yasamaktan-vazgecene-mektuplar

UMUT VEREBİLECEK MEKTUPLAR

 

 

Hayatı sevmek için nedenler bulmak gerekseydi, bunlar neler olurdu? Kendine olan inancını ve yolunu kaybetmiş hisseden o kişiye umut verebilmek için bunları yazarak nasıl anlatırdınız? Farklı alanlardan altı uzman bu zor paylaşımda bulunmayı kabul ettiler. İşte söylemek istedikleri…

Gökyüzü daha basık, renkler daha soluk, varoluş daha ağır göründüğünde, yaşama sevincini tekrar hissetmeye ne yardımcı olabilir? Şüphesiz, bir çift söz. Dokunması gerektiği yeri bilen, doğru zamanda doğru şekilde dile gelen sözler.

Türkiye İntiharı Önleme Derneği’nin katkılarıyla, hayatı artık sevmeyen o kişiye bir mektup yazma projesi tasarladık. Amacımız yaşama sevincini hatırlatabilmek, hayattan kopma karşısında destek olmak, umut ve sevgi aşılayabilmek.

Bu fikirden yola çıkarak kendimize, bu ilham verecek kelimeleri kimler bulabilir diye sorduk. Hikâyelerine ve yaşama bağlılıklarına bakıldığında, cesaret ve umut taşıdıklarını düşündüğümüz altı uzman ile görüştük: Hem makro hem de mikrokozmostan bilim insanları, insan ruhuyla farklı temaslarda bulunan ruh bilimleri uzmanları ve bir maraton koşucusu… Her biri mesleğinde canlı varlığın sınırları ve sonsuz olasılıkları ile karşılaşıyor. Destek çağrımızı kendi alanlarında duyan ve bu kurgu mektupları kaleme almayı kabul eden uzmanlarımızın umut dolu paylaşımlarını sunuyoruz.

Sonsuzluğun parçası bir bilinç yumağısın

Evrenin başlangıcından bugüne nasıl geldiğimize baktığımızda gördüğümüz tek şey, bir kaos içinden mücadeleyle çıkmış, bir şekilde ışık saçabilmiş ve bugün bildiğimiz şekline bürünmüş bir evren. Bu hiç kolay olmadı. Büyük Patlama’dan üç dakika sonra atom çekirdekleri oluşmasaydı, o atomlar yüz binlerce yıllık süreç sonunda elektron yakalayıp atom olamasaydı, ilk yıldızlar hayat bulup patlayarak uzaya ağır elementler saçmış olmasaydı, ne sen, ne ben, ne de hiçbir şey olmayacaktı. Bizler dev yıldızların ölümünden doğmuş atom yumaklarıyız: Var olduğunun bilincinde olan, bilinç taşıyan atom yumakları. Atomlar oluştuktan sonra sıra canlılığın oluşmasına gelmiş. Çetin bir mücadeleyi daha başarıp hayata tutunmuş… Görüyorsun ya, vücudunu oluşturan trilyonlarca ve trilyonlarca atomun tarihi evrenle yaşıt. O atom topluluğunun bir organizasyon oluşturup adına canlı dediğimiz şeye dönüşmesi milyarlarca yıl sürerken, o canlılık içerisinde, evrende var olduğunun bilincinde olan canlıları ise son birkaç yüz bin yıldır görüyoruz. Bunca mücadele sonunda şu sonsuz evrenin bir parçası olan sen, artık kozmik tarihini biliyorsun. Yaşadığın sorun ne olursa olsun, evrenin kendisinden ve senin onun içindeki rolünden daha büyük değil, daha değerli değil, daha önemli değil. Milyarlarca yıldır, sayısız engeli aşıp hayata tutunmuş, adeta bir mucizeyi başarmış atomlardan oluştuğunu unutma. Sonsuz büyüklükte bir resmin, bilinç taşıyan önemli bir parçası olduğunu hep hatırla. Sen evrensin, evren de sen…

Asst. Prof. Dr. Selçuk Topal, Astrofizikçi (Doktorasını Oxford Üniversitesi Astrofizik Bölümü’nde yaptı. Seminerler veriyor ve popüler bilim yazıları yazıyor. Twitter: @astronomTurk)

Sevgili Arkadaşım,

Henüz tanışmıyoruz ama eğer tanışsaydık, hikâyelerimizde mutlaka ortak bir yön bulurduk. Yaşadıklarımız, seçimlerimiz, isimlerimiz, sevdiğimiz ya da sevmediğimiz şeyler benzemese dahi, ikimiz de üzüntüyü, çaresizliği, umudu ve mutluluğu bilirdik mesela. Bu yazıda karşılaşmamızın da bir sebebi var. Yalnız değilsin, çünkü aslında sen de, ben de, diğer tüm insanlar da aynıyız ve biriz.

Çok sevdiğim ve hayatta anlam yaratmakta zorlanan danışanlarıma önerdiğim bir kitap var: Viktor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı”. Frankl, Nazi kamplarında yaşamış, tüm ailesini kaybetmiş bir psikiyatr, nörolog ve Musevi. Hayata küsmek yerine yaşamını insanların zorluklar karşısında nasıl daha dayanıklı olabileceğini araştırmaya adamış; bu amaç uğruna imkânsız koşullarda hayatta kalmayı seçmiş. Bizler de hayat bize hangi koşulları getirirse getirsin anlam yaratmayı seçebiliriz arkadaşım.

“Negatif çığlık atar ama pozitif sadece fısıldar” der psikolog Barbara Fredrickson. Hadi fısıltılara kulak ver, çünkü hayatta çok güzel şeyler de var. Sabah dumanı tüten bir kahvenin kokusu gibi, çocuk kahkahası gibi, delicesine yağan bir yağmurun ardından güneş açması gibi… Ayağa kalkmak ve hareket etmek zor olabilir, ama bunu yaptığında, buna değdiğini göreceksin. 

“Yaşamınızı hayatın size sunduklarından çok, hayatın size sundukları karşısındaki tutumunuz; başınıza gelenlerden çok, başınıza gelenleri zihninizin nasıl algıladığı belirler” diyor yazar Halil Cibran. Mutluluğu seçmeye karar ver ve gerisi gelsin!

Deniz Hüsrev, Profesyonel koç ve pozitif psikoloji uzmanı (Kurucusu olduğu Limitsizmarkası bünyesinde ACC unvanlı profesyonel koç, pozitif psikoloji uzmanı, eğitim ve atölye tasarımcısı olarak çalışıyor.)

Var ol, var et…

Bu mercanları yaşatmamız lazım. Kafamda dönüp duran bir cümle! Nasıl olduysa, 2000’li yıllara kadar koca İstanbul’un kıyılarında var olmayı becermişler, tutunmuşlar hayata. Yakın zamanda yapılan inşaatlar, kıyı doldurmalar derken, önemli bir kısmı zarar gördü, yok oldu. Mercanları bir kez sualtında görseler, kimse kıyamaz aslında onlara. Narin dallarını, her biri bir çiçek gibi açmış poliplerini, akıntıda salınan renkli dallarını… Hele de Marmara Denizi gibi kirli ve bulanık sularda dalış yaparken, 30 metre derinlikte rengârenk bir mucize gibi çıkıverirler karşınıza. İnsanoğlu olarak hep kendi içimize, dertlerimize bakmaya alışmışız bir kere. Ama bizden milyon yıl önce ortaya çıkmış canlılar ve onlarla ortak özümüzü unutmasak, varoluşumuzun anlamını da hatırlarız aslında. İnsan kendi içindeki güzellik ve ümidi, bir mercanın dallarında da bulabilir, bir yunusun gözbebeğinde de… Yeter ki bakalım. İki ucundan çekiştirilen bir halat misali, insanoğlu müthiş egosuyla bir yandan dünyayı doyasıya sömürürken, bir yandan da gezegeni paylaştığımız diğer canlıların hakları için mücadele eder. Dengeler hangi yönde değişecek? Dengeyi “gücün iyi tarafına” doğru çekecek her çaba değerlidir bence. Bir mercan kolonisi daha ölmesin diye uğraşılacak her gün, yaşanılmasına değmiştir. O yüzden, iyi ki varsın. Sağ ol, var ol.

Doç. Dr. Nur Eda Topçu Eryalçın, Deniz biyoloğu (Marmara Denizi mercan toplulukları üzerine doktora yaptı. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi’nde öğretim üyesi.)

Merhaba Kardeşim,

Sana söylemek istediklerim var. Hayata çok benzeyen bir iş yapıyorum, maraton koşucusuyum. Bu yüzden bu satırları seninle paylaşmak istedim. Yaşamın peşinden koşmak gibidir maraton, her türlü zorluğu yaşarız yarış içerisinde. Dayanmaya çalışırız. Şartlar kolay değildir, tıpkı hayat gibi. Önümüzde mesela 42 bin 195 metre vardır. Bacaklarımız bizi taşımakta zorlansa da direniriz. Yorulup pes etmek istesek de hep bir adım ilerisi için mücadele ederiz. Çizgiyi geçip maraton yarışı bittiğinde, mutluluk gözyaşlarımız akar, yarıştaki tüm zorlukları, acıyı, yorgunlukları unuturuz. Hayatımız da hep zor olabilir, ama pes etmediğimiz zaman hüzünlü gözyaşlarımız yerini mutluluk gözyaşlarına bırakır. Kendimize her zaman özgüvenimiz olacak, mücadele edeceğiz ve yılmayacağız kardeşim. Sonra sevinç gözyaşlarımız akacaktır. Hep sevin hayatı, çünkü mutluluğu hak eden sizlersiniz. 

Ercan Muslu, Milli sporcu (1988’de Gümüşhane’de doğdu. Uzun mesafe ve maraton koşuyor. 2016 Rio Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye’yi temsil etti.)

Yeni hayatın ilk eli

Bu satırları seni anlamak ve yardımcı olabilmek için yazıyorum. Seni tanımıyorum; hakkında bildiğim tek şey yaşamaktan artık soğumuş ve belki hatta caymak üzere olduğun.

Keyifsiz ve anlamsız geliyor olmalı artık yaşamak; her şey boş, gereksiz, faydasız, saçma ve yapmacık. Yaşamak için belki bir sebep bulamıyorsun. Öfkelisin belki de birine veya birilerine. Hayatın geriye kalan tek anlamı, kendine kıyarak onları cezalandırmak; canını yakanın canını ancak böyle yakabileceğini düşünüyorsun belki de.

Ya da çok yoruldun artık uğraşmaktan, didinmekten. Gördüğün kötü muamelelerden bıktın; korkmaktan, suçluluk ve utançtan, yalnızlık ve çaresizlikten, mutsuzluk ve umutsuzluktan… Ölüm seni tüm bu acılardan kurtaracak bir çözüm gibi geliyor bazen; aklına yatıyor düşündükçe.

İnsan öyle kolay kolay hayata küsmez; epey zorluk yaşamış olmalısın şu ömründe. Belki ta en başından, çocukluğundan beri hayat hep zordu senin için, “Yüzüm bir gün olsun gülmedi” diyorsun. Belki de sonradan ters gitmeye başladı her şey.

Sana hayatın zorluklarının farkında olan bir yaşam arkadaşın olarak seslenmek istiyorum izin verirsen: Yaşadığın ve artık yaşamak istemediğin bu hayatın alternatifi ölmek olmamalı, başka bir hayat olmalı. Sevdiğin, sevildiğin, değer gördüğün ve değer verdiğin, huzur bulduğun bir hayatı aramalı ve kurmalısın onu. Bunun mümkün olduğunu söylemek istiyorum sana. Sen böylesi bir hayata niyet ettiğinde, göreceksin, hayat da uzatacak sana elini. Bu mektubu okuyarak ilk adımı attın, farkında mısın? Bu mektup sana uzanmış ilk eldi.

Hakan Kızıltan, Klinik psikolog ve psikoterapist (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda görev yapıyor. Psikokültürel Analiz Dergisi Suret’in editörü. “Hekimin Filozof Hali”ve “Psikomitoloji: İnsanı Öykülerinde Aramak”kitaplarının eş editörü.)

Açık Mektup

Bu, sizinle konuşmak için son şansım.

Aslında konuşmaktan çok dinlemek isterim. Sizi bu noktaya getiren, yaşamaktan vazgeçmenize yol açan nedir? Neden bu kadar üzgün ve umutsuzsunuz? Bunları sizinle konuşmak isterim.

Duygularınıza, düşüncelerinize sonsuz saygım var; sizi intihar düşüncesine götüren çok acı verici bir şeyler olduğundan eminim. Ama acaba intihardan başka bir çözüm, yapılabilecek başka şeyler var mı?

Bazen bir gözün görmediğini diğer göz görür. Ve bazen bir elle çözülemeyen bir düğüm iki elle çözülür. Ben paylaşmanın gücüne de her zaman inanırım. Belki size doğrudan bir çözüm sunulamaz, belki kimsenin değiştiremeyeceği şeyler var hayatınızda. Ama acılar paylaşılabilir ve paylaşmak, çölde su gibidir, hayatı kurtarabilir.

Bir de insan hastalandığında, özellikle depresyondaysa, her şey gerçekte olduğundan çok daha karanlık ve ümitsiz görünüyor gözüne. Çözüm üretemiyor, sağlıklı düşünemiyor. Hepimizin böyle anları olabilir.

Böyle anlarda hızla karar vermemek, yardım istemek gerek. Lütfen yakınlarınıza bundan söz edin. Lütfen biz profesyonellere size yardım etme şansını verin. Biz sizin için buradayız. İnanın bu yalnızca bir iş değil bizler için, kalbimizden gelen içten ve insanca bir şey.

Prof. Dr. Halise Devrimci Özgüven, Psikiyatr (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi. Türkiye Psikiyatri Derneği ve İntiharı Önleme Derneği kurucu üyesi.)