmemenin de sınırları var!” Birçok kişi birine aşık olduğunu düşünüyor ama oysaki sadece aşka aşıklar. Bu durumda diğeri sadece bir beklentiyi, bir ihtiyacı doldurmak için orada. O zaman yaşanılanın aşk olup olmadığı nasıl anlaşılır? Duygu her zaman kontrolden kaçar. “Kendimizi duygular tarafından aşılmış, tamamen akıldan kopmuş, hem durumun hem de kendimizin mantığından uzakta mı bulduk? Daha fazla şüphe etmeyelim, aşığız! Sevmek, insan hayatının en enteresan deneyimidir. O zaman dirençlerimizi bir yana bırakalım ve bizi alıp götürmesine izin verelim” diyerek cesaretlendiriyor Sophie Cadalen. Kısacası, yeni başlayan aşk maceradan yana hareket eder.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

EDEBİYATIN GÖZÜNDEN AŞK

Sonraki Yazılar

ATEŞİ YENİDEN NASIL CANLANDIRMALI?