stresle-ilgili-dogru-bilinen-bes-yanlis

STRESLE İLGİLİ DOĞRU BİLİNEN BEŞ YANLIŞ

 

 

Stres kelimesi karşımıza o kadar çok çıkıyor ki anlamını bildiğimizi sanıyoruz. Ancak yanılıyoruz; edindiğimiz yanlış bilgileri değiştirme zamanı.

1. BİR İYİ, BİR DE KÖTÜ STRES VARDIR

Nasıl iyi kolesterol, kötü kolesterol diye bir ayrım yoksa iyi ve kötü stres diye bir şey de yoktur. Bu yanlış bilginin arkasında, gerilim kaynağı olarak olumsuz stres ile iyi yaşam kaynağı olarak olumlu stres ayrımını yapan Kanadalı endokrinolog Hans Selye var. Günümüzde ise potansiyelimizi açığa çıkaran düşük dereceli stres ve bu potansiyeli yok eden kronik stres arasında bir ayrım yapılıyor. İlki, şimdiki zamanda başımıza gelen belli bir duruma hızlı çözüm bulmak için oluşan gerilimdir. Kurtuluşumuzun bağlı olduğu uyum sağlama gereksinimini karşılar. Bu anlamda olumlu bir tepkime söz konusudur. Ne zaman ki bu tepkime devam eder, stres o zaman “olumsuza” dönüşür. Kronikleşen stres fiziki ve zihinsel savunmamızı yok eder ve bizi hastalığa veya depresyona sürükler.

2. STRESİ ÖNLEMEK İÇİN ÖNGÖRMEK GEREKİR

Teoride çekici bir fikir gibi duruyor, ancak ne yazık ki gerçek hayatta karşılığı yok. Peki, neden? Birbirini tamamlayan iki sebep yüzünden. Tanımı itibarıyla stres, ani gelişen ve sadece şimdiki zamanda ömrü olan bir olaya karşı verilen tepkidir. Gözünüzde canlandırmanız için bunu kafanıza düştüğünü görmediğiniz bir tuğla gibi düşünebilirsiniz. Çok basit olarak sebebi, bunu göremeyecek olmanızdır. Yani stres söz konusu olunca, öngörmek mümkün olmayan bir eylemdir. Kaldı ki öngörmek temelde bizim açımızdan olumsuz bir kavramdır. En kötü olasılıkla başa çıkmak insan doğasında var olan bir şeydir. Bu uyumluluk olumsuz ihtimalleri saf dışı bırakmayı mümkün kılar. Olası stres kaynağı olayları sürekli öngörmeye çalışmak, halihazırda stres sebebidir. Üstüne daha fazlasını eklemeye gerek var mı? Üstelik buna sürekli kafa yormak, her şeyi kontrol etme takıntısını artırır ve beklenmeyen olaylar kaçınılmaz olarak başınıza geldikçe, stresi büyüten bir güçsüzlük hissi üstünüze çöker. Yani şimdiki zamanın gerçekliğinde kalmak esastır ve bu, rasyonel davranmanın, öncelikleri belirlemenin, bazı seçimler yaparken bazı şeylerden de vazgeçmeyi kabullenmenin tek yoludur. Psikiyatr Patrick Légeron şöyle diyor: “Başımıza gelen olumsuz olaylara daha bilgelikle yaklaşalım.”

3. STRES SAVAŞMAMIZ GEREKEN BİR DÜŞMANDIR

Fransız Stres ile Mücadele Enstitüsü’nün (IFAS) kurucusu psikiyatr Éric Albert şöyle diyor: “Stres yaşamazsak, dünyaya uyum yetimizi kaybederiz.” Bedeni esnekleştiren fiziki egzersizler gibi stres de zihinsel, davranışsal ve duygusal esnekliği sağlar. Bu gerilim hissi olmadan sorunlu durumlara tepki veremeyiz; örneğin doktor randevusu almak ve randevuya icabet etmek gibi, çünkü neticede bir sağlık sorunumuz vardır. Bu hayati ve bir o kadar da doğal enerji kaynağını saf dışı bırakmanın yollarını aramak lüzumsuz ve faydasızdır. Stresle savaşmak için boşa kürek çekmek yerine üzerine düşünülmüş bir şekilde harekete geçmeyi öğrenmek daha akıllıca olur. Bu, eziyet çekmeyi durdurmanın ve devamlı olarak tepkili olmamanın en etkili yoludur.

4. STRES KALITIMSALDIR

Strese kalıtımsal olarak yatkın olmak illa stresten daha çok etkileneceğimiz anlamına gelmez. Epigenetik araştırmalar bize gösteriyor ki çevresel etmenler ve şahsi geçmişimiz genlerimizin özelliklerini göstermesine yol açabileceği gibi göstermemesine de sebep olabilir. Serotonin oranı düşük olan yani kalıtımsal olarak strese yatkın kişiler, duygusal kırılganlıklarına uygun bir hayat tarzı edinebilir ve fazla baskı yaratan olayların içine girmekten kaçınabilir. Aksine çok yüksek oranda serotonin hormonu salgılayan ve strese dayanıklı olan kişiler ise fütursuzca risk alma ve kendilerini stres yaratan her türlü durumun içine atma eğilimindedirler ki bu durum onların erken tükenmesine yol açabilir. Kısacası, hayat şartları strese yatkınlığımızı ciddi şekilde etkiler.

5. BU HER ŞEYDEN ÖNCE PSİKOLOJİK BİR SORUNDUR

Psikoterapist Thierry Janssen, “Bu yanılsama fiziki stres ile psikolojik stresi birbirinden ayırma hatasından kaynaklanıyor, halbuki ikisi birbirine bağlı” diyor. Gerçekte stres hep aynı çalışma tarzına sahiptir. Stresi çeşitlendiren şey, onu harekete geçiren olayın doğasıdır. Bu, psikoloji açısından bakacak olursak iş hayatından kaynaklanabilir, fiziki olarak ise sokaktaki bir gürültü olabilir. Zihinsel bir stres yaşamak fiziki gerilimi doğurur. Sinirli bir insan karnında hareketlenmeler hisseder, kalbi sıkışır ve omuzları gerilir. Ses kirliliği önce fiziki bir tepki yaratır, sonra gürültü devam ederse, sinir hali ve bıkkınlık hatta depresyon gelişir. Janssen şöyle diyor: “Güçsüzlük hissi ağırlaştıkça, stresi psikolojik bir sorun olarak görme eğilimi gösteririz, sanki ona açıklama bulsak karşı koyabilirmişiz gibi. Kendimize bir nevi, ‘Strese sebep olan psikolojik mekanizmayı çözersem, buna çözüm de bulurum’ deriz.”