potik1

TERAPOTİK POSTA


“Akışa kapılıp sürüklendiğimi hissediyorum ve gitgide mutsuz oluyorum.”

Doktora öğrencisiyim ancak uzun vadeli bir hedefim yok. Bir yandan tez yazmak, formasyon almak ve yoğun projeler gibi çok stresli işlerle uğraşıyorum, bir yandan da yine ne istediğimi bilmediğimden, apayrı bir konuda açık öğretim eğitimi alıyorum. Ailemin bana sağlamış olduğu rahat bir yaşamım var ama mutsuzum. Merve, İstanbul

Belli bir eğitime ve maddi olanağa sahip olan kişilerin önünde akademik kariyer, öğretmenlik, kurumsal hayat, serbest meslek gibi birçok kariyer seçeneği bulunuyor. Tabii bunların yanı sıra yoğunlaşılacak alan seçimi de önemli ve zor bir süreç. Bütün bu seçenekler arasında “doğru” olan hangisi, bunu bilmek imkansız; hatta tek bir doğru seçim var mı, bu da tartışılır. Burada önemli olan attığın adımların ya da seçtiğin yolun senin olması. Anladığım kadarıyla sen birçok alanda etkin ve belki başarılı olmana rağmen verdiğin kararları sahiplenmekte, yaptığın seçimlerin arkasında durmakta güçlük çekiyorsun. Sana ait olmayan bir akışın içinde sürüklendiğini, hatta savrulduğunu hissediyorsun. Başka bir deyişle, hayatını direksiyonun başındaymış gibi değil, giden bir aracın yolcu koltuğundaymış gibi deneyimliyorsun. Bu en renkli görünen hayatı bile dolgun ve anlamlı bir şekilde yaşantılamamızı engelleyen, kişiyi cansız kılan bir durum.

Akışına kapıldığın hayatı yöneten ve kendi arzularınla temas etmeni engelleyen faktörler nelerdir, öncelikle onu araştırmanı öneririm. En liberal toplumlarda, en  özgür ailelerde bile çocuğa aktarılan kısıtlayıcı değerler, örtük şekillerde ifade edilen bir takım beklentiler olabilir. Bunlar bazen “doktor olmak” gibi belirli hedefler olabilir, ancak çoğu zaman “güvenceli“, “saygın“, “bir kadına/erkeğe uygun“, “para getiren” gibi daha bulanık ve soyut kriterlere uygun kariyer ya da hayat seçimleridir. Bazen kişi bu değerlerin ya da beklentilerin farkındadır, hatta onları reddedip kendi doğrularını yaşamak ister; ancak diğer taraftan ailesinin onayını kaybetme fikrine tahammül edemez. Diğer durumlarda ise süreç tamamen bilinçdışında gelişir. Anne-baba kendi beklentilerinin bilincinde bile değildir, çocuk ise bu değerleri ya da beklentileri içselleştirdiğinin farkında değildir. Ancak bir anda kendini oralara doğru “sürüklenmiş” bulur.

Senin kendi hayatında ve içsel dinamiklerinde rol oynamış farklı etkenleri kendi kendine ya da mümkünse bir terapi sürecinin içinde araştırmak ve atacağın her küçük adımda durup “Bu karar kimin?“, “Ben ne istiyorum?” gibi soruları değerlendirmek, kendi arzularına ve hayallerine yaklaşmana yardımcı olacaktır.

“Genelde bana karşı ilgisi olmayan, içine kapanık kişilere gönlümü kaptırıyorum.”

Sürekli olarak bana yüz vermeyen insanlara karşı bir şeyler hissediyorum. Beni beğenen kişiler de var, ancak sevmediğim biri olmasından ziyade, bir şeyler hissedebilmek önemli deyip yine sessiz sakin, kapalı bir tipe çarpılıyorum. İlgilenen erkekle ilgilenmeyen arasındaki farkı net görebilmeye başlamama rağmen yine aynı hataya düşüyorum. Sevdiğim kişinin yavaş yavaş bana açıldığını hissediyorum ama bu açılma bir ilişki olmaktan çok uzakta. Onun net tavrını göremiyorum, bu da beni tüketiyor. Bu tip düşünceler beni işimden gücümden ediyor. Aslı, İstanbul

Oldukça yaygın, bir o kadar da kısıtlayıcı bir durumdan söz ediyorsun. Birisi sadece seni beğeniyor diye onunla olmayı istemeyebilirsin; bir insanla bir ilişkiye girmek için onu farklı açılardan çekici bulmak, senin deyişinle “bir şeyler hissedebilmek” tabii ki önemli. Buradaki can alıcı soru: Bir şeyler hissettiğin kişiler neden “kapalı ve sana yüz vermeyen tipler“? Bu soru çeşitli bilinçdışı süreçlerle açıklanabilir. Bazı insanlar mücadele sever, farkında bile olmadan ilişkilerde de zor olana, uğruna uğraşılması gerekene doğru çekilirler. Bazen bu çok derin bir değersizlik hissiyle bağlantılıdır. “Beni beğenen ve isteyen bir insan çok da iyi olamaz, değerli biri ise tabii ki de beni beğenmez” gibi yıkıcı bir bilinçdışı inanca sahiptirler. Yine bu bağlamda, bu tür kişiler bir kırıntıyla yetinebilirler. Örneğin, beğendikleri insanın onlara azıcık bir ilgi göstermesi dahi umut ve mutluluk verir. Daha fazlasını istemek akıllarına bile gelmez. İçten içe düzenli bir ilişkiye layık olduklarına bile inanmazlar.

Başka bir açıklama da kişinin bir tarafıyla aslında romantik ilişkilere direnç göstermesidir. Bu da yakınlıktan korkmak, risk almak istememek, içten içe ilişkilerin hapsedici ya da yıkıcı olduğuna inanmak gibi çeşitli sebeplerden olabilir. İnsan onu isteyen kişileri beğenip istemeyenleri beğenmeyerek bir taraftan ilişki arayışını sürdürüyormuş gibi yapıp, bir taraftan da kendini bu ihtimale kapalı tutmaya devam eder. Tabii kimsenin içsel dinamikleri bu alternatiflerden herhangi bir tanesiyle basit bir sebep-sonuç ilişkisine indirgenemez. Genelde her birimizin hisleri ve seçimleri karmaşık ve çok yönlü faktörlerle belirlenir. Senin de, belki saymış olduğum ihtimalleri de değerlendirerek, kendi ilişkisel sürecini anlamaya çalışmanı öneririm.

“Harika bir ilişkim var ama engel olamadığım kıskançlığım beni çok yoruyor.”

Altı aydır sevdiğim birisiyle güzel bir ilişki yaşıyorum. Ancak beni sürekli huzursuz eden bir kıskançlık ve güvensizlik sorunum var. Bir önceki ilişkimde aldatılmıştım, belki de bu yüzden sevgilime hiç güvenemiyorum. Ondan gizli olarak sürekli telefonunu, özel alanını, bilgisayarını karıştırıyorum. Çoğu zaman bu düşüncelerimi gizli tutabilsem de sık sık başka bahanelerle gerginlik çıkarıyorum. Bu durumdan çok yoruldum. Ceylan, İzmir

Son derece yıpratıcı bir durumdan söz ediyorsun. Kendin de söylediğin gibi kıskançlık ve güvensizlik senin bu ilişkiden bağımsız olarak içinde taşıdığın hisler. Anladığım kadarıyla bir ilişkide olmak bile onları tetiklemeye yetiyor. Bu hisler obsesif düşüncelere dönüşüyor; obsesif düşünceler de sevgilinin özel alanını karıştırmak gibi kompulsif davranışlara yol açıyor. Tabii bu tür “araştırmalarda” her zaman tetikleyici bir şeyler bulunacağı için, kıskançlık ve güvensizlik hislerin daha da yoğun olarak nüksediyor ve aynı kısırdöngü gittikçe içinden çıkılmaz bir hale dönüşerek devam ediyor.

Öncelikle içinde taşıdığın kıskançlık ve güvensizlik hislerinle yüzleşmen önemli. Daha önceki ilişkinde aldatıldığından söz etmişsin. Sevgilinin başka birisiyle birlikte olması eminim senin için çok kırıcı ve değersizleştirici bir deneyimdi. Bu deneyimin tetiklediği üzüntü, öfke, değersizlik, kıskançlık gibi duygular belki daha da derinlere iniyor, sana daha eskilerden de tanıdık geliyor olabilir. Şu anki ilişkindeki davranışların bu duygularla yüzleşmektense, “böyle bir deneyimi bir daha asla yaşamamak” yönünde sonuçsuz bir kontrol çabasını da temsil ediyor. Sevgilinle ilgili obsesif düşünce ve davranışlarda kaybolduğun sürece bu gibi acı duygularla yüzleşmek, onların içinden geçmek yerine şimdiki zamanda bir düşünce ve davranış döngüsüne kapılıp, bu duygulardan uzaklaşmış, onların etrafından dolaşmış oluyorsun.

Kendini bu düşüncelere kapılmış bulduğunda ya da sevgilinin özel alanını karıştırmak istediğinde, bu isteğini dürtüsel olarak davranışa dökmeden önce birkaç dakika beklemeni ve “Acaba neyi hissetmemeye çalışıyorum?” diye kendi kendine sormanı öneririm. Bulacağın cevap yaşadığın sorunu hemen çözemeyecek olsa da seni bu bağımlı olduğun kısırdöngünün merkezinden çıkarıp kendi içine dönük bir yolculuğa yönlendirecektir.

“Kızımın hem giyimi hem de davranışları daha erkeksi bir hal aldı. Çok endişeleniyorum.”

16 yaşında bir kızım var. Son bir senedir ilgi alanlarındaki ve dış görünümündeki değişiklikler beni endişelendiriyor. Daha küçükken benimle birlikte şık kıyafetler almaya, süslenmeye meraklı bir küçük kızken, şimdi son derece erkeksi giyiniyor, ona aldıklarımı asla giymiyor. Yürümesi, oturması ve davranışları da daha erkeksi olmaya başladı. Onu nasıl yönlendirmem gerektiğini bilmiyorum. Seher, İstanbul

Ergenlik birçok kişi için karmaşık bir iç dünya, karanlık duygular, anlamlandırması zor dürtüler ve çeşitli kimlik sorgulamalarının zamanıdır. Kızının hayatında ve iç dünyasında tam olarak ne olup bittiğini bilmeden kesin bir şey söylemek güç, ancak ilgilerinde ve dış görünümündeki değişiklikler kimliği ile ilgili bir takım sorgulamalar yaşadığı izlenimini veriyor. Tabii bu sorgulama ve keşif sürecinin bir kısmı cinsel kimlikle ilgili. Kızın hem vücudunda hem de zihninde yaşadığı birçok yeni deneyime adapte olmaya çalışıyor. Bir yandan da toplumdan aldığı “genç kız olmak“la ilgili mesajlar ve beklentiler var. Üstelik bu mesajlar büyük ihtimalle kendi içinde de çelişiyor. Örneğin annesi onun daha feminen olmasını beklerken, belki de kendi ergen kültürü (bugünlerde gençler arasında popüler olan KPop akımından da anlayabileceğimiz gibi) kadın ya da erkekliğe atfedilen geleneksel özelliklere karşı duruyor. Yaşıtları arasında daha aseksüel bir “genç kız” imajı kabul görüyor.

Bütün bu değişiklikleri sadece cinsel kimlik sorgulaması olarak anlamlandırmamak da önemli. Geçmişte kızının sana benzemek istediğinden, birlikte şık kıyafetler alıp süslendiğinizden söz etmişsin. Şimdi, dış görünüşünde ve tavırlarındaki değişim bir yandan da annesinden ayrışıp kendi kimliğini oluşturma çabasını temsil ediyor olabilir.

Bu noktada senin bütün bu değişikliklere panik ve tepki ile yaklaşmaman önemli. Büyük ihtimalle, kızının “süslü” olmasına ısrar etmek onun tarafından ancak daha güçlü bir tepkiye yol açacak, belki sadece merak edip keşfetmeye çalıştığı bu yeni kimliğe dört kolla sarılmasına neden olacaktır. Ayrıca aranızda bundan doğabilecek bir güç savaşı, onun bu aralar çok ihtiyaç duyduğu gerçek iletişime engel olacaktır. Onu dinleyen, yaşadıklarını merak eden bir tavır; onu eleştirmek ya da sıkboğaz etmek yerine gerçekten anlamaya çalışan sorular hem ona hem de ilişkinize iyi gelecektir.

Son olarak da, kızının büyüyüp senden bu şekilde ayrışmasının sende yarattığı kayıp hissini göz ardı etmemeni öneririm. Senin gibi olmak isteyen, birlikte birçok şey paylaştığınız kızın şu anda seni bir bakıma reddediyor. Bunun yasını tutmak, kendine de biraz şefkatle yaklaşıp kırgınlık ve üzüntü hislerini yaşantılamak için kendine alan tanımak, yine hem sana hem de ilişkinize iyi gelecektir.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

Z KUŞAĞI İLE İLETİŞİM

Sonraki Yazılar

POZİTİF PSİKOLOJİ