surekli-beklenti-icinde-olmak

SÜREKLİ BEKLENTİ İÇİNDE OLMAK

 

 

İnsanlar psikoterapiye başvurduklarında, onları bize getiren nedenleri terapiden, bizden, kendilerinden ne beklediklerini ve hedeflerini sorarız: Ya beklentileri gerçekleşmediği için yaşadıkları hayal kırıklığıyla, ya beklentilerini gerçekleştirmenin bir yolunu bulma umuduyla ya da geleceğe ilişkin felaket beklentileriyle baş edemedikleri için gelmişlerdir. Bu durumda, kişilerin yakınmaları ne olursa olsun, onları psikoterapiye getirenin beklentileri, yargıları ve olanları kabul edememeleri olduğunu söylesek yanılmış olmayız.

Beklenti, gerçekleşmesi beklenen şeydir. Hepimizin bizi yaşama bağlayan beklentileri vardır: Kendimizden, sevgilimizden, ailemizden, çocuğumuzdan, öğrencimizden, okulumuzdan, işyerimizden, bir yemekten, bir romandan, bir filmden, ilişkiden, evlilikten, dostluktan, hastadan, tedaviden, gelecekten, tanrıdan…

Daha güzel, zayıf, zengin, sağlıklı, cesur, güçlü, başarılı, evli, çocuklu, dindar olmayı bekleriz. Hapşırınca “Çok yaşa”, uyanınca “Günaydın” denmesini, yakınımızı kaybedince baş sağlığı dilenmesini, yolda karşılaştığımızda selamlaşmayı bekleriz. Hediye alınmasını, evlilik teklif edilmesini, doğurgan olmayı, çocuğumuzun zeki ve yetenekli olmasını, terfi etmeyi, romantik komedi izlerken kahkahalarla gülmeyi, tuttuğumuz takımın kazanmasını, sevdiğimizin sadakatini, dostumuzun muhabbetini, verilen sözlerin tutulmasını, panik atak geçirmemeyi, kemoterapinin hayat kurtarmasını, hastanın iyileşmesini, dünyanın adil bir yer olmasını, geleceğin mutluluk getirmesini, içimizden geldiği gibi yaşayabilmeyi, cennete gitmeyi bekleriz. Beklentilerimiz karşılandığında o an için mutlu olsak da, hep daha fazlasını ister, başka şeylerin gerçekleşmesini beklemeye devam ederiz. Beklentilerimiz hiç bitmez! Beklentilerimiz gerçekçi, makul ve kabul edilebilir olduklarında, mutlu anlar, doyum ve anlama kavuşmamıza aracılık eden pusulalardır. Onları gerçekleştirmek için çabalarken değerlerimizi keşfeder, neyi isteyip neyi istemediğimizi test eder, neleri kabullenip nelerden vazgeçmemiz gerektiğine karar verir, ilişkilerde birbirimize göre şekilleniriz.

Tüm beklentilerimiz gerçekleşirse ya da olana razı gelebilirsek ne âlâ!

Beklentilerimizi oluşturan, çocukluğumuzdan, yetiştirilişimizden ve köklerimizden gelen bazı katı kurallardır. Beklentilerimiz karşılanmadığında, kurallarımız ne kadar katıysa, öngörümüz, inancımız ve güvenimiz o kadar sarsılır; o kadar şaşırır, üzülür, gücenir, suçlar, hesap sorarız. Umduğumuzu bulamadığımızda, karşımıza baş etmesi güç bir hayal kırıklığı, avunması güç bir üzüntü, hatta öfke ve yıkıcılık çıkabilir.

Gerçekçi olmayan, abartılı ya da kabul edilebilir olmayan beklentilerimiz, yani bizim gerçeklerimizle hayatın gerçekleri arasındaki açı büyüdükçe sıkıntılar baş gösterir. Hiç yetinemeyen, hep en iyisini isteyen mükemmeliyetçi yanlarımızın güdümünde yaşıyorsak, bu açının bir açığa dönüştüğünü, neredeyse hiç kapanmadığını, tarifi güç acılara yol açtığını söyleyebiliriz. Şema Terapi’de “Talepkâr Ebeveyn Modu-Beklentili Mod” dediğimiz bu yanımızın kendisini gösterdiği durumlardaki beklenti, ümit etmektendaha fazlasıdır; katı, tatminsiz, zorlayıcı ve yorucudur. Sürekli biçimde yüksek standartlar dayatan talepkâr içsesimiz, mükemmeliyetçi ve aşırı kontrolcü olmamıza, diğer insanların dikkatsiz ve sorumsuz olduğuna inanmamıza, başkalarıyla işbirliği kuramamamıza, aşırı eleştirel ve zor beğenen bir yapıda olmamıza, ilişkilerde sorunlar yaşamamıza neden olur. Tüm bunlar, bizi temel ruhsal ve sosyal gereksinimlerimizden uzaklaştırarak depresyon, kaygı, psikosomatik rahatsızlıklar ya da tükenmişlik yaşamamıza neden olabilirler.

Aşırı beklentili bu içsese kulak vermemeyi öğrenmek, beklentilerimizi gerçekçi, makul ve kabul edilebilir düzeye çekebilmemizi, esneklik ve dayanıklılığımızı artırmamızı, var olanı olduğu gibi, yargılamadan kabul edebilmemizi, yaşamdan doyum alabilmemizi kolaylaştırır. Bu, söylenildiği kadar kolay olmayan, yaşama bakışımızda, geçmişten getirdiğimiz kural ve alışkanlıklarımızda, ilişkilerimizde, profesyonel yaşamımızda köklü değişimler yapmamızı gerektirebilen bir yolculuktur. Yaşamımızı daha anlamlı ve doyumlu kılacak yeni kurallar, ilkeler, değerler benimsemek ve temel gereksinimlerimizi karşılamak üzere çıkacağımız bu yolculukta, kendine yardım kitaplarına, bu konuda rol modeli olacak kişilerin rehberliğine, kimi zaman da bir psikoterapistin yol arkadaşlığına ihtiyaç duyabiliriz. Bu yolculuk, kendimize verebileceğimiz en değerli armağanlardan biridir.

Yazı: Arzu Erkan Yüce (Psikiyatr, psikoterapist, eğitmen. Türkiye Psikiyatri Derneği Bilişsel Davranışçı Psikoterapi Eğitici Grubu Üyesi.)

 

 

Önceki Yazılar

BİBLİYOTERAPİ: YARATICILIĞINIZI KEŞFEDİN

Sonraki Yazılar

TAM KARARINDA BİR YAŞAM TARZI: LAGOM