mutlu-ana

YATAY VE DİKEY MUTLULUKLAR

 

 


Mutluluk tanımı kültürden kültüre, kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Klinik Psikolog Elif Okan Gezmiş’le mutluluğun boyutlarını konuştuk.

Röportaj: Sinem DÖNMEZ

Psychologies: Mutluluğu tarif etsek önce? Yani mesela mutlu olmakla mutlu hissetmek arasında bir fark var mı? Biraz da yetinmek ve farkındalık meselesi olabilir mi?

Elif Okan Gezmiş: Mutluluk konusu öyle kocaman bir konu ki psikoloji alanında başlıca bir araştırma dalı var bunun üzerine. Mutluluğun tanımı da bu bağlamda hâlâ tartışılan, kültürlere göre epey farklılık gösterebilen bir mesele. Ben kendi adıma mutluluğu yatay ve dikey diye iki ayırıyorum. Dikey mutluluktan kastım, mesela güzel bir haber aldığımızda, hissettiğimiz o kısa süreli coşku, sevinç… Yatay mutluluk ise daha düşük tonlu ama günlere yayılan, belki her defasında hissetmesek de orada duran bir tür hayattan ve kendinden memnuniyet hali.

Mutlu olmak zorunda mıyız?

E. O. G.: Kesinlikle değiliz! Daha doğrusu, bahsettiğim o dikey mutluluğu, o coşku halini sürekli hissetmeyi beklemek çok büyük bir yanılgı. Ne yazık ki bir vakittir üstümüzde böyle bir baskı kurulmuş durumda. Yazılı ve görsel medya her yaş grubundan çok eğlenen, hayattan muazzam bir keyif alan kişilerle zaten doluydu, şimdi buna bir de sosyal medya eklendi ve hepimiz bu yanılsamayı sürdürmede aktif rol oynar olduk. Üzüntü, keder, pişmanlık, utanç, suçluluk… Bu gibi duyguların hepsini yokmuş varsayarak hep mutlu olmaya, değilsek de öyleymiş gibi yapmaya çalışıyoruz. Bu da bizi insan tabiatımızdan uzaklaştırıyor ve kendi iç yaşantımızı sosyal medyada gördüklerimizle kıyasladıkça, gerçeklikle aramızdaki uçurum her geçen gün derinleşiyor.

Olumsuz duygulardan kaçmakla olmaz değil mi? Mesela olan bitenle yüzleşmemek, kötü haberleri dinlememek, kısa vadeli bir çözüm aslında, değil mi?

E. O. G.: Ülke gündemi üzerinden yanıtlarsam, bazen bir mesafe alma ihtiyacı olabilir, ben bunu doğal karşılıyorum. Sürekli bir olumsuz haber bombardımanı altında olduğumuzdan, buna maruziyetimizi kısıtlamak istememiz bence son derece anlaşılır bir davranış. Ama genel anlamda, evet, dünyada hiç olumsuz bir şey olmuyormuş, hayat hep günlük güneşlikmiş gibi yapma çabası salgın gibi yayılmaya başladı. “Good vibes only” gibi mottolarla pazarlanan bu bakış açısı aslında devasa bir inkâr mekanizmasından başka bir şey değil bana göre. Dünya kötülüklerin de barındığı bir yer ve biz insanlar bazen üzülebiliriz, öfkelenebiliriz… Bununla yüzleşmekten bu kadar korkmayalım.

Mutsuzluk daha kolay hissedilebilir, daha güçlü bir hal sanki. Mutluluğu kaçırıyor olabilir miyiz?

E. O. G.: Mutluluk sadece onu kaçırma kaygısı yaşayanlardan kaçıyor bana sorarsanız. Hayata daha gerçekçi bir bakış açısıyla bakan, olumlu yanları kadar olumsuz yanlarını da kucaklayabilen bir birey zaten genel anlamıyla mutludur, memnundur. Bugün ne yapsam da mutlu olsam diye bir meşguliyet taşımaz zihninde.

Hayatı bir deneyim havuzu olarak görerek, her şeyden bir yaşama sevinci nedeni çıkarmak mümkün olabilir mi? Bizi öldürmeyen şey güçlü kılar gibi sık sık birbirimize söylediğimiz deyimler var, bunlar gerçekten işe yarıyor mu?

E. O. G.: Kestirmeden mutlu olmaya çalıştığımız gibi, hayatı da tek bir aforizmaya tutunup onun üzerinden yaşamayı hepimiz arzuluyoruz bazen ama elbette hiçbir şey bu kadar basit değil. Yine de büyük düşünürlerin, edebiyatçıların bilgeliğinden faydalanmak gerektiğine inanıyorum. Bu bakımdan belki mutluluğun önemli bir boyutunun umut olduğunu söylemek mümkün. Hayatımızdan genel bir memnuniyet (yatay mutluluk) duyabilmemiz için önce kötü şeylerle baş edebileceğimize, onları atlatacağımıza inanıyor olmamız gerekiyor.

Diyelim hayallerimiz var ve o hayaller bir türlü gerçekleşmiyor. Bu durumda nasıl keyif alacağız hayattan?

E. O. G.: Hayaller başta yaşama tutunmamızı sağlamaları itibariyle ve daha pek çok nedenle oldukça değerli ama mutluluk dediğimizde asıl olan daha ağırlıklı rol oynayan “şimdi”ye dair düşüncelerimiz. Varsayalım ki ben Oscar ödülünü almak isteyen bir oyuncuyum ama her sene beklememe rağmen aday gösterilmiyorum.
Bu elbette bende bir hayal kırıklığı yaratır ama yılın kalan 364 günü film çekmeye devam etmeme ve bundan keyif almama engel teşkil etmez. Her halükarda içinde bulunduğumuz ana odaklanabilirsek, mesela arkadaşımızla buluştuğumuzda sosyal medyada kaç beğeni aldığımızı takip etmeyi bırakıp onunla geçirdiğimiz vakitten keyif almaya yoğunlaşabilirsek, bu başlı başına mutluluk katsayımızı artıracaktır.

 

 

Önceki Yazılar

BOYAMA KİTAPLARININ SIRRI NE?

Sonraki Yazılar

İÇİNİZDEKİ YARATICILIK KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR

Bir cevap yazın