seyahatana

TANZANYA’DA SAFARİ: HAYVANLARIN EV SAHİBİ, İNSANLARIN MİSAFİR OLDUĞU TOPRAKLAR

Gezginlere sürekli sorulan sorulardan biri en çok nereye gitmeyi sevdiği veya en çok nereden etkilendiğidir. Benim cevabım ise şimdiye kadar hiç değişmedi; Tanzanya. Uçsuz bucaksız sarı yeşil tonlarda topraklar, yol kenarlarında bolca gördüğümüz hayvanlar, yere değecek gibi bulutlar, her seferinde oradan hiç geri dönmek istememe hissi veren bir aidiyet duygusu.

Yazı ve fotoğraflar: Çiler GEÇİCİ

02

DOĞA HARİKASI

İnanılmaz büyüklükte ve çok iyi korunmuş vahşi yaşam alanlarıyla dolu olan Tanzanya, Hint Okyanusu kıyılarında bulunan bir Doğu Afrika ülkesi. Burada safari sistemi çok iyi işliyor. Otellerin turları dışında safari turları alabileceğiniz birçok deneyimli tur şirketi var. Zaten büyük şehirler dışında “Aman hava çok güzel, çıkıp bir hava alayım” diyebileceğiniz bir lokasyon değil. Güvenlik konusu çok ciddiye alınıyor. Belirli dinlenme alanları dışında araçlardan hiçbir şekilde inemiyorsunuz. Zaten yolda gördüğünüz kocaman hayvanlar sizde böyle bir istek oluşturmuyor, arabanın içinde olmayı tercih ediyorsunuz.

YOLCULUK DENEYİMİ

Tanzanya’ya İstanbul’dan yaklaşık yedi saatlik bir uçuştan sonra ulaşabiliyorsunuz. Gece yarısı pasaport sırası bekleyip 50 dolar vererek vizenizi kolayca alıp sizi bekleyen transfer aracına binip Afrika’nın en yüksek dağı Kilimanjaro’ya en yakın şehir olan Arusha’ya doğru yola çıkıyorsunuz. Burada illa ki birkaç saat de olsa mola vermek gerekiyor, sonra sabahın ilk ışıklarıyla yola çıkıyorsunuz. Ulusal parklar geceleri kapalı ve kapıları sabah açılıyor. Serengeti’ye uzun yoldan Ngorongoro Krateri ve Manyara Gölü Ulusal Parkı’ndan geçip 8-9 saatte bol bol fotoğraf çekerek ulaşabilirsiniz ya da yaklaşık 40 dakikalık bir pırpır uçak yolculuğuyla Serengeti’deki Seronera Havalimanı’na kolay bir şekilde ulaşabilirsiniz. Ancak söylemek gerekir ki uzun yoldan gitmeyi tercih ederseniz, Masai köylerine de uğrama şansınız olacak.

HAYATIN AKIŞIde

Tanzanya’da köylerden, kasabalardan geçerken yolların hep kalabalık olduğunu görüyorsunuz. Farklı etnik gruplar barış içerisinde birlikte yaşıyorlar, güler yüzleri sizi hep iyi hissettiriyor. Ülkede resmi dil olan Swahili dışında İngilizceyi hemen herkes çok iyi konuşuyor. Yol boyunca birçok yağlı boya tabloların, takıların, rengârenk kumaşların ve ahşap el işi oymaların olduğu dükkânlar göreceksiniz. Fiyatlar da son derece uygun olduğu için insan ne alacağını şaşırıyor. Denk gelirse yağlıboya tabloları yapılırken de seyredebilirsiniz. Ülke ekonomisi için tarım çok önemli olmakla beraber vahşi yaşam alanları yani ulusal parklar sayesinde safari turizmi de ayrıca önemli bir gelir kaynağı denebilir.

SAFARİ TUTKUSU

Serengeti, insan yerleşimi olmayan, ülkenin kuzeyinde Kenya sınırında bulunan yaban hayatı koruma bölgesidir. Yaban hayat sevdalıları ve fotoğraf âşıkları büyük göç sırasında burada olmaya gayret ederler ve bu muhteşem yolculuğa tanık olup belgelemek isterler. Büyük göç, hayvanların hayatta kalmak için kurak mevsim başladığında bereketli topraklara yaptıkları amansız yolculuk diyebiliriz. 2 milyon civarında hayvan, Serengeti’de kurak mevsimin gelişiyle birlikte yağışların başladığı Kenya’ya doğru hep birlikle yola çıkıyorlar. Gnuları yani Afrika antiloplarını, zebraları ve impalaları hep bir arada görmeye alışıyorsunuz. Bereketli topraklara ulaştıktan sonra birkaç ay geçirip geri dönüş yolunda yüzbinlerce gnu hayatını kaybediyor. Nehirlerdeki timsahlar ve diğer avcılar bu yorgun hayvanları hiç affetmiyorlar.

BÜYÜK GÖÇE TANIK OLUN

Büyük göçe tanıklık edebilmek için en iyi zaman yağış sezonunun başladığı ve Serengeti’ye dönüş zamanı olan Ekim-Aralık arası ya da onları Mara Nehri’nde yakalayabileceğiniz Ağustos-Eylül aylarıdır. Ben ilk gittiğimde ocak ayıydı ve epey bir hayvan sürüsü görme fırsatı buldum. Çayırlarda yüzbinlerce gnu ve zebra dip dibe yayılıyordu. Bu kadar çok hayvanı bir arada görmek insanı gerçekten heyecanlandırıyor. Ama asıl heyecan “büyük beşli” denilen aslan, leopar, bufalo, fil ve gergedandan herhangi birini gördüğünüzde başlıyor. Leopar görmek ise açıkçası biraz da şans işi. Günlerce safariye çıkıp bir kez bile leopar göremeyen çok oluyor. Ben o konuda çok şanlıyım sanırım, epey bir leopar gördüm. Avlarını korumak için ağaca çıkarıyorlar, orada yiyor ve geri kalan zamanlarda küçük bir kedi edasıyla dalların üzerinde yayılıp yatıyorlar.

NEREDE KALINIR?

Konaklama için birçok seçenek var ama benim şimdiye kadar kaldıklarımın arasında en çok sevdiğim Serengeti Four Seasons oldu. Otel uçsuz bucaksız bir doğal alan içerisinde yer alıyor. Sonsuzluk havuzunun hemen önüne hayvanların su içebilmesi için bir gölet yapılmış. Filler için de su bulmak her şeyden önemli. Bu yüzden günde iki kez kalabalık fil aileleri topluca gelip su içiyor bu göletten, bebek filler suda oynuyor ve yollarına devam ediyorlar. Otelde koruma işini Masailer üstlenmiş, gece gündüz tur atarak etrafı kolluyorlar.

Eğer daha doğal bir konaklama şekli isterseniz, birçok çadır kampları var ve otellere göre fiyatlar daha uygun. Ama çadır deyip geçmeyin, içinde banyosu ve kocaman yatakları olan otel odaları aslında bunlar. Oralarda da güvenliği Masailer sağlıyor. Gece yemek çadırına gitmek ya da bir sebeple çadırınızdan karanlıkta çıkmak istediğinizde, odalarda bulunan fenerlerle dışarı ışık tutuyorsunuz, koşarak yanınıza gelip size gideceğiniz yere kadar eşlik ediyorlar. Bu tür bir konaklama deneyimine iyi bir örnek olarak Serengeti Bush Camp’i önerebilirim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir