yemek

YEMEK YEMENİN ÖTESİNDE…


Yemek yemek; karmaşık, somut, sembolik ve yaşamın devamlılığı için kaçınılmaz bir eylem. Günde iki saat 22 dakikamızı yemek yemeye ayırıyoruz. Sadece beslenmek için değil aynı zamanda iletişim kurmak, paylaşmak ve aktarmak için de yiyoruz.

Yazı: Gerard Apfeldorfer
Çeviri: Ekin Nazlı

Yemek yemek sihirli bir eylem. Bize yabancı olan bir madde, karmaşık bir simya yolluyla önce bizim parçamız, sonra da biz oluyor. Bu süreci biz kontrol ediyoruz. Jambonlu sandviçten bir ısırık almaya karar veriyor, bilinçli olarak çiğniyor ve yutuyoruz. Fakat bundan sonra olanlar kontrolümüz dışında. Sindirim sisteminin harekete geçmesini, onun çalışmasını sağlayan şey bizim verdiğimiz komut değil. Hormon salınımları, beynin bu konuda işlemleri yürüten merkezinin harekete geçmesini sağlar. Salgıbezleri salgılar, mide yoğurur ve asitleştirir, bağırsak emilim yapar, boşaltım sistemi ve anüs atıkları vücuttan çıkarır. Ekmeği, yağı, jambonu oluşturan moleküller temel parçalara ayrılır ve sindirim mukozası bunları emdiğinde kanımıza karışırlar. Bazı moleküller hücrelerimizde, bazıları karaciğerimizde, kaslarımızda ve yağ hücrelerimizde depolanır. Diğerleri ise vücudun yeniden yapılandırılmasında kullanılır.

Kendin olmaya dönüşüm

Sindirmek, kendin olmayanı kendine dönüştürmektir. Et ve kan emilimi ile tükettiğimiz besinlerin niteliklerini alırız. Nitekim eski kabilelerin gerçekleştirdiği totemik yemeklerde kabile, hayvan totemlerini yiyerek onlara dönüştüklerini düşünürlerdi. Düşmanlarının beyinlerini yemek onların zekâsını yutmak anlamına gelirdi. Günümüzdeyse biz et yerken güç, süt içerken dinginlik, sebze yemeklerinde yavaşlık ama sarsılmaz bir dayanıklılık arıyoruz.

Kendin olmamaktan kendin olmaya dönüşümün bütünleşme süreci aslında biraz da kaygılı bir süreç, çünkü bütünleştiğimiz nesne biz oluyor. Bir başka deyişle artık kendimiz olmama riski taşıyoruz. Jambon yiyerek kısmen hindi olmuyor muyuz? Kuşku duyduğumuz zamansa yuttuğumuz şeyi kusuyoruz. Fiziksel veya zihinsel zehirlenme korkusu çağlardan beri değişmez bir korkumuz. Daimi olarak karşıt iki arzu arasında kararsız kalıyoruz: Karmaşadan ve kirlilikten zarar görmeden kurtulabilmek ve kendimiz olarak kalabilmek için hiçbir şeyi sindirmememiz gerekiyor. Diğer yandan zenginleşmek, gösterişli görünmek ve güçlenmek için bize yabancı olan şeyleri absorbe etmemiz ve bir parçamız haline getirmemiz gerekiyor.

Değişim nesnesi olarak besin

Yemek yemek bireysel bir eylemdir. Emilim gerçekleşmeden önce besini kabul ederiz. Ayrıca yemek, toplumun kurucusudur diyebiliriz. Yemek öncelikle bir değiş tokuş nesnesidir. Bu armağanı kabul etmek, diğerini kabul etmek ve onunla ilişki kurmak anlamına gelir. Aile yemeklerinin, kutlamaların, ziyafetlerin, romantik yemeklerin ya da iş yemeklerinin olmadığı bir toplumu düşünebiliyor musunuz? Paylaşmayı ve karşındakini reddetmek, kendine onu yabancılaştırmak demektir. Başka bir deyişle, yemeği reddetmek aslında bir bakıma toplumu da reddetmek anlamına geliyor. Toplum yapısını daha güçlü kılabilmek için toplumlar bireysel yönü azaltıp toplumsal boyutta varlığını artırmaya çabalar. Yer, zaman, yeme biçimi, yemek seçimi, pişirilme tarzı ritüel olarak tanımlanmıştır. Sadece yabani hayvanlar ne zaman ve nasıl  isterlerse öyle yerler. Medeni olmak, nasıl ve nerede yenileceğini bilmektir.

Yalnız yemek, sosyalleşmeyi bir kenara bırakmak anlamına gelir. Ekran karşısında yavaş yavaş, kemirir gibi yemek yemek, bizi tedirgin eder, çünkü sezgisel olarak bu durumun sosyalleşmeyi azalttığını hissederiz.

Yol kavşağı

Jambonlu sandviçten bir ısırık almanın görünenden daha karmaşık ve basit bir çiğnemeden öte olduğunu gördük. Yemek yemek bir kavşak gibidir; biyolojik, psikolojik, toplumsal ve insancıl boyutlarda bir  kavşaktır. Herkesi kendi geçmişine götüren bir eylemdir. Yemek yeme tarzını değiştirmek isteyen her insan bilir ki bu durum kendini değiştirmek anlamına gelir. Çünkü yemek yemek bizim tüm korkularımızın ve başkaldırılarımızın yeridir. Kendini kaybetme korkusu; başkası tarafından istila edilme ve dönüşüme uğramaktan kaynaklanır. Söz geçirilemez biyolojik süreçlerin oyuncağı olmaktan korkulur. İnsanlar, toplumun parçasıdır ve onu kapsayan toplumdan ayrılmaktan korkarlar. Aynı zamanda iştahın doyuma ulaşması zevke de davettir. Çevremizde bizi kendine çeken birçok gıda var. Bunun yanı sıra etrafımızda henüz keşfetmediğimiz birçok tat da var! Bu tatların sıradanlaşması düşüncesinden dolayı bu zevklere daha az yöneliyoruz.

Yemek yemek varlığımızı sürdürebilmemiz için gerçekleştirmemiz gereken eylemlerden biri. İşte bundan dolayı bütün bilincimiz ve varlığımızla yaşamamız önemlidir. Yemek yeme eylemi hem kendimizi hem etrafımızı açığa vurur. Yeme davranışlarımızı geliştirerek benliğimizi geliştiririz.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

MAIL KUTUNUZU BOŞALTMANIN SİHİRLİ FAYDASI

Sonraki Yazılar

DAHA ZEKİ BEBEKLER İÇİN…