terapotik-posta-klinik-psikolog-seda-aktas-sorularinizi-yanitliyor (2)

Terapötik Posta: Klinik Psikolog Seda Aktaş Sorularınızı Yanıtlıyor

“Kedilerden rahatsız oluyorum.”

Hayvanlardan pek hoşlanmıyorum, özellikle de kedilerden. Geçen yıl İstanbul’a taşındım. Tahmin edersiniz ki işim oldukça zorlaştı; her yerde kedi var! Bazen okula bile gidemiyorum. Aslında bir şey yapmadıklarını biliyorum ama yakınıma geldiklerinde bir anda bağırıyorum. Çok garip görünüyorum diye korkuyorum. Sena, İstanbul

Fobi, gerçek bir tehlike yaratmayan ancak endişe ve kaçınmaya neden olan bir nesne veya durum karşısında hissedilen yoğun bir korku olarak tanımlanır. Oldukça yaygın bir anksiyete bozukluğu çeşididir ve birçok farklı fobi türü vardır. Bazı insanlar yüksekten korkabilir. Diğerleri bazı sosyal durumlara tahammül edemezken, yılan, arı, asansör ya da uçma korkusu gibi belirli bir fobiye sahip olabilir.

Kısa sürebilen kaygının aksine, örneğin bazı kişiler bir konuşma yaptığında veya sınava girdiğinde hissedebilir, fobi uzun ömürlü olabilir. Temelde kişinin hissettiği anksiyete (endişe) belli bir obje üzerine yansıtılır ve böylece anksiyete kontrol altına alınır. Dolayısıyla, seçilen nesnenin önemi büyüktür. Sizin de benzer bir şekilde kedilerden neden korktuğunuzu düşünmeniz önemli olabilir.

Yoğun fiziksel ve psikolojik reaksiyonlara neden olur ve işyerinde veya sosyal ortamlarda normal şekilde çalışma yeteneğinizi etkileyebilir. Fobik nesneyle karşılaşmamak için kişi kendini daha sınırlı bir yaşama mahkûm edebilir. Korkulan, kaygı veren nesneden kaçınmak için kişi işe gidemeyebilir ya da sizin de bahsettiğiniz gibi okula gidemeyebilir. Tabii fonsiyonelliğinizi bu denli etkiliyorsa ruh sağlığı alanında çalışan bir uzmanla görüşmeniz oldukça önemli olacaktır.

Öte yandan, fobiler ve dolayısıyla fobisi olan kişinin kaçınma eğilimleri kişiye birtakım ikincil kazançlar elde etmeyi sağlıyor olabilir. Örneğin kişi, yakınlarının kendisine ilgi göstermesini ya da korunmasını sağlayabilir. Bu vesileyle etrafındakilerin hareketlerini kontrol etmeyi de başarabilir. Böylece modern yaşamın bize buyurduğu kuralları ve sorumlulukların yükünü kabul etmemiş oluruz. Bu açıdan baktığımızda, belki de kedi fobiniz sizi okula gitmekten alıkoyuyor, evet, fakat bunun size bir kazancı olabilir mi? Yeni bir okula başlamak, evden ayrılmak adeta yetişkin olma yolunda sizi zorlayan durumlardan kaçınmanızı sağlıyor olabilir mi?

“Evlenmeye bile karar veremiyorum.”

Son birkaç yıldır hiçbir şeye karar veremiyorum. Dört yıldır birlikte olduğum bir kız arkadaşım var, evliliğe dair konuşuyoruz ama niyeyse buna bile karar veremiyorum, oysa asla ayrılmak istemiyorum. Sanki evden ayrılırsam, annem tek başına kalacak ve başına kötü bir şey gelecek hissi taşıyorum. Emre, Kocaeli

Çok daha ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duyulsa da bahsettiklerinizden bir çeşit kaygı yaşantıladığınızı anlıyorum. Kaygı hepimizde çeşitli derecelerde vardır. Çevreden gelebilecek tehlikelere karşı bize bir çeşit uyarıda bulunur ve gerekli adaptasyonu sağlamamıza yardımcı olur.

Zaman zaman varlığından rahatsız olduğumuz birtakım duygu ve düşüncelerimizle yüzleşmek istemeyebiliriz. Kaygı artıp yaşamımızda bir çeşit engele yol açmaya başlarsa, uyum işlevini yitirir; bazı “mantıkdışı” olarak tanımlayabileceğimiz davranışların ya da düşüncelerin ortaya çıkmasına sebep olur. Tabii bu bahsedilen mantıkdışı davranışlar kişiden kişiye oldukça farklılık göstermekte, zira herkesin bilinçdışı kendi biricik yaşantılarıyla meşgul. Dolayısıyla semptomlar da değişkenlik gösterebilir. Yaşamımız boyu attığımız her adım ve her düşüncemiz bir uyum sağlama sürecidir, yani hiç biri rastlantısal değildir ve yaşamı sürdürme çabalarının farklı çeşitleridir.

Doğduğumuz ve büyüdüğümüz bir yerden ayrılmak, bireyselleşmek her birimiz için oldukça sancılı bir süreç olabilir. Ayrışmak ve bireyselleşmek, kültürel, demografik ve ekonomik sebeplere bağlı olarak değişkenlik gösterir. Temelde finansal sorumlulukların artışı, kişinin kendini disipline etmesi ve özerk bir işleyişe sahip olması bireyselleşmenin yarattığı kaygılar olabilir. Özellikle de bir bakıma çocuk olarak varoluşumuzu sürdürdüğümüz bir yuvadan kendi yuvamızı kurmak üzere ayrılmak, yani adeta bir yetişkin olmak, tahmin ettiğinizden daha fazla zihninizi meşgul edebilir ki ediyor gibi görünüyor. Fakat unutmamak gerek ki, özerk bir işleyişe sahip olabilmek için ilk önce ebeveynden ayrışmamız gerekir. Bu bağları koparmak anlamına gelmez, aksine, gerektiğinde daha güçlü bir bağ yaratabilir.

“Kardeşimin hayatına özeniyorum.”

40 yaşındayım ve sıradan bir hayatım var. Mutsuz değilim, ama küçük kardeşim dünyayı geziyor ve işinde çok başarılı. Kendimi çocuk gibi hissetsem de bu duruma katlanamıyorum. Onu ve ailemi üzdüğümü biliyorum ama kendisiyle pek görüşmek istemiyorum. Aile toplantılarından o varken hep kaçıyorum. Engin, Ankara

Kıskançlık, haset, öfke gibi negatif duygular evrensel bir nitelik gösterir. Bende yok, onda var, bende de olsungibi kabaca açıklayabileceğimiz kıskançlık, kültürel olarak bu tür duygular kabul edilmese ve bir tür yadsıma beklentisine girilse dahi bu mantıkdışı duygu son derece insana dairdir. Duygunun varlığından ziyade yok sayılması problem olarak atfedilmelidir. Dolayısıyla bu durumun sizin için ne ifade ettiğini, neler hatırlattığını düşünmenizi tavsiye ederim. Kardeşinizle aranızdaki yaş farkı oldukça önemli olmakla birlikte, bir zamanlar hepimizin çocuk olduğunu ve annemizi paylaşmaktan hoşnut olmayabileceğimiz gerçekliğiyle yüzleşmek bu durumu bertaraf etmek adına oldukça önemli. Annenizin size verdiği sevgiyi kaybetme ihtimalinden doğabilen annenize ve bir rakip olarak kardeşinize duyduğunuz öfke, kıskançlık olarak ortaya çıkıyor olabilir. “Bilinçdışı geçen zamanın farkında değil” denir, öyle ki benliğimizin bir kısmı ebeveyn sevgisinden payını talep eden çocuk olmaya yaşamımız boyunca devam eder.

Burada dikkat edilmesi gereken, bu tür duyguların varoluşumuzun bir parçası ve evrensel niteliğe sahip olduğu gerçeğini kabul edebilmektir. Kendi benliğimizle ve bu tür duygularla yüzleşmek zorlayıcı olabilir. Zaman zaman kıskanma ihtimalimiz bile bizleri suçlu hissettirebilir. Örneğin “Onu ve ailemi üzüyorum biliyorum ama kendisiyle pek görüşmek istemiyorum” cümleniz bu kıskanma duygusunun sizde yarattığı bilinçdışı bir suçluluktan kaynaklanıyor olabilir. Öte yandan unutmamak gerek ki, ancak yüzleşerek bu döngüleri değiştirebiliyoruz.

“Baş ağrım hayatı zindan etti bana.”

28 yaşındayım ve kendimi bildim bileli başım ağrıyor. Bazen o kadar kuvvetli oluyor ki yataktan çıkamıyorum. Birkaç kere doktora gittim, ama bir hastalığım olmadığını söylediler. Baş ağrısı için ilaç alıyorum, fakat işe gidemediğim zamanlar oluyor ve bu beni çok zorluyor. Serkan, İstanbul

Öncelikle durumla bağlantılı olabilecek bir hekimle görüşün. Organik bir neden bulunmazsa, yani semptomları özel bir fiziksel nedene dayandırılamazsa, psikosomatik bir durumdan bahsediyor olabiliriz. Somatizasyon, psikolojik sıkıntıyı fiziksel belirtiler şeklinde deneyimleme eğilimi olarak tanımlanır. Stres nedeniyle oluşan fiziksel semptomların ciddi veya “gerçek” sorunlar olmadığı kanaatine varılsa da, somatizasyon bozukluğu oldukça yaygındır. Genellikle, göğüs ağrısı, yorgunluk, baş dönmesi, baş ağrısı, ödem, sırt ağrısı, nefes darlığı, uykusuzluk, karın ağrısı, uyuşukluk, kilo kaybı, öksürük gibi semptomlar görülür.

Psikosomatik hastalık, bir tür stres veya size zarar vereceğini düşündüğünüz, bir şekilde kabul edemediğiniz düşüncelerden oluşan kaygı hissinden kaynaklanıyor olabilir, ancak gerçek olan ve diğer yollardan kaynaklanan belirtiler kadar size zarar verebilecek fiziksel yansımaları olabilir.

Stres ve kaygı duyguları yaşamın birer parçasıdır. Bazı stres seviyeleri bizim için iyi olabilir, çünkü değişime ve büyümeye doğru bizi teşvik eder. Fakat temelde insanın yaşamla başa çıkabilmesi için önemli bir fonksiyonu olan kaygı, yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla sizi sınırlı bir alana sürükler hale gelmiş.

Dolayısıyla yaşamınızı bu kadar etkiliyorsa, bu konuda uzmanlaşmış bir klinik psikologla görüşmeniz sizin için faydalı olur. Öte yandan, “Kendimi bildim bileli” demişsiniz, fakat bu ağrıların ne zaman başladığını etraflıca düşünmek önemli olabilir. Başladığı dönem hayatınızda sizi etkileyen ya da önemini bir şekilde fark edemediğiniz herhangi bir değişiklik oldu mu?

 

 

Önceki Yazılar

Ergenlikten Yetişkinliğe Geçiş

Sonraki Yazılar

Kendine Gülmenin Faydası