terapistler-danisanlarina-kendinden-bahsetmeli-mi

TERAPİSTLER DANIŞANLARINA KENDİNDEN BAHSETMELİ Mİ?

 

 

Kaç çocuğu var? Evli mi, boşanmış mı? Benim yaşadıklarımı o da yaşamış mıdır? Terapistiyle ilgili bu soruları kendisine soranlar parmak kaldırsın! Ancak terapistler kendinden bahsetmeli mi? Terapi salonundaki şeffaflığı masaya yatırıyoruz.

36 yaşındaki Gözde, geçen sene gittiği terapide, psikoloğuyla ilgili yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bana aynen şöyle dedi: ‘Bu olay bana annemi hatırlattı. Ölmeden önce onunla yeteri kadar konuşamamış olduğuma pişmanım.’ Ben konuşurken araya girmek gibi bir alışkanlığı vardı. İlk başlarda kendi deneyimlerinden yola çıkarak bana sorular soruyordu ama sonra bana çok özel şeyler anlatmaya başladı. Gördüğü rüyaları bile anlatıyordu. Artık daha fazla dayanamadım ve onunla görüşmeyi kestim. Benim bir terapiste ihtiyacım vardı, arkadaşa değil.”

51 yaşındaki editör Metin de terapistten ağzı yananlardan. Bir seansın sonunda, terapisti yazdığı kitabın taslağını ona vermiş ve okuyup ne yapabileceklerini konuşmayı gülümseyerek rica etmiş.

Ne demeli? Ne düşünmeli? Gözde ve Metin terapistleriyle görüşmeyi kesmekle iyi mi yaptılar? Tabii ki! Peki neden? Çünkü psikanalistleri onları birer araç olarak gördü. Kendi narsisistik keyiflerini beslemek için işlerini kullandılar.

Bu etik hatalar bir yana, bir terapist hastasının çıkarı için kendinden bahsetmeli mi? Birçok terapistin kendi hayat deneyiminden yola çıkması ve günümüzde Irvin D. Yalom’dan ilham alan hümanist terapinin revaçta olması nedeniyle bu soru akılları kurcalıyor.

Dikkat dağıtma

1889 yılında, histrionik kişilik bozukluğu olan 40 yaşındaki Emmy Von N. ile hipnoz seansı sırasında, Sigmund Freud hastasına bir soru yöneltir. “Ona sürekli soru sormamamı ve anlatacakları konusunda özgür bırakmamı, aksi bir ses tonuyla ifade etti” diye anlatır Freud o anı ve kendini özgürce anlatmanın Emmy’e iyi geleceğini fark eder. Böylece, hastanın kafasını karıştırmamak için terapistin susması gerektiği sonucuna varır. Ancak hasta da sıkıntılarının kökenine inmek istiyorsa, terapiste sorular yöneltebilir. 70 yaşındaki Ari, hayatı boyunca aile sorunlarından ve travmalarından kaçmaya çalışmış. “Toplama kampı deneyiminin ebeveynimi ve dolayısıyla kardeşlerimi ve beni ne denli etkilediğini görmek istemiyordum” diye anlatıyor. Bu yüzden de Ari, hayatını terapistleri gezerek geçirmiş. Onlara önemsiz kariyer ve aşk acılarından bahsedip en sonunda terapistle görüşmesini kesiyor ve bir başkasına başlıyormuş. “Ya siz ne düşünüyorsunuz doktor? Siz de böyle bir durumda kaldınız mı? Benim yerimde olsanız, ne yapardınız?” gibi sorularla terapistlerine fikir danışıp durmuş. Psikanalist Patrick Miller şöyle diyor: “Bana çok şahsi bir soru sorulursa, cevaplamam ama bu sorunun neden kaynaklandığını bulmayı denerim. Gizlediğim herhangi bir şey olduğundan değil ama hastanın psikolojik durumunu belirlemek, benim özel hayatımdan bahsetmemden daha ön planda olmalı.” Psikanalist Francesca Biagi-Chai ise, hasta-doktor ilişkisini sosyal bir ilişki olarak değil, geçmiş deneyimlerinden dolayı travma veya sıkıntılar yaşayan kişilerin kendilerini keşfetmesi olarak yorumluyor. “Terapiye gelen hastanın derinliklerinde, canını acıtan şeylerden bahsetme isteği değil, sıkıntılarında kendine bir müttefik bulma arzusu yatar. Tüm paradoks buradan kaynaklanıyor.

Kendini keşfetmek için geliyor ama tanımadığı bir şeyi keşfetmekten de korkuyor. Bu yüzden karşısındaki kişiyi daha iyi tanımak istiyor.”

Aşk tuzağı

Freud’un bilgi transferi olarak adlandırdığı kavram, terapisti tüm erdemlerinden özgür bırakır. Terapisti iki sebepten ötürü severiz: Birincisi, bilgisiyle ilgilidir. Bizim hakkımızda bilmediğimiz şeyleri bilir. İkincisi ise daha “erotik” bir sebeptir. Çünkü terapist sancılı aile sorunlarına gömülü babayı veya bizimle ilgilenmemiş anneyi temsil eder ya da gözümüzde ona bürünür. Bu yüzden hayatını merak ederiz. Diğer taraftan, aslında seansta olup bitenlerle ilgili terapistin de duyguları karışıktır. Birçok terapiste süpervizörlük yapan psikanalist ve seks terapisti Alain Héril, bunu sık sık deneyimlediğinden bahsediyor. “Kendinden bahsetmek veya biyografik detaylar vermek, riskli olabilir. Kendini karşı tarafa adamak, farklı arzuları ortaya çıkarır ve aranızda özel bir bağ kurar. Çünkü sembolik olarak bir babayla kızı gibi oluruz. ‘Güzelsin, çekicisin ama ben senin babanım ve bir seçenek olamam.’ Burada tüm ensest ihtimalleri ortadan kaldırmak şarttır.”

Gerekli cümleler

Peki, sorularımızın yanıtları mutlaka sessizlik mi olmalı? 39 yaşındaki Betül, üç sene boyunca gittiği terapistini şöyle anlatıyor: “Üç sene süresince tıpkı sahibi kadar donuk ve renksiz bir koltuğa uzanıp durdum. Adeta bir diploma koleksiyonu vardı ama ağlama krizine girdiğimde, bana mendil bile uzatmazdı. Babası tarafından hiç dayak yiyip yemediğini sorduğumda, ‘Cevap vermeyeceğim’ demişti. O adamı çok seviyordum. Çok saçma değil mi? Hayatımda kendimi en yalnız hissettiğim anlardı ama mazoşizmimin de bir sınırı vardı ve bir gün oraya gitmemeye karar verdim.” Betül bir daha gelmeyeceğini söylediğinde, terapisti önce buna karşı çıktıysa da bir sonuç alamadı. Genç kadın daha insani duygular taşıyan bir terapiste devam etti.

Francesca Biagi-Chai, şöyle diyor: “Terk edilmişlik hissi oluşmaması için, özellikle hasta bir sinir krizi eşiğindeyken, kendinden bahsetmeyi tavsiye ederim. Ama o durumdaki hastayı tekrar ana konu olarak konuşmanın merkezine yerleştirmek gerekir. Radikallik ve standartları uygulamak gerçekten tehlikeli olabilir. Çünkü psikanalist ne kadar gizemli olursa, hasta onu o kadar idealize eder. Gerektiği zaman, gerektiği şekilde kendinden bahsetmek kabul edilebilir ama bunu pratiğinin bir parçası haline getirmek kabul edilemez.”

Herkesin kendi stili var. Gestalt terapistleri hastalarına kendi duygularından bahsetmekten çekinmezler. Bu ekolden olan terapist Isabelle Temperville, “Hastayı duygularıyla tekrar bağlantıya sokmak için onları bu şekilde terapötik ruh haline sokarız. Bazen hasta acı verici deneyimlerini anlattığında, bu olayın beni sinirlendiğini veya üzdüğünü söylerim” diyor. Alain Héril, özel hayatı üzerinde konuşmamayı tercih etse de, o da bu ekolü savunuyor. “‘Bu bana annemi hatırlatıyor’ veya ‘Çocukluğumu hatırladım’ gibi cümleler kurmanın hiçbir anlamı yok. Hastaya bu nasıl yardımcı olabilir ki?” Patrick Miller ve Francesca Biagi-Chai, biyografik bilgiler paylaşmamayı tercih edenlerden. Buna karşın hastalarına, seansın uygulama akışı dış etkenler yüzünden bozulduğunda bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorlar.

Peki, bizim gerçekten de terapistimizin özel hayatını dinlemeye ihtiyacımız var mı? Bekleme salonundaki dergileri, darmadağın veya titizlikle yerleştirilmiş kütüphanesi, duvardaki tabloları, bizi dinlerken kalemiyle oynaması, travmatik bir anınızı anlatırken yüzüne yerleşen dehşet ifadesi… Aslında tüm detaylar bize ondan bahsediyor. Belki de kendisinin bahsetmesine gerek yok.

 

 

Önceki Yazılar

GÜLÜMSEMEK NEDEN ÖNEMLİ?

Sonraki Yazılar

MUTLU YAŞAMIN SIRRI