transaksiyonel-analiz-kurami

TRANSAKSİYONEL ANALİZ KURAMI

 

 

1950’li yıllarda Atlas Okyanusu’nun diğer tarafında, Amerikalı psikiyatr Dr. Eric Berne, çocukluk dönemini daha farklı şekilde ele alan Transaksiyonel Analiz’in temellerini attı. Günümüzde popüler ve günlük dilde de oldukça kullanılan “içimizdeki çocuk” kavramı kaynağını bu teoriden alıyor.

Eric Berne’e göre, “benliğin” üç hali bulunur; bunlar Ebeveyn, Çocuk ve Yetişkin’dir. Yetişkin halimiz, içsel çocuk ve içsel ebeveyn arasında dengeyi korumaya çalışır. Bazen, biri ya da diğeri öne geçebilir; çocuk neşeyle dolup taşar, korkuları veya giderilmemiş ihtiyaçları sebebiyle canı yanar, çığlık atar, ağlar; ebeveyn zayıflıkları için onu eleştirebilir veya yol gösterir, korur. “Transaksiyon” ifadesi de kişilerarası iletişimin karşılıklı olarak bu benlik hallerinin hangilerinin üzerinden gerçekleştiğini anlatmak için kullanılır.

Türk Transaksiyonel Analiz Derneği’nin kurucu başkanı, uzman klinik psikolog, çift ve aile terapisti Fatma Torun Reid, bu yaklaşımı daha iyi anlayabilmemiz için, Freud’un id-ego-süperego teorisine atıfta bulunarak açıklıyor: “Freud’un id, ego, süperego olarak adlandırdığı kişinin değişen ruh ve davranış hallerine ego psikolojisinde kişiliğe üçlü yaklaşım denir. Freud, bizi harekete geçiren enerji kaynağı dürtülere id, bizi yargılayan ve dizginleyen yönümüze süperego, aklı temsil eden, id ve süperego arasında denge sağlayan yönümüze ise ego der. Yıllar içinde bu kavramlar, özellikle ego, biraz da anlaşılması zor olduğundan,  popülerliğini ve gizemini hem klinik hem de akademik dünyada korumuştur.”

İçimizdeki çocuk

Transaksiyonel Analiz, bu şekilde, egonun durumlarını, Reid’in ifadesiyle “benlik hallerini” daha anlaşılır bir şekilde ifade eder. Reid, kişiliğimizin üç yapıtaşı olduğunu açıklıyor: “Birincisi, davranış, düşünce ve duygularıyla içselleştirdiğimiz bize emek vermiş olan kişileri temsil eden Ebeveyn dünyamızdır. İkincisi, bugünkü realiteyi görebilen, düşünebilen Yetişkin’dir. Son olarak da duygularımızın, yaratıcılığımızın ve kişiliğimizin en önemli enerji kaynağı olan 0-8 yaşı temsil eden Çocuk’tur.”

Peki, bu “İçimizdeki Çocuk” ifadesi ne anlama geliyor? “Bugüne kadar, anılarımızın paralelinde yaşamış olduğumuz tüm duyguları belleğimizde kayıtta tutan, kendimize, insanlara ve dünyaya dönük bakış açımızı etkileyen önemli kararların alındığı bir süreci temsil eden yönümüze içimizdeki Çocuk diyoruz” diyerek yanıtlıyor Reid. Bu süreçte, çocukların belirli ifadelerle nitelendirildiklerini ve tanımlandıklarını belirten uzman, kendimize sormamızı istiyor: “Nasıl bir çocuktunuz? Uyumlu, asi, doğal veya özgür? Nasıl bir şöhretiniz vardı? Size, ‘hanım kız, efendi çocuk, annesini üzen-üzmeyen, prens-prenses, inatçı, zor çocuk, kolay çocuk veya akıllı çocuk’ mu denirdi?” Ayrıca, Fatma Torun Reid, bu nitelendirmelerin çocuk için diğerleri tarafından bir görülme fırsatı anlamına geldiğini vurguluyor: “Olumlu ya da olumsuz, her çocuğun bir şöhreti vardır ve her çocuk şöhretine layık olmak ister, çünkü bu durum varlığının görülmesi anlamına gelir.”

Matruşka bebekleri

Transaksiyonel Analiz kuramının daha derinlerinde ise, içimizdeki Çocuk ve Ebeveyn’in de kendi içlerinde, tıpkı Matruşka bebekleri gibi katmanları bulunuyor. İçimizdeki Çocuk’un içerisinde bulunan bu yetişkin dünyası “küçük profesör”, içerisindeki daha küçük çocuk ise “somatik çocuk” isimlerini alıyor. Bu katmanların oluşumunu Reid kısaca şöyle özetliyor: “Çocukken çevremizdeki önemli büyüklerin, bizi ürküten duygu ve davranışlarını yutarcasına içimize alırız. Bir anlamda büyüklerimizin en ters tarafları bizde de vardır. Daha sonra, beğendiğimiz yönlerini seçerek özdeşleşme yoluyla kişiliğimize alırız. İçimizdeki Çocuk’un düşünen, sorgulayan, merak eden, yapabilen yönüne Yetişkin demekteyiz, bu Yetişkin dünyasına ‘küçük profesör’ diyoruz. Bir de, içimizdeki Çocuk’un içinde daha küçük bir çocuk vardır. Tıpkı bir bebeğin vücut diliyle kendini anlatmaya çalışan, konuşma öncesi döneme kadar uzanan çocuk dünyasına da ‘somatik çocuk’ diyoruz. Bir erişkin olarak, neye sıkıldığımızı bilemediğimiz, iç çatışmalar yaşadığımız durumlarda, en çok konuşan vücut dilimiz oluyor. Deride döküntüler, karın ağrıları gibi rahatsızlıklar psikosomatik ifadelerin en yaygın örnekleridir. Çocuk dünyamızın giderilmemiş ihtiyaçları (sevgi, kabul görme, kendin olma, ait olma gibi) bugün en çok yakın ilişkilerde ortaya çıkıyor. Evlilik de buna bir örnektir.”

 

 

Önceki Yazılar

KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMENİN ÖNEMİ

Sonraki Yazılar

ÇOCUKLAR İÇİN YARATICI DRAMA ATÖLYESİ