mature man and woman in artists's studio

TERAPİYE BAŞLAMAK İÇİN GEÇ DEĞİL

 

 


Bilinçdışının bir takvimi yoktur. Hayatınız hakkında düşünmek ve geçmiş yaralarınızı sarmak için hiçbir zaman geç değil.

38 yaşındaki Meryem, terapinin işe yaramayacağını düşünüyorum diyor: “Duygusal hayatım pek iyi sayılmaz. Anne olmayı asla düşünmüyorum. 40 yaşına yaklaştım ama psikoloğa gitmeye hiç gerek görmedim.” Meryem, “Terapiye gerek yok” diyerek kendini yardım almaya kapatıyor. Oysa psikoterapiye ihtiyaç var. Psikoterapiye ne kadar erken başvurulursa, o kadar hızlı terapötik bir yol çizilebilir. “Tecrübelerim gösteriyor ki, çocukluk döneminde yaşanan acı verici yaraların sarılması uzun zaman alabiliyor” diyor Psikanalist Olivier Douville. Bilinçdışı, zamanı yok sayar. Olaylar, sahneler, travmalar, 10, 20, hatta 30 sene sonra da güncelliğini korumaya devam eder ve üzerine çalışılması gerekir.

42 yaşındaki Işıl, geçmişinin izlerini kazımak istemiyor. “Tekrar geçmişime dönmek istemiyorum. En sonunda hayatımda bir denge tutturdum. Annemin intihar girişimleriyle babamın eve geri dönmesini umut ettiği depresif zamanlarına dair berbat hatıralarımı gölgelememeyi başardım.” Işıl, bu anılardan madde ve alkol kullanarak uzaklaşma çalışmış. Ancak uzun yıllar sonra iç huzurunu bulabilmiş ve aşçılıkla ilgilenmeye başlamış. Ebeveyninin çift ilişkisinden travmatize olduğu için kedisiyle tek başına yaşamayı tercih etmiş. “Her zaman kolay olmadı. Terapinin beni geçmişime götüreceğinden ve işlerin daha da kötü olacağından birazcık korktum.” Psikanalist Virginie Megglé bu tip kaygıların yersiz olduğunu söylüyor: “Terapi kişinin dengesini bozmaz. O an için bozsa ve ‘her şey berbat’ hissi yaratsa bile bu aslında kalıcı bir etki değildir. Terapi, içimizdeki bilinmezliği etkileyen mekanizmaya dair bilinçlenmemizi ve kendimizi özgür bırakmamızı sağlar.” Tahrip edici bir çocukluğa ya da çocukluk travmasına sahip olan kimse tam anlamıyla iyileşemez. Bir tarafta acı çekenler, diğer tarafta devam edebilmek için sahte kendiliğin arkasına saklananlar ve başka bir tarafta da kendilerine yalan söylediklerini bilmelerine rağmen yaşadıklarını reddedenler var. “Bu kriz dünyasında, herkes sahip olduklarıyla mutlu olmaya çalışıyor, çünkü zorlukları bu şekilde minimalize edebiliyorlar. Bence tam tersi yapılmalı ve konuşmaya cesaret etmeli.

Nesillerarası aktarımla iyileşin

Travmatik olaylar bir nesilden ötekine aktarılabiliyor; ensest, teyzenin intiharı, amcanın gözaltına alınması, ailenin bir bölümünün kötü işlere karışması gibi. Psikanalist Nicolas Abraham, Maria Torok, ve Didier Dumas bunu, ‘bilinçdışının hayaletleri‘ olarak tanımlar. Psikanalist Anne Ancelin Schützenberger, psikojenealojiyi geliştirmiştir. Bu çalışma sayesinde ailenizin geçmişindeki eski bir sırrın sizin hayatınızdaki sonuçlarını görebilirsiniz. 47 yaşındaki Sinan, gençlik yıllarında başlamış olan ve solunumunu etkileyen sorunlar için bu yönteme başvurmaya karar vermiş. “Sigarayı bırakmama ve hijyenik bir hayat sürmeme rağmen geceleri solunum darlığı yaşamaya devam ediyordum. Bir psikoloğa başvurmaya karar verdim. Psikoloğum aile geçmişimizde nefes alıp vermeyle ilgili bir anımım olup olmadığını sordu. Hemen aklıma bir görüntü geldi: Genç bir adam bir kuyunun içerisinde ve ölümcül gazlar onu boğuyor. Bu adam benim dedemdi. Hakkında konuşmadığımız ‘hain’ dedemdi. Dedem iş kazasında ölmüştü. Seansın sonunda psikoloğum sıcak bir şekilde elimi sıktı. Takip eden gece rahat bir şekilde uyudum.

Doğru yorumlama yapıldığında, eskide kalmış, köklü belirti kaybolur. “45 yaşlarında bir hastam vardı. Egzamadan şikâyetçiydi. Kaşımadan duramıyor, kendini alıkoyamıyordu. Bir gün bana küçük bir çocukken yaşadığı şoku anlattı: Babası bir kazada tek bacağını kaybetmiş ve protez takılmış. Hasta bu anıyı deri hastalığı ile ilişkilendirmiş. ‘Kendime bir kabuk yaptım.’ Kabuk, ağaç, tahta… Tahtadan bir bacak, protez. Egzaması babasıyla olan bir birleşme gibiydi. Bunu anladığı gibi bir dermatoloji uzmanına göründü ve sorunları kesildi” diye anlatıyor Olivier Douville. Hayatın kolay olmadığı bu insanlara karşı terapistin daha yol gösterici olması gerekiyor. Ölüm sessizliğine dikkat etmek gerekiyor, çünkü bizi iyileştiren şey diyalog.

Sevmeye karar verin

Genellikle çocukluk travmalarının izlerinden aşk hayatımız da etkileniyor. İmkânsız bir aşkın peşinden gitmek ya da suistimal edilmek için kendini bir obje gibi sunmak da aslında bu travmaların sonuçlarından. Bazen bir arzunun (aşk, çocuk, kariyer) gerçekleşmesi için psikoterapi geç kalabiliyor. Ancak danışmak, imkânsızın üstesinden gelmek için orijinal çözümler yaratma olanağı sağlıyor. Gül 50 yılını bir psikoterapiste başvurmadan geçirmiş. Sonunda eczacısının önerisiyle bir psikoterapiste başvurmaya karar vermiş. “Etrafımda hiç psikolog yoktu. Zaten terapiye gitmek benim çevremde iyi karşılanan bir şey değil.” Gül çok gençken, neredeyse iki katı yaşında bir adamla evlenmiş.  Evlendiği adamın önceki evliliğinden iki çocuğu varmış ve yeni bir evlat sahibi olmayı düşünmüyormuş. Çok âşık olan Gül, hiçbir zaman bu konuda bir eksiklik hissedeceğini düşünmemiş. 48 yaşında dul kalmış ve bir şeyin eksik olduğunu o zaman anlamış: Çocuk sevgisi. Bu yerini dolduramadığı boşluk nedeniyle psikoterapi desteği almaya karar vermiş. Böylece kendi çözümünü bulmuş: Ufak çocuklara resim atölyesi açmak.

Entelektüel canlılığın yeniden doğuşu

Karşılaşmalar ve olaylar, dinmeyen eski yaraları tekrar harekete geçirir. Ebeveynin kaybı ve miras bölüşümü su yüzüne çıkmayan kardeş çatışmalarını harekete geçirir. Gündelik hayatın girdabında zorluklar dayanılabilirdir, ancak emeklilik çanları çaldığında dayanılmaz hale gelebilir. Psikoterapi odalarında 50’li-60’lı yaşlardaki hastalar gün geçtikçe daha da fazlalaşıyor. Genellikle hayatlarının bilançosu için geliyorlar, ancak hızlı bir biçimde onları daha çok zenginleştirecek bir yolun olabileceğini anlıyorlar. Var olmak ile yılların ağırlığına maruz kalmak arasında seçim yapmaları gerekiyor.  Meydana gelen değişiklikler kişinin yakınlarının da bundan etkilenmesine neden olabiliyor. 74 yaşındaki Şükran, artık kızına finansal olarak yardım edemeyeceğine karar veriyor; 72 yaşındaki Ayfer ise bütün yazını torunlarına adamak yerine güzel bir tatil yapma kararı alıyor ve ekliyor: “Onları çok seviyorum ama kendim için de bir şeyler yapmam gerekiyor.

Eğer terapiye başlamanın yaş olarak bir sınırı olduğunu düşünüyorsak, bu aslında yaşlanma ve ölüm korkumuzu yansıtmamızdır” diyor Psikanalist Daniele Quinodoz. “Yaşlı bir insanın ruhsal çalışmasıyla daha genç bir insanınki arasında temel olarak hiçbir fark yok. Bilinçdışı, onunla oynayabildiğimiz bir hayal dünyasıdır. Genellikle, kişi, çevresi ve doktoru yaşlı kişinin ruhsal zorluklar yaşayabileceğini ya da kısmi olarak yaşadığı zorlukların yaşlılığın bir etkisi olduğunu düşünmeye eğilimlidir. Yaşlı biri analize başladığında, entelektüel canlılığının tekrar doğduğunu gözlemliyoruz. Mental semptomlarında bir dinme görülüyor.” Diğer yandan demans yaşayan yaşlı biri bile terapistle görüşmekten fayda sağlayabiliyor.

Derleyen: Ekin Nazlı

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

PSİKODRAMA: DUYGULAR SAHNEDE

Sonraki Yazılar

AYNI HATAYA SİZ DE DÜŞMEYİN