dovme

VE SONSUZA DEK MUTLU YAŞADILAR…


Dövmeler bizimle ilgili ne anlatıyor? İster küçük, ister büyük olsun her dövmenin bir hikâyesi var. Vücudumuza işlediğimiz bu mürekkep fark edilmemizi ve hayatta iz bırakmamızı sağlıyor.

Derleyen: Sude ORHAN, Ayça SAYIN
Fotoğraf: Erhan TARLIĞ

İster minik bir tane olsun veya tüm vücudu kaplasın; ister sembolik veya yalnızca estetik bir anlamı olsun… Her dövmenin bir hikâyesi var. Arzu ettiğimiz renkteki bu mürekkebi tenimize işlemek, bir anıyı, bir mutluluğu veya bir acıyı sonsuza dek kazımak anlamına geliyor. Tarihinin çok eskilere dayandığını tahmin edebileceğiniz dövme, Afrikalı kabilelerde veya Kızılderililerde kimlik kartı görevi görüyordu. Kabileye mensup olmayan kişilerin kendilerini ayırt etmelerini sağlıyordu. Dövme o zamanlar bedende yer alıyordu almasına ama kişinin toplumsal konumuna dair minik ipuçları da veriyordu. Yani zihinlerde de kendine yer buluyordu, tıpkı günümüzde olduğu gibi. İçinde bulunduğumuz çağda dövmenin etnik kullanımını geride bıraktığına şahit oluyoruz ve oldukça yaygınlaştığını biliyoruz. Filmi biraz geri sardığımızda ise dövmenin asıl yükselişinin bireycilik ve narsisizmin geliştiği 1980-1990 senelerinde olduğunu görüyoruz.

Önceleri dövme bir tür safını belli etme, daha sonrasında da bir sosyal gruba (denizci, asker, polis, gangster) aidiyet şekli olsa da günümüzde oldukça yaygın. Kadın-erkek, genç-yaşlı, zengin-fakir: Dövme adetlerimize “işlemiş” durumda.

Dövme yeni kimlik kartımız mı?

Birçok kadın dergisinin söylediğinin aksine dövme “moda olduğu” için yaptırılmıyor. Psikososyolog Marie Cipriani-Crauste, dövmenin ilk çağlardan beri var olduğunu hatırlatıyor. “Bu atalarımızdan gelen ve insanın en önemli sıkıntısını yansıtan bir işaret yani kendi yok oluşunu… Tam da bu yüzden insanların takıntısı olan ‘bir iz bırakmak’ amacıyla örtüşüyor. Üstelik bizi hayvanlardan ayıran da bu takıntı. İnsanoğlu fark edilmek ister, dövme de bu fark edilmenin bir yolu.” Dövmenin her zaman bir anlamının olup olmadığı ise Marie Cipriani-Crauste’a göre oldukça açık. “Genç bir kız, ‘tatlı bulduğu için’ minik bir çiçek dövmesi yaptırıyorsa, bu yalnızca estetik bir tercih değil, bunun altında çok daha derin bir mesaj var. Dövme bir takı değildir, istediğinizde çıkaramazsınız ve hayatınız boyunca taşırsınız. Bu yüzden de çok önemlidir.”

Günümüzde yaptırılan, “çağdaş” dövmeler de samimi bir duygunun dışavurumu şeklinde kendini belli ediyor. Örneğin, birinin aşkını anlatmak için yaptırdığı kalpler veya isim yazdırması gibi. Veya fark edilmeye yarayan bir değer de olabilir bu; özgürlüğü sembolize eden bir kartal, gücü anlatan bir ejderha veya bilgelik yüklü bir cümle… “Ten ve İz” kitabının yazarı Sosyolog David Le Breton’a göre bu, kişinin kendi kendini sahneye koyması anlamına geliyor. Neredeyse her kültürde dövmenin estetik ve dekoratif olması amaçlanıyor.

Asi bir tavır mı? Kişisel bir konu mu?

Yukarıda da değindiğimiz üzere, toplumumuzda dövme yaptırmak karşı çıkıcı bir eylem olarak kabul görüyor. Tam da bu sebeple bu bedensel yazı ve desenler yıllardır yalnızca marjinallere, kötü adamlara, tutuklulara veya evinde yaşamak yerine denizde yaşayan denizcilere özgü gibi gösteriliyordu. Tıpkı takı takmak ve makyaj yapmak gibi dövme de göze hitap ediyor, ancak tek amacı başkalarını baştan çıkarma arzusu değil. Hep bizimle kalan dövmeler, bedenimizin kontrolünü ele alma ve başkalarının gözündeki yerimizi değiştirme isteğimizi açıklıyor.

Psikososyolog Marie Cipriani- Crauste’un altını çizdiği, dövmenin toplum tarafından kötü karşılandığı düşüncesine rağmen, şu an sokakta gördüğümüz çoğu insanda dövme var. Ancak çoğu insan onları gizliyor, çünkü bu dövmeler onların samimi anılarından izler barındırıyor. 45 yaşındaki Dilara’nın itirafı da bunu destekliyor. “Ayak bileğime ‘dinginlik’ kelimesini Arapça olarak yazdırdım. Ayak bileğimi seçtim, çünkü orası istersem sergileyebileceğim istersem de gizleyebileceğim bir yer. Ben dövmemin hem görülür hem de görülmez olmasını seçtim.” Toplum olarak dövmeye bakış açımız yıllar içinde değişse de içimizde bu sanata karşı çıkanlar yok değil. Kimi ergenler arasında moda, kimi ise yetişkinlerde olgunlaşmamışlığın belirtisi olarak görüyor. Hâlbuki biraz sakinleşip bireyleri kendi seçimleriyle baş başa bırakmak ve yargılamamak herkesi mutlu edebilir.

 

 

Önceki Yazılar

UZUN ÖMÜRLÜ BİR İLİŞKİ İÇİN NELER YAPMALI?

Sonraki Yazılar

‘SEXTING’ İLE ARANIZ NASIL?

Bir cevap yazın