takianagorsel

TAKILARINIZ SİZİNLE İLGİLİ NE SÖYLÜYOR?

 

 


Aşkın habercisi, iltifat aracı, batıl inanç objeleri… Taşıdığımız değerli mücevherler veya takılar bizimle ilgili birçok ipucu verir; hatta dini, etnik, politik veya seksüel aidiyetimizi bile ifade eder. Sosyal kimliğimizi, evli ve hatta çocuk sahibi olup olmadığımızı gösterir. Ancak verdiği mesajlar dışında takılar, kişisel tarihimizin bir parçası ve bilinçdışı kimliğimizi açığa çıkarıyor. Etnik takılar, pırlanta yüzükler, antika gerdanlıklar veya inci küpeler… Sade veya çarpıcı da olsa zevkimizi ve dişilikle bağımızı ifade eder, aile geçmişimize veya aşk hayatımıza tanıklık eder. Takılarla olan karmaşık ilişkimizi masaya yatırıyoruz.

Yazı: Marie-Laurence Grézaud
Derleyen: Ceylan Özçapkın

“Takılar yalan söylemez” diyor, takı tasarımcısı Catherine Tisseuil. Kolunda küçükken ona hediye edilen gümüş bir bardaktan yaptığı bileklik var. Kadınların “hediye kabul eden” statüsünden “kendi mücevherini kendi alan” konumuna geçişinden beri, takılar kendini ifade etme veya ruh halini göstermenin bir yolu oldu. Sosyal tabuların aşılması hem takıları hem de onları taşıyanları özgür kıldı. Alyans artık sadece evlilere özel kabul edilmiyor, inci kolye zenginlik göstergesi olmaktan çıktı, pırlantaysa yalnızca erkeklerin kadınlara verdiği bir hediye değil. Birkaç yıl önce Amerika’da başlayan “sağ el yüzüğü” kampanyası veya ülkemizde popülerleşen “tek taşımı kendim aldım” düsturu, kadınları duygusal ve finansal özgürlüklerini ifade etmeleri için cesaretlendirdi. Klasik görüntüyü kırmak isteyen Selin, değerli taşlarını jean pantolon ve spor ayakkabılarla kombinlemeyi tercih ediyor. “Bu şekilde klasik takılar daha asi görünüyor ve kişiliğimle daha çok örtüşüyor.” Psikanalist Virgine Megglé konuyla ilgili şöyle diyor: “Artık başkasına bağlı olmaktansa kendilerini güvenle ifade edebilmek kadınlar için daha önemli.” Ruh halimiz çok değişken olabiliyor ve bunu takılarla ifade edebiliyoruz. Göze batan hiçbir şeyi sevmeyen Bilge, asla altın takmadığını ifade ediyor: “Benim hiçbir zaman göstermek istemediğim bir zenginliği temsil ediyor.” Etnik tarzdaki gümüş takıları tercih ettiğini çünkü özgür ruhunu daha iyi yansıttığını ekliyor.

ÇOKLU KİŞİLİĞİMİZ 

Hyperbole zümrüt kolye (Cartier)

Çiçek motifli pırlanta kolye (Lion Diamond)

Bedeni erotikleştiren bir obje

Takılar sadece kimliğimizi yansıtmaz. Küpeler yüzü aydınlatır, bir broş veya kolye dekolteyi vurgular, pırıltılı bir yüzük veya bileklik şehvet hissi uyandırabilir. “Takılar dişiliği vurgular, bedeni ortaya çıkarır ve cildi daha görkemli gösterir” diyor Catherine Tisseuil. Psikanalist Vannina Micheli- Rechtman bir kadına mücevher hediye edildiğinde, üstü kapalı olarak dişiliğinin ön plana çıkarıldığını ifade ediyor. Aslında bu hediye vücudumuzda bir mücevher gibi gizlediğimiz mahrem bölgelerimize yönelik bir atıftır. Bedeni tek kelimeyle “erotikleştirir”. Aynı zamanda -baba, sevgili veya koca olsun- veren kişinin zenginlik ve gücünün göstergesidir, tıpkı geçmişte üzeri altın ve gümüş madalyalarla kaplı askeri komutanlar gibi. Richard Burton, eşi Elizabeth Taylor’a dünyanın en güzel kadınıyla birlikte olduğunu düşündüğü için mi en pahalı ve en büyük elmasları hediye ediyordu? Oysaki mücevher her ne kadar dişiliği vurgulasa da onu yaratmaz. Moda dergilerinin sayfalarında takılar cinsiyet vurgulamak için kullanılsa da takılara boğulmuş bir kadın diğerlerinden daha dişi veya mücevher takan bir erkek diğer erkeklerden daha az maskülen olmuyor. Tam tersine, hiç takı takmamak önemsiz veya karikatürize edilen dişiliği bir reddediş de olabilir.

DUYGUSAL BAĞIMIZ

Lucida yüzük (Tiffany & Co.)

Spiritüel bir dayanak

Kullandığımız takı sembolik ve duygusal açıdan kişisel geçmişimizin varoluşçu bir simgesi niteliğindedir. Stilleri karıştırmayı sevdiğini söyleyen Burcu şöyle diyor: “Takılarım spiritüel köklenmemi ve toprakla olan bağımı simgeliyor. Alyans, aile yadigârı bir yüzük ve turkuaz renkli bir Kızılderili bileziği taşıyorum.”

“Alyansım, aynı zamanda kocamla  tanıştığım yer olan Kuzey Afrika pırlantasından yapıldı. Onu hiç çıkarmıyorum ve ölene kadar da çıkarmayacağım!” diyor Bade. Gözde ise ilk maaşıyla kendine aldığı takıyı hatırlıyor: “Modası çok çabuk geçti ama onu hâlâ saklıyorum, bana 20 yaşındaki günlerimi hatırlatıyor.” Banu, üç kızını temsil eden figürlere sahip gümüş bilekliğini hiç çıkarmıyor: “Büyükannem çocuklarını simgeleyen beş safir taşlı yüzüğünü hayatı boyunca çıkarmadı. Ablamın da boynunda üç çocuğunun isimlerinin yazılı olduğu bir kolye var” diye anlatıyor.  Yapılan anketler, kadınların yarısından çoğunun aile yadigârı bir mücevhere sahip olduğunu gösteriyor. Ama onları takmak her zaman kolay olmuyor. “Babam, annemi kaybettikten sonra alyansını bana verdi. O yüzüğü çok seviyorum ama çok az takıyorum, çünkü beni rahatsız hissettiriyor” diyor Pınar.

Psikanalist Virginie Megglé durumu şöyle açıklıyor: “Aile sadakati burada bir engel haline geliyor, çünkü o aksesuar size ait olmayan bir mesajı taşıyor.” Zaten bir takıyı ancak kaybettiğimizde kişisel tarihimizde ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. “Genç kızlığa adım attığımda büyükannemin hediye ettiği altın saat ve teyzemin verdiği topaz yüzük çalındığında, geçmişimden kopmuşum gibi hissettim” diye itiraf ediyor Duygu. Megglé’ye göre aile yadigârı mücevherlerin kaybını atlatabilmek, yas tutmayı ve değer yargılarını dönüştürmeyi gerektiriyor. Geçmişine bakmak, hafiflemek için onunla vedalaşmak ve başka mücevherler alarak yenilenmek için “büyümek” gerekiyor.

İyileştirici bir obje

Dönem veya kültür fark etmeksizin, taşların bizi iyileştirdiği ve koruduğu yaygın bir inanıştır. Şans bileklikleri, nazarlık, muska veya “Fatma’nın Eli” gibi objelerin bizi koruduğunu, şifa getirdiğini, bize enerji veya mutluluk verdiğini düşünürüz. Onlara somut olarak dokunmak bize kendimizi güvende hissettirir. Uğur getiren veya iyileştirici objeler olan takılarımızın maddi değeri bile önemli olmuyor çünkü onlara yoğun manevi değer yüklüyoruz. Takılara pek de ilgi duymayan Murat, uzun zamandır boynunda plastik bir kolye taşıyor. “Bir Afrika seyahatimde kim bilir kaçıncı defa omuzum çıkmıştı ve kolumun sarılı olduğunu gören bir satıcı bana bu kolyeyi hediye etti. O günden beri omzumda hiçbir sorun olmadı ve ne olur ne olmaz diye asla çıkarmıyorum ama karım bundan hiç hoşlanmıyor. Kolyemin özel bir enerji taşıdığına inanıyorum.” Hiç olmadığı kadar güven duymaya ihtiyacımız olan dönemler yaşıyoruz ve bu yüzden de objelere bağlanıyoruz. Mücevhere olan tutkusunu Müge bakın nasıl ifade ediyor: “Mücevherler beni her zaman hayal dünyasına sürüklemiştir. Bir mağazanın önünden geçerken vitrinden gözümü alamıyorum. O zaman sanki başıma hiçbir şeyin gelmeyeceği sihirli bir dünyada yaşıyormuş gibi hissediyorum.”

KORUNMA İHTİYACI

Charm bileklik (Pandora)

Mücevher ve erkekler

Eski çağlarda mücevher erkeklere özgü bir güç ve zenginlik göstergesiydi. Krallar, papalar ve savaşçı askerler yüzük, taç, bileklik ve altın zırhlar takıyorlardı. Bunlar aynı zamanda koruyucu özelliklere de sahipti. Taç başı koruyor, zırh ise göğse ok girmesini engelliyordu. Kılıçların kılıfı ve sapı taşlarla kaplı olurdu. Sadece kralların mücevher kullandığı dönem, Kral VII. Charles’ın sevgilisi Agnes Sorel’in mücevherleri takıp takıştırmasıyla sona erdi. Onunla birlikte mücevher dişileşti ve erkeksiliğini kaybetti. Peki, erkekler bu yüzden mi takılarından vazgeçtiler? 20. yüzyılın başında takılar biraz çekingenlikle birlikte erkeklerin gardırobunda kol düğmesi veya kravat iğnesi olarak yeniden belirdi. ’70’li yıllardaki toplumsal dönüşümle birlikte erkekler tabu karşıtı bir eylem olarak tekrar takı takmaya başladılar. Punk’lar yüzük ve piercing’ler, hippi ve sörfçüler rengârenk kolyeler, gotikler kurukafa figürlü objeler takmaya başladı. ’70’li yıllar özdeşlik belirten takıların dönüşü olduysa da 2000’li yıllar takılara daha kullanışlı bir anlam yükledi. Takı tartışması çoktan kapandı ama rap yıldızları hâlâ savaşçı liderler gibi altın ve taşlarla süsleniyorlar.

 

 

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

DÜZ SAÇLARA SAHİP OLMANIN KOLAY YOLLARI

Sonraki Yazılar

DOĞAYLA BÜTÜNLEŞİN