generations

TELGRAFTAN TABLETE

 

 


Kuşak Araştırmacısı Evrim Kuran ‘Telgraftan Tablete‘ kitabında beş kuşağın izlerini sürerek geçirdiğimiz çarpıcı değişimi daha iyi anlamamızı sağlıyor.   

Her kuşak bir sonraki için “Şimdi yeni nesli ne yapacağız?” diye soruyor. Kuşaklararası farklılıkları anlamak sosyoekonomik hayata ve ilişkilerimize neler katıyor?

2000’li yıllardan itibaren kuşaklarla ilgilenen, bu konuda dünya çapında araştırmalar yapan, makaleler yazan biri olarak jenerasyonel sistem müthiş bir mozaik diyebilirim. İçinde sosyoloji, antropoloji, psikoloji, ekono­mi bilimlerinden parçalar barındıran harikulade bir araç. Geçmişi anlama, geleceği öngörme aracı. Jenerasyon ça­lışmanın insanı getirdiği en şahane düzlem nedir diye so­racak olursanız, tereddütsüz şöyle söylerim: Bir kuşağı an­lamak, bir dönemi anlamaktır. Benim için bir kuşağı anlamak, suya atılan taş gibi, etkisi dalga dalga büyüyen, yaşama, geçmişe ve geleceğe dair müthiş bir kavrayış sağlıyor. Hoşgörü sınırlarını ge­nişletiyor, zamanın ruhuna yaklaştırıyor ve her adımda, yargılayan değil öğrenen olmaya yönlendiriyor. Kuşaklar birbirlerine kendi ideolojik kulelerinden bakıyor. Benim bu yaşamda kendime biçtiğim görev de kendi neslinden olmayanları hızlıca yargılayanları o gerçeklerle buluşturmak.

Z kuşağının ebeveynleri çocuklarını daha iyi yetiştirebilmek için nelere öncelik vermeli?

Telgraftan Tablete‘de Z Kuşağı oğlum Ali’nin okul müdüründen aldığım bir mektuptan bahsediyorum. Okul müdürü çocuklarımızı inci­ten şeylere dair bir makale okumuş ve tüm ebeveynlerle paylaşmak istemiş. Yeri gelmişken vurgulamak istiyorum; müdire hanımdan Whatsapp mesajı veya e-posta değil; bildiğiniz mektup geldi. El yazısıyla yazılmış bir mektup. Ekinde de bahse konu makale. Makale özetle şunu söylüyor: Şu anda evlerimizde sessiz bir trajedi gerçekleşiyor. Bugünün çocukları sağlıklı bir çocukluğun temeli olan duygusal olarak erişilebilir anne-babalar, net biçimde tanımlanmış sınırlar, sorumluluklar, dengeli beslenme, yeterli uyku, hareket etme, ev dışı etkinlikler, yaratıcı oyunlar, sosyal etkileşim, yapılandırılmamış saatler ve sıkılma fırsatından yoksun büyüyorlar. Bu trajediye son vermek adına çok da zor olmayan bazı şeyler yapılabilir ama sanırım ilk yapmamız gereken çocuklarımızın sıkılmasına izin vermek. Eski toprakların “Sıkı can iyidir, kolay çıkmaz” lafını yabana atmayın. Sıkılmak çocukların yaratıcılığını artırır. Yeni nesil ebeveynlerin çocuklarının sıkılmasından ödü kopuyor; doğal sonuç olarak çocukların da öyle. Başka basit günlük yaşam pratiklerinden de bahsedebiliriz; mesela yemek masasından telefonları kaldırıp televizyonu kapatarak başlayabiliriz. Eski nesillerin akşam yemeği sohbetlerini hatırlayın. Çocuklarımıza günlük ev işleri sorumlulukları verebiliriz; masa kurmak, yatak toplamak, bulaşık yıkamak gibi. Sorumluluk özdeğeri artırır. Kendi kendilerine oyun kurmalarına, kendi başlarına (dijital olmayan) oyunlar oynamalarına izin verebiliriz. Söylemesi kolay, uygulaması ki bu telaşlı yaşamda kolay değil belki ama mümkün. Bugün, çağa direnip, dijitale ara verip ve çocuklarımızla analog olabiliriz.

 

Z kuşağı diğer kuşaklardan farklı özellikleriyle iş dünyasına neler katacak? İş yapış biçimleriyle günümüz algılarını, beklentilerini nasıl değiştirecekler?
Z jenerasyonu henüz yetişkin değil. Araştırmalarla ka­nıtlanmış davranış kalıpları ortaya koymak için zamana ihtiyacımız var. Kendi içeriklerini yaratma fırsatı isteyen ve bu sebeple artık sunduklarımızın tüketicisi değil türeticisi olmayı talep eden yepyeni bir kuşak yetişiyor diyebiliriz. Z Kuşağı, Y Kuşağı’nın araladığı kapılardan girecek olan şanslı bir kuşak. Y ve Z Kuşağı’nın dev bir küresel köyün dijital vatandaşları olmak gibi ortak özellikleri var elbette. Ama Z kuşağı hayatı ele alış biçimi ve yaşam tarzıyla belirgin farklılıklarla geliyor. Daha sade, daha sakin, daha net bir kuşak bekliyorum.

Y Kuşağı döneminin ‘tüketici merkezliliği‘nden sonra şimdi Z Kuşağı ile ‘bağlam merkezli‘ dönemin başladığı ortada. Bağlam merkezlilik eğitimden iş yaşamına varan sü­reçlerde hayatı nasıl etkileyecek? Fikrimce, müdürler, öğretmenler, fikir liderleri, markalar ve şirketler sahne­deki bilge kişilik olmaktan vazgeçmek ve ‘kolaylaştırıcı‘ bir rehber olma kimliği kazanmak zorunda kalacaklar. Bağlamı iyileştirme rolü olan birer ‘küratör‘ olmayı seç­mek durumunda olacaklar. Bir başka deyişle, 19. yüzyılın reaktifliği, 20. yüzyılın proaktifliği, 21. yüzyılın bu
dö­neminde yerini ‘koaktif‘liğe bırakacak. Yani eğitimden tüketime, üretimden iletişime her süreçte hegemonyanın ezberleri bozulacak ve fark yaratmak değil de birlikte de­ğer yaratmaya odaklanılacak.

Z Kuşağı’nın ergin bireyler haline geleceği yakın gelecekte, sadeleşme, sürdürülebilirlik, girişimcilik ve sivil toplum inisiyatifle­rinin değer kazanacağını, doğa dostu ürünler, barışçıl bir dil ve yaratıcı zekânın her zamankinden daha kıymetli olacağını düşünüyorum.

Evrim Kuran, Telgraftan Tablete, Destek Yayınları, 152 s.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

GÜNEŞE DİKKAT

Sonraki Yazılar

YAZIN DAHA FAZLA MI SEVİŞİLİYOR?