terapide-divan-neden-ve-nasil-kullanilir

Terapide Divan Neden Ve Nasıl Kullanılır?

“Divana uzanın ve çocukluğunuza dönün”

Terapi denince akla ilk gelen cümlelerden biridir. Terapide divanın neden ve nasıl kullanıldığını soruşturduk.

Kim Freud’un divanına uzanmak istemezdi! İç dünyamızı anlatmak ve ardından psikanalizin kurucusundan bir analiz dinlemek. Günümüzde, bu hayalin nesnesi divan, ünlü psikanalistin hayata gözlerini yumduğu evde bulunuyor, Londra’daki The Freud Museum’da. Divan Freud’a hastalarından biri olan Madam Benvenisti tarafından teşekkür amacıyla 1890 civarında hediye edilmiş. Psikanalist, 1938’de Naziler nedeniyle Viyana’yı terkederken, kütüphanesi ve antika koleksiyonuyla beraber divanını da Londra’ya taşımış. Müzede orijinal haliyle korunan tarihi divan, üzerindeki oryantal halılar ve kadife yastıklarıyla analistin dekorasyondaki ilgi çekici tercihini yansıtıyor.

Ruh bilimlerine ait bir mobilya

Freud’un divanı kullanım sebebinin ilki aslında bir psikanaliz aracı olması değildi. O dönem ruh bilimlerinin önde gelen uygulamalarından biri hipnozdu ve bu sağaltım yönteminde de hastanın uzanması tercih edilmekteydi. 20. yüzyılın başlarında, Freud hipnoz tekniğinden konuşma terapisine geçti. Bu geçişin sebebi, hipnozu ruhsal problemlerin çözümü için yeterli bulmamasıydı. Kişi, hipnoz halindeyken söylediklerini uyandığında hatırlayamıyordu. Bu geçiş sürecindeyse terapide divan kullanımı devam etti. Freud’un divandan yana tercihinin, günde dokuz saat boyunca hastalarla yüz yüze diyalogta olmayı yorucu bulmasından kaynaklandığı da düşünülüyor. Freud ile beraber diğer terapistler de divan kullanmaya başlamıştı, ardından, divan bir terapi sembolüne dönüştü ve hızla popüler kültürde yerini aldı.

Divanın terapide kullanımı ise Freud’dan bu yana değişmedi. Bu yöntemde, danışan divana uzanıyor, terapist ise hasta tarafından görülmeyecek şekilde konumlanıyor. Bu durum hastaya yalnız olduğu izlenimini veriyor ve bu nedenle serbest çağrışımı kolaylaştırıyor.

İçsel arayışın sembolü

New York Columbia Üniversitesi, Psikanalitik Eğitim ve Araştırma Merkezi’nde eğitmen ve süpervizör analist olan psikiyatr Nathan Kravis, “Plato’dan Freud’a Terapi Divanının Gizli Tarihi” isimli kitabında, divanın nasıl insanın kendini tanıma çabası ve terapi sembolüne dönüştüğünü ele alıyor. Kravis’e göre bu durum, uzanma pozisyonunun kültürel tarihinden kaynaklanıyor. Kravis uzanma pozisyonunda konuşmanın kökenlerini; Antik Yunan’da “symposion” olarak adlandırılan, üst sınıftan erkek misafirlerin felsefe tartışıp şarap içtiği toplantılardan Roma’da “convivium” adındaki erkek ve kadınların beraber uzandığı şölenlere, tıp, moda, dekorasyon tarihine, ilüstrasyonlara ve reklamlara uzanan oldukça geniş bir yelpazede araştırıyor. Kravis’in ifadesiyle “divan kişinin kendini bulma öyküsünün sembolü” olmaya devam ediyor. Aynı zamanda mutluluk, acı ve iyileşmenin de.

Yüz yüze olmama hali

Psikanalizde divan kullanılmasının klinik nedenlerini sorduğumuz VKV Amerikan Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden psikiyatr ve psikanalist Prof. Dr. Sibel Mercan, öncelikle divanın hastaya uyanık haldeyken aklından geçenleri sansüre uğratmadan serbestçe söylemesinde yani “serbest çağrışım” yapmasında yardımcı olduğunu hatırlatıyor. Ardından psikanalist hastanın bu söylediklerini yorumluyor. Prof. Dr. Sibel Mercan, divan kullanımında amacın yüz yüzeyken oluşan karşılıklı etkileşimi ortadan kaldırmak olduğunu açıklıyor. “Psikanalist ve hastanın yüz yüze bulunmaması serbest çağrışımı kolaylaştırıyor. Yüz yüzeyken kibar olmak, ötekinden onay almak, jest ve mimiklerinden etkilenmek gibi baskılar sebebiyle serbest çağrışım kolayca yapılamaz ve dolayısıyla bilinçdışına ulaşmak da zorlaşır. Divanda analistin yüzünü görmeyen hasta, bu gibi etkileşimlerden uzak olacağından, kolayca iç dünyasına döner ve serbest çağrışım yapması kolaylaşır.”

Öğretmen olarak çalışan 47 yaşındaki Zuhal, divan tekniğini deneyimlemiş bir danışan. Başa çıkmakta zorlandığını ifade ettiği endişeler ve hayatta risk almaktan korktuğuna dair inançları nedeniyle terapiye başlamış. Psikanalist terapide belirli bir süre geçtikten sonra kendisine divana uzanmayı önermiş. Zuhal, bu yönteme geçtiklerinde biraz zorlandığını ama sonradan yüz yüze olmama haline alıştığını anlatıyor: “Dört sene süren terapinin altıncı ayından itibaren divana uzanmaya başladım. En başta göz temasından yoksun kalmak rahatsız etse de daha sonra boşluğa bakarak kendi kendime konuşma hissi daha iyi gelmeye başladı. Bir noktadan sonra gözlerimi dahi kapatmaya başlamıştım konuşurken, tamamen kendi düşünce akışıma odaklanabiliyordum. Divanın iyi yanı, psikoloğun veya psikiyatrın yüz ifadesini takip edip kişiyi kendini düzeltme ihtimalinden koruyor olması.”

Zorluklar

Zuhal, bu yöntemin bazı zorlukları olduğunu da saklamıyor. “Her ne kadar divanda kendi düşüncemle başbaşa kalıyor olsam da, bazen benim için daha zor olan konulardan bahsettiğim zamanlarda, kalkıp yüz yüze konuşmak isteğim oluyordu. Beni yalnız hissettiren konuları boşluğa bakarak anlatmak daha zorlayıcı olabiliyordu.” Kişinin iç dünyasını derinlemesine ve daha iyi anlayabilmesi için, tabii ki bir uzman eşliğinde, bazı zorlu alanlardan geçmesi gerekiyor. Prof. Dr. Sibel Mercan, psikanalizi uygulayacak söz konusu uzmanın kendisinin de bu süreçten geçmiş olması, bu konuda teorik ve pratik eğitimlerini tamamlamış olması gerektiğini vurguluyor.

Divana uzanmak herkes için uygun olmayabilir. “Divana uzanmak aslında stresi artıran bir yöntemdir. Analistin yüzünü görmemek stres yaratır. Kişinin bu yoksunlukla başa çıkması, artan kaygıyı göğüslemesi gerekir” diyerek açıklıyor Prof. Dr. Sibel Mercan. Bunun yanı sıra, psikanalizden yararlanabilmek için kişinin iç dünyasına bakabilmesi, analiste aktarabilmesi, analistten gelen yorumları alabilmesi gerekiyor, bu ruhsal nitelikler psikanalist tarafından değerlendiriliyor.

İç görüyü derinleştiriyor

Divanda uzanıyor olmanın endişelendirdiği kişiler içinse geleneksel divan psikanalizine alternatif olarak psikanalitik psikoterapiler öneriliyor. “Bazı hastalarda divan tekniği kaygıyı daha da artırıp çeşitli sorunların ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu nedenle, psikanaliz kurallarının geçerli olduğu, ancak haftada üçten az sayıda seans ve yüz yüze olarak gerçekleştirilen psikanalitik psikoterapiler yöntemi geliştirilmiştir. Yüz yüze seans daha az kaygı doğurur, daha seyrek olduğundan uygulaması daha kolaydır ve daha az ekonomik yük oluşturur. Bu terapi tekniğini uygulayan terapistin kendisinin analizden geçmesi şart değil, ancak yine de önerilir.”

Son tahlilde, psikanaliz divanı sadece ruhsal hastalıklardan şikâyetçi kişiler için değil, iç görüsünü derinleştirmek isteyen herkese açık. “Psikanaliz kişinin iç dünyasına bakıp kendini daha iyi tanımasına ve anlamasına yol açar. Bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği gibi, kendini tanımak, anlamak, kör noktalarını görmek isteyen kişilere de uygulanır” diyor psikiyatrist ve psikanalist Prof. Dr. Sibel Mercan.

Yazı: Nihan Karahan

İllüstrasyon: Bahar Aslan

 

 

Önceki Yazılar

Şehir Hayatında Kendi Yiyeceğini Yetiştirmek

Sonraki Yazılar

Yakın Arkadaşlıklar Özgüveni Artırır Mı?