yaraticiligin-siniri-var-mi (3)

YARATICILIĞIN SINIRI VAR MI?

 

 

Teknoloji yaratıcılığımızı nasıl etkiliyor? İş dünyasında ve eğitimde daha yaratıcı bir anlayışı benimseyebilir miyiz? Klinik psikolog Dr. Olcay Güner, Tasarımcı ve Tasarım Odaklı Düşünme Danışmanı Nurseli Yorgancı Ceylan ve Yaratıcı Problem Çözme Programı Sorumlusu Zeynep Hancı sorularımızı yanıtladı.

YARATICILIK VE TEKNOLOJİ

“Çocuklar ve gençler hayatı yaşamıyor, hayat hakkında düşünüyorlar”

Klinik psikolog Dr. Olcay Güner, çocuk gelişiminde teknolojinin yaratıcılık üzerindeki etkilerini anlatıyor.

Günümüz çocuklarını geçmiş referanslarımızla yetiştirmek mümkün değil. Biz ekranlardan ziyade, toprağa, hayvanlara, bitkilere bakarak yetiştik. Ebeveynlerimizin tek derdi neredeyse “ne kadar televizyon izleyeceğimiz”di. Televizyon kalıcı biçimde duvara monteydi. Yastık altlarında, ceplerde, okulda ekranlar yoktu. İzlenecek programlar da sınırlı ve belli saatlerdeydi. Şu anda ise elektronik dünya sadece çocuklarımızı değil hepimizi ele geçirmiş durumda.

Eğitimsel psikoloji uzmanı ve Children’s Technology Review’in kurucusu Warren Buckleitner’e göre, teknoloji bir gübre gibidir. Doğru zamanda ve azıcık kullanırsanız, bitki serpilir. Çok ya da yanlış türde ve zamanda kullanırsanız, bitki kurur. Teknoloji temel gelişimsel deneyimlerin yerini alırsa, çocukların hayali oyunlarına, zıplamalarına, hoplamalarına, arkadaş buluşmalarına, aile sohbetlerine engel olursa, aşırı uyarılmaya yol açarsa ve de zararlı içeriğe maruz bırakırsa zarar verir. Sadece yaratıcılığı değil, gelişimi de sekteye uğratır. Çocuklarımız bir parmak hareketiyle değiştirebileceği şeyler olduğunu sanmaya, hazzı erteleyememeye, kendine sunulan çerçevenin dışına çıkamamaya, bir şeyler yaratamamaya başlayabilir.

Bilgisayarlar o kadar bilişseller ki çocuklara duyguları işlemeyi unutturuyorlar. Çocuk ve gençler her şeyi kafalarında çözüyorlar. Hayatı yaşamıyor, hayat hakkında düşünüyorlar.

Doğa videolarını izlemek, görüntüler arasında gezinti yapmak, doğayı gerçek halinde ve zamanında incelemekten daha değerli değildir. Bir çocuk için bir yaprağı ya da bir çakıl taşını canlı olarak incelemek herhangi bir bilgisayar programından ya da doğa kanallarını izlemekten daha değerlidir. Doğa ve fiziksel dünyayla etkileşim çocuklara sınırları, sabrı ve yaratıcılığı öğretir.

Teknolojiyle dolu bir dünyada yapabileceğimiz en iyi şey çocuklarımıza dengeli deneyimler sunmaktır. Ağaçlara tırmanmak, arkadaşlarla koşuşturmak, paten kaymak, kek pişirmek, resim yapmak, tornavidayla sökmek, takmak, dans etmek ve teknolojik aletleri kullanmak…

Çocukların yedi yaşına dek düğmelere basmaya veya ekranda parmak kaydırmaya değil, oyun oynamaya ihtiyacı vardır ki beyinleri merak ederek, araştırarak, keşfederek çalışsın, nitelikli öğrenmeye ve yaratıcı düşünmeye hazırlansın.

İŞ DÜNYASINDA YARATICILIK

“Sanatsal düşünme en yaratıcı yol”

Sanatı, iş ve teknoloji dünyasıyla bir araya getirerek Türkiye’de inovasyon kavramına derinlik kazandırmayı hedefleyen ArtBizTech’in Tasarımcı ve Tasarım Odaklı Düşünme Danışmanı Nurseli Yorgancı Ceylan, iş dünyasında yaratıcılığı anlatıyor.

Tasarım odaklı düşünme nedir?

En temelinde, “aşılması hedeflenen bir zorluğa” insan odaklı, yaratıcı ve yenilikçi çözümler adına kullanılan bir metottur. Problem ya da fırsatı tanımlama, hedef kitle ile empati yaparak ihtiyaç ve beklentileri irdeleme, çıkan sonuçları yorumlayıp içgörüleri belirleme, yaratıcı ve yenilikçi fikir üretme, prototip geliştirme ve sonucu yeniden hedef kitleyle değerlendirme şeklinde altı aşaması bulunur. Bir ürün, servis ya da iş modelini inovatif ve insana dokunan yönleriyle ortaya çıkarmak için etkili bir başlangıç noktasıdır.

Sanatsal düşünme nedir?

Yeni iş yapış şekilleri ve fikirleri üretmek için mantıksal yaklaşım ve analiz gibi sol beyin yetkinlikleri tek başlarına artık yetersiz kalıyor. Dolayısıyla, iş dünyasında sıklıkla bazı sağ beyin yetkinliklerine ihtiyaç duyuluyor. Örneğin kullanıcı araştırmalarında doğru soruları sorma, gözlem yapabilme becerilerine ihtiyaç duyulurken, geribildirimleri yorumlamada empati yapma, öğeler arasındaki paternleri yakalama, prototip hazırlarken de görsel düşünme yetkinliklerine ihtiyaç duyuluyor. Son yıllarda, akademik kurumların desteklediği “sanatsal düşünme” bu yetkinliklerin geliştirilmesi için en etkili ve yaratıcı yol kabul ediliyor. İş dünyasındaki teknikleri sanatsal düşünme pratiğiyle harmanlayarak yaratıcı fikirlere ulaşılabilir. Michelangelo’nun dediği gibi: “İlham; akıl ve coşkunun bir araya gelmesidir.”

EĞİTİMDE YARATICILIK

“Yeni dünya sorunlarını eski yöntemlerle çözemiyoruz”

Öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlendiği, bir paylaşım ve işbirliği ağı olan Öğretmen Ağı’nın Yaratıcı Problem Çözme Programı Sorumlusu Zeynep Hancı, eğitimde yaratıcılığın öneminden bahsediyor.

Öğretmen Ağı eğitim alanında yaratıcılıktan nasıl faydalanıyor?

Hayatın her alanında, kronikleşen problemlerle karşı karşıyayız: Artan nüfus, azalan kaynaklar, yıpranan çevre, teknolojik değişimler, ortaya çıkan yeni kimlikler… Eğitim sistemleri ise bu değişime ayak uydurmakta zorlanabiliyor. Değişen dünyayla birlikte değişen problemleri yeni ve yaratıcı yöntemlerle çözmemiz gerekiyor. Çünkü yeni dünya sorunlarını eski yöntemlerle çözemiyoruz. Diğer meslek gruplarında olduğu gibi öğretmenler de meslek hayatı boyunca pek çok problemle karşı karşıya kalıyor, yenilikçi ve yaratıcı düşünmeye ihtiyaç duyuyor.

Yaratıcı Problem Çözme Programı neler sunuyor?

Program, tasarım odaklı düşünme metodolojisinin öğretmenlerin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde geliştirilmiş olan “öğretmence”sinden yararlanıyor. Öğretmenlerin gruplar halinde çalıştığı programda, öğrenme merakını nasıl artırabiliriz veya siber zorbalığın önüne nasıl geçebiliriz gibi soruları ele alıyoruz. Soru ne olursa olsun, doğrudan çözüme odaklanmak yerine önce problemin altında yatan sebepleri anlamaya çalışıyor, deyim yerindeyse, probleme âşık oluyoruz. Problemi anlamak için konunun muhataplarıyla derinlemesine görüşmeler yapıyoruz. Sonrasında, edinilen içgörüler doğrultusunda problemi yeniden tanımlayıp insan odaklı çözümler üretiyoruz ve çözüm önerimizi kesin çözüm kabul etmeden önce test ediyoruz. Okullarda çocuklarla hatta kimi zaman öğretmenler, okul idarecileri, veliler ya da eğitimin diğer paydaşlarıyla buluşan çözümler, yaşadıkça geribildirimlerle, deneyimlerle gelişiyor.

Bu programdan bir örnek paylaşabilir misiniz?

Program kapsamında öğretmenler, tasarım odaklı düşünme metodolojisinden yararlanarak ve birlikte çalışarak farklı konularda çözümler geliştiriyor. Örneğin bu çözümlerden biri akran zorbalığı problemi üzerine geliştirilen “Duygu Duvarı”. Yapılan görüşmeler doğrultusunda, öğrencilerin kendilerini ifade edecekleri alanları bulamadıklarında görünmez hissettikleri, bir ifade aracı ve görünür olma ihtiyacıyla zorbalığa başvurabildikleri görüldü. Bu görünmezliği kırmak, öğrencilerin duygularını görünür kılmak ve hem kendilerinin hem de akranlarının duygularına yönelik farkındalığı artırmak amacıyla geliştirilen “Duygu Duvarı” etkinliğinde, öğrencilerin duygularını her gün yazarak kendilerine ait zarflara koyabileceği bir duvar oluşturuluyor. Her hafta sınıfça yapılan paylaşım çemberlerinde hafta boyunca hissedilenler hakkında konuşuluyor.

 

 

Önceki Yazılar

KLİNİK PSİKOLOG SEDA AKTAŞ SORULARINIZI YANITLIYOR

Sonraki Yazılar

İLHAM VEREN CÜMLE: MAHİR ÜNSAL ERİŞ