yavaşlama1

YAVAŞLAMA ZAMANI


İşimiz başımızdan aşkın, sorumluluklara boğulmuş haldeyiz, baskı hissediyoruz… Tüm bunlar için taleplerimize boyun eğmeyen zamanı suçluyoruz. Oysa zamana karşı yarışmayı bırakarak onu en iyi müttefikimiz haline getirebiliriz. Gerçekten dolu dolu bir hayat için…

Bravo! Eğer bu satırları okuyorsanız, üstü kapalı bir biçimde de olsa kendinize 10 dakika ayırıyorsunuz demektir. Derginin bir sayfasından diğerine zıplarken arada durup okumanız adeta bir lüks. Zaman buldunuz ya da daha çok zaman ayırmayı bildiniz. “Günlük maraton” girdabında olan çoğu kişi zamanının olmamasından yakınır. Siz de onlardan biri misiniz?
İşte karşınızda günümüzün en büyük paradokslarından biri duruyor. Sosyolog Gerard Mermet, geçen yüzyıldan bu yana zaman sermayemizin çoğaldığından bahsediyor ve insanoğlunun ömrünün yüzde 10 oranında uzadığına değiniyor. Bu oran az gibi gelebilir, ancak erkeklerde yedi, kadınlarda ise dokuz yıla denk geliyor. Boş zamanımız ise 1975’ten bu yana hafta içi günlerde yaklaşık iki saat artarak göz alıcı şekilde genişledi. Böyle bir zaman dilimine tarihin hiçbir döneminde sahip olmamıştık! Halbuki insanların yüzde 34’ü zamanın yetmediğini hissediyor. 1997 yılında aynı izlenime sahip olanların oranı yüzde 33’tü. Eksiklik algımız durmadan artıyor. Niçin? Ve bu tatminsizliğin önüne nasıl geçilebilir?

Çoktan seçmeli günlük yaşam
Günler her birimiz için 24 saat uzunluğunda olsa da bu süreyi doldurma olanakları çoğaldı. Psikoterapist Bruno Koeltz durumu şöyle özetliyor: “Uzak geçmişte; yemek, uyumak, çalışmak gibi temel ihtiyaçları karşılamak yetiyordu. Bu da zamanı doldurmak için çok fazla seçenek yaratmıyordu. Bugünse, teknik araçlara, özellikle yeni teknolojilere erişim kesinlikle daha az önemli ama sayıca ve sıklık olarak baş döndürücü seçimler yapmayı zorunlu kılıyor. Bu da kişide ayakların yerden kesilmesi gibi bir his yaratıyor.
Karmaşalar ve hatta ikilemler tarafından arada bir sarsılıyoruz. “Bu akşam ne yapsam? Eski arkadaşıma mı telefon edeyim, internet üzerindeki araştırmamı mı bitireyim, yoksa çocuklarımla film mi izleyeyim?” soruları günlük hayatımızın bir parçası. Gerard Mermet’e göre, bu durum hem genelleşiyor hem de zorlayıcı bir hayat tarzı yaratıyor. “Cep telefonu, televizyon ya da bilgisayar gibi, bugün her bir birey sürekli olarak uyku modunda. Tıpkı bu cihazlar gibi enerjisinin bir bölümünü harcıyor. O halde boş zamanın artması daha büyük bir özgürlük mü yoksa şiddetlenmiş bir kölelik mi açığa çıkarıyor?” Yeni köleler, “zamanın hastaları” adını verdiğimiz herkes, “Her şeyi yapmalıyım, bana sunulan her şeye yeltenmeli, her şeyi başarmalıyım!” diyorlar. Aynı süreye her şeyi sıkıştırmayı deniyoruz. Gerçeklik algımızı kaybederek ajandalarımızı üzerine oturarak kapatmaya çalıştığımız bir valiz gibi dolduruyoruz. Durum kendi hayatlarımızın üzerine oturma derecesine kadar varıyor.

business woman of special tasks

Zamanım yok demek, bir savunma sistemidir. Hem yapmayı istediğimiz hem de yapmayı istemediğimiz şeyleri engellemek için geriye çekilmenin bir şeklidir.
Luce Janin-Devillars, Psikanalist ve Yaşam Koçu

En son ne zaman kendinize gerçekten zaman yarattınız?
Rüya, 35 yaşında, bankacı
Evvelsi akşam; çünkü anahtarlarımı unutmuşum! Dairemin önüne geldiğimde fark ettim. Akşamın yedisiydi ve sekiz buçukta önemli bir iş yemeğine katılmam gerekiyordu. Önümde yapacak bir şeyimin olmadığı bir buçuk saat duruyordu. Bir şeyler içmeye gittim, dolaştım, kendime kitap satın aldım… İşte kendine zaman yaratmak dediğimiz şey bu, öngörülemezin içinde olmak ve bunun tadını çıkarmak. Yine de hafta içi bir iş gününün bitiminde bu boş zaman bana garip geldi.

Şafak, 42 yaşında, müşteri temsilcisi
Geçen ağustosta, iki arkadaşımla birlikte bir dağ evinde yedi gün geçirdim. Etrafta kimse ve yapılacak hiçbir şey yoktu. Eğer beni dinleselerdi, henüz gelmişken geri dönecektik! Çünkü her şey çok fazlaydı. Çok boş, çok sakin, çok hareketsiz… Hep koşturuyorum. Sanırım hareketsiz olmaktan korkuyorum, çünkü bana çocukken yasaklanmıştı. Yalnız olmaya tahammül edemiyorum. Kendimle baş başa kalmak, hala canımı acıtan bazı anıları hatırlama riskini almak demek. Bunu istemiyorum. Şimdilik, kendime sadece başkalarıylayken veya hareket halindeyken zaman yaratabiliyorum.

Gerekli feragatler
Boşa çaba… En sıkı ve en hızlı şekilde de yapılsa tatminsizlik ve boşluk hissi galip geliyor. 1960’ların meşhur şarkısının da dediği gibi, “Koşsam bile, zamanım olmayacak“. Bu tarz bir boyunduruktan nasıl kurtuluruz? Bazıları bu acil durum halini sistematik olarak hayatlarında daha yavaş bir ritme izin vererek reddediyor. Bazıları, şimdiki zaman bilinci ve zamanın tüketiminden çok, onun iç dünyamızca algılanması üzerine çalışıyor. Yoga dersine gitmek ya da sevişmek gibi hoş meşguliyetler, mekanik ve acil şekilde ön plana alınabiliyor; ya da tam tersine, zor ve zorlayıcı bir işi tamamlamak bize büyük bir neşe olarak geri dönebiliyor. Bu, zamanın göreceliğini kanıtlıyor. Aslında bizi yiyip bitiren zaman sarmalıyla ilgili bir çıkar yol hiç şüphesiz var. O da vazgeçmek. Bazı etkinliklere ayrıcalık tanıyıp diğerlerini önlemek… Bu anlamda zaman, kelimenin tam anlamıyla acımasız bir öğretmen. Kendimizi düzenli olarak yoklamaya zorluyor bizi, “Benim için önemli olan ne?“, “Gerçekten önemli olan ne?” sorularını sorduruyor. İçe dönüşün kendisi de zaman istiyor ve illa sonuç verecek diye bir şey de yok! Ruh sağlığı uzmanları ve özellikle psikanalistlere göre, “Zamanım yok” cümlesinin arkasında haberimiz olmadan bizi yöneten inançlar bulunuyor. İşte bunlardan bazıları: “Bu müzik dersine gitmeyi hak etmiyorum“, “Eğer onları ziyaret edersem, zamanlarını almış olacağım”, “Başarmak zorunda değilim, öyleyse derslerimi tekrar etmeme gerek yok“. “Zamanım yok demek, bir savunma sistemidir. Hem yapmayı istediğimiz hem de yapmayı istemediğimiz şeyleri engellemek için geriye çekilmenin bir şekli” diye özetliyor Psikanalist ve Yaşam Koçu Luce Janin-Devillars.
Başka bir deyişle, arzularımızın yükünün altına girmemekle ilgili. Bir insanın zamanını nasıl meşgul ettiğini, onu yönetip yönetemediğini, serbest bırakıp bırakamadığını, yaşayıp yaşamadığını, önemseyip önemsemediğini gözlemleyin. Bunu yaparak, onun hakkında, yaptığı en iyi konuşmalar aracılığıyla öğrenebildiklerinizden daha fazlasını öğreneceksiniz.

Kendinize sınırsız olanı verin
Zaman, onu yakalamak istediğimizde kılık değiştiren, varlığını unuttuğumuzda ise kendini cömertçe sunan garip bir malzeme. İşin içinden nasıl çıkacağız? “Zamanı iyi yaşamak, iç bakışa, insanın kendisiyle bağ halinde olmasına dayanır, başka hiçbir şeye değil. Yani yaptığımız seçimlere, ayrıcalık tanıdığımız etkinliklere, düzenli olarak kendi kalbimize dokunmaya dayanıyor. Bazı etkinlikler diğerlerine göre daha elverişlidir. Bizi besleyen görüşmeler, yaratıcılık ya da konsantrasyon isteyen anlar…” diyor Luce Janin-Devillars. Sahip olduğumuz zamanın bir önemi yok, önemli olan onu yaşamak için orada olmak! Fakat kendimize düzenli olarak zaman yaratmanın da bir aracı bu. Sınırsızca, boğazınıza kadar sorumluluğa batmış gibi hissetmeden anlarda kaybolarak yaşamak. Baskı olmadan geçireceğiniz bir hafta sonu, randevuların olmadığı öğleden sonraları, günlük programınız değiştiğinde, size kalan birkaç saatte yapılan aylaklıklar… Peşimizden atlı koşturuyormuş hissini bu şekilde azaltabilmemiz mümkün. Bu size zor mu geliyor? İmkansız mı? Şunu unutmayın; “zaman” olarak adlandırdığımız şey, bizim hayatımız. Yaşam süremiz. Ne azı ne de fazlası. Bunu hatırlamak yardımcı olacaktır, ara sıra da olsa.

OKUMA ÖNERİSİ
Yavaşla“,
Kemal Sayar, Kapı Yayınları
Zaman Yönetimi“,
Ünver Ünlü Bayramlı, Nobel Akademik Yayıncılık

Derleyen: Dilara Adaş

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

“HAYATIMI FOTOĞRAFLIYORUM”

Sonraki Yazılar

FACEBOOK REKLAM HEDEFLEMESİ, SIKÇA SORULAN SORULAR