İŞ HAYATINDA STRES

STRESE KARŞI İYİ NİYET

 

 


Ekonomik kriz çalışanlar üzerinde baskı yaratıyor ve iş ilişkilerini geriyor. Bu yüzden, birçok firma performans endişesiyle çalışanlarına gittikçe daha çok destek olmaya başladı. İş hayatında iyi niyetli olmak mümkün!

İş dünyası bu aralar hiç de kolay sayılmaz. Ekonomik kriz, enflasyon, işsizlik derken büyük tablo karanlık görünüyor ve zorlukları iyi niyetle çözmeye çalışmak idealist, naif hatta yersiz gibi algılanabilir. Tüm bunların üstüne bir de stres, depresyon ve endişe biniyor. Eziyet çekmek ne yazık ki çoğu kişinin gündelik hayatının bir parçası haline gelmiş durumda.

Yapılan araştırmalar ve anketler, çalışanlarda son zamanlarda motivasyon düşüklüğü olduğunu gösteriyor. Ekonomik sıkıntılar herkesi endişelendirse de olaylara iyi niyetli yaklaşmak neredeyse bir gereklilik olmaya başladı. Bir şirketin birincil görevi, insanlara ve bulunduğu şehre olumlu katkıda bulunabilmesidir. Performans ve iyi bir ruh haline sahip olmak ayrılmaz bir ikili olduğundan, “insani faktöre” daha çok önem veren şirketler hep daha yenilikçi ve başarılı oluyor. Bu artık herkesin kabul ettiği bir gerçek: Uzun vadede başarı, insanı şirketin merkezine yerleştirerek gelir. Burada yeni bir paradigma ortaya çıkıyor; çünkü bugün bu yaklaşımı benimseyen şirketler, aslında yarın ayakta kalacak olanlar.

Birçok çalışan için aşırı standartlaşma, üretimin el değiştirmesi ve karar merkezlerinin değişmesi kafaları karıştırıyor. Artık bir noktadan sonra şirketlerinin projelerini anlayamıyor, aldıkları emirlerin amacını algılayamıyor ve kısa vadede alınan kararları yadırgıyorlar. Kendileri de endişeli olan yöneticiler ise, üzerlerindeki baskıyla, anlaşılmadığını düşünen çalışanlara gerçekçi olmayan hedefler koyuyorlar. İşinden olma korkusuyla şirketinin hedeflerini içselleştiren çalışanların bazıları ise kendini yetersiz görüyor. Peki, tüm bunlarla nasıl başa çıkılacak?

 

İnsani boyut

Birinci adım: İş hayatında iyi niyeti ön planda tutmak, işe yeni bir anlam katmaktır. Herkesin görev ve iş tanımlarını kendi kapasitelerine göre yeniden şekillendirir. İşbirlikçilere teşekkür etmeyi, onlara destek olmayı destekler ve strese karşı en iyi silahtır. Tüm çalışanlarla şirketin stratejik planını paylaşmak, çalışana kendini özel hissettirir ve birey olduğu kadar bir grubun parçası olduğunu da vurgular.

İkinci adım: “Bir arada daha iyi yaşamak” için çalışmak. Kişisel performansın ön planda tutulması ve yeni iletişim araçları insanları gün geçtikçe birbirinden kopartıyor. Artık herkes, sorunlarını birbirine destek olarak çözmek yerine, zorluklarıyla tek başına savaşmaya çalışıyor. Çünkü artık iş arkadaşlarımıza amacımıza giden yolda bir amaçlarmış gibi bakıyoruz. Bu mümkün değil! İnsanlığa, bir arada yaşamaya ve bağ kurmaya tekrar önem vermek gerekiyor. Birçok firma tedarikçi ve müşterileri arasında sosyal veya sportif faaliyetler düzenleyerek zaten ilk adımı attı. Birçok uluslararası firma da çalışanlar ve yöneticisi arasında hafta sonları aile aktivitelerini içeren faaliyetler düzenliyor. Aynı şekilde bazı şirketler, çalışanlarına kişisel gelişim ve etkili iletişim eğitimleri veriyor.

Üçüncü adım: Herkesin iyiliğini düşünmek. Mesai saatlerin dışında telefon etmemek, e-mail göndermemek veya mesaj atmamak, zamanında etkili performans geribildirimi vermek ve “esnek mesai” kavramını gözden geçirmek iyi bir başlangıç olabilir. Masa başında uzun saatler geçiren çalışanlarının genel beden sağlığını korumaları ve hareket edebilmeleri için, bazı firmalar onları spor salonuna gitmeye teşvik ediyor veya kendi binalarına sportif faaliyet yapabilecekleri alan kuruyorlar. Konuyla ilgili psikiyatr Eric Albert şöyle diyor: “İyi niyet aslında bir yansımadır, benim karşı tarafı iyi görmek istememden kaynaklanır. Karşılıklı duygulardan beslenir ve ilk önce kişinin kendi içinde uyanması gereken bir duygudur.”

 

Yazı: Cécile Guéret

Çeviri: Ceylan Özçapkın

 

 

Önceki Yazılar

GÜNÜN KİTAP ÖNERİSİ: STRESİNİZİ SEVİN

Sonraki Yazılar

İÇ HUZUR İÇİN 4 ADIM