yasamdan-keyif-almanizi-engelleyen-uc-mekanizma

YAŞAMDAN KEYİF ALMANIZI ENGELLEYEN ÜÇ MEKANİZMA

 

 

Yaşamdan keyif almanızı engelleyen üç önemli mekanizmayı çözümleyerek bakış açınızı genişletebilir ve kendi kendinize hayatınızı sabote etmekten vazgeçebilirsiniz.

Psikanalist Jacques Arènes,“Psikanalist olarak, bana hayatlarını sevmediklerini söyleyen birçok insanla karşılaşıyorum. Beklentileri ve günlük gerçeklikleri arasında bir uyumsuzluk hissediyorlar. Bu doğrultuda bazıları için psikanalitik çalışma, hayatlarının ‘daha iyi’ olması için tasarladıkları yönde değişmeyi içeriyor. Diğerleri içinse, tam tersine, hayatlarını olduğu gibi kabul etmeyi öğrenmeleri söz konusu oluyor, çünkü beklentileri çoğu zaman ne mümkün ne de arzu edilir oluyor. Nelerin değişmesi gerekiyor? Nelerin kabul edilmesi gerekiyor? Bunlar, varoluşumuz tatminkâr olmayan bir hal aldığında sorulması gereken sorular. Yaşamdan keyif almayı engelleyen mekanizmaları tespit etmek de bir o kadar önemli” diyor.

1 Mutsuzlukları çok düşünmek

Bazıları, “Çocukluğumdan, yani hayatımı en başından mahvettikleri o dönemden bu yana, hiçbir zaman doğru tarafta olamadım” der. Kendilerini yanlış tarafta sıkışmış ve yaşıyor görürler. Aslında bazen çocukluktan itibaren acı piyangonun kötü bir şekilde onlara denk gelmiş olduğu inkâr edilemez. “Geçenlerde bir danışanım, ‘Annemin bana vermediklerine bir daha asla sahip olamayacağım’ dedi. Ona, kendine tekrar yeniden mutlu bir çocukluk yaratamayacağını, çünkü tanım gereği artık bir çocuk olmadığını söyledim. Bu yüzden bununla yaşaması gerekecekti ama ona şunu da söyledim: ‘Orada yaşadıklarınızı başka hiç kimse yaşamadı. Bu sizin siz olmanızı sağlayan şey ve belki de derinliğinizi oluşturan da bu.’” diye anlatıyor Psikanalist Jacques Arènes. Bazen arzu ve pişmanlık sürekli aşırı düşünmeye sebep olur. Eşin terk etmesi, çocuğun amansız bir hastalığın pençesinde olması gibi çok ağır olaylar yaşandığında, şikâyet etme, kızgın olma ve acı çekme hakkına bütünüyle sahibizdir. Asıl tehlike, kendini ve hayatını bu anlardan ibaret bir tanıma hapsetmektir. Böyle bir durumda, at gözlüklerini çıkarmayı ve kendi hayatında özgürlük ve nefes anlarının neler olduğunu fark etmeyi öğrenmek gerekir, hayattaki tüm imtihanlara rağmen.

2 Savunmada yaşamak

Aşırı düşünme ve belirli bir ruh çöküntüsü içinde yaşama eğiliminin arkasında sıklıkla, kendini korumak için olayları kontrol etmenin bilinçdışı bir yolu saklanır. “Sürekli memnuniyetsizlik içerisindeki genç bir adamı hatırlıyorum. Oysa gayet hoş bir hayat sürüyordu ve mesleki anlamda güzel bir başarı da elde etmişti. Ancak, duygusal olarak hiçbir riske girmiyordu. Bir kadınla tanıştığında, onu yüksek seviyede beklentili bir ‘kontrol listesine’ tabi tutuyordu, kadının farklı sınavlardan geçmesi gerekiyordu ve ilişki tabii ki de yürümüyordu. Bu genç adam çocukken, çok hasta ebeveynlere karşı kendini korumak zorunda kalmıştı. Üzerine çok yük alarak, kendini yalnız inşa etmiş ve bunu başarmıştı. O zamandan bu yana, çocukken yaşadıklarını geride bırakmak için kendine ulaşılmaz hedefler koymayı bir an bile bırakmamıştı. Başlangıçtaki savunmaları ve idealleri içerisine hapsolmuştu.” Bu tür durumlarda, hayatta bazı fırsatların ikinci kez karşımıza çıkmayabileceğini hatırlamak iyi olabilir: Yeni bir fırsat yakalama, yeni biriyle tanışma, açılan yeni bir iş pozisyonu… Onlar, şimdi ve buradadır. Savunmalarının farkına varan kişi, karşısına çıkan fırsatın ona asla mükemmel görünmemesine neden olup onu sürekli beklemeye iten bu aşırı tedbirliliğine rağmen harekete geçme gücü bulur.

3 Her şeyden sorumlu hissetmek

Günümüz insanları varoluşlarını çok fazla “sırtlarında taşıyorlar”. Herkes bir nevi kendi hayatının yazarına dönüşüyor. “Hayatını sevmemek, sıklıkla elde edilen sonuçlardan memnun olmamaktır. Bunu özellikle ebeveynlerde görüyorum. Çocuk kendini kötü hissettiği anda, çoğu bunun kendi hatası olduğunu düşünüyor. Kendi sorumluluğumuz o kadar çok hatırlatılıyor ki zorluklar meydana geldiğinde, kendini sanık sandalyesinde hissetmemek imkânsız hale geliyor.” Peki, sonuç nedir? Aslında bu çağdaş aşırı sorumluluk halinin iki farklı yüzü olan iki tutum, hayatı mahvediyor: Olan biten her şeyden kendini suçlayanların kaygılı modu ve kendini haklı kılma içerisinde olanların “mağdur” modu. Eğer bu mekanizmalardan birinin içerisine hapsolduysanız, yakınlarınızın bakış açılarına başvurmayı deneyebilirsiniz: “Ya sen, şu an yaşadıklarımı nasıl görüyorsun?”, “Oğlum, hakkında ne düşünüyorsun?” gibi. Bu yaklaşım, kendini suçlama ve haklı çıkarma sarmalından çıkmanızı sağlar. Aynı zamanda da günümüzde unutulmuş bir gerçeği hatırlamanıza olanak tanır: Hiç kimse hayatı hakkında son söze sahip değildir.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

FİLM ÖNERİSİ: ÇİFTE HAYATLAR

Sonraki Yazılar

AŞKIN SİMYASI