sizi-ozgurlestirecek-bes-oneri

SİZİ ÖZGÜRLEŞTİRECEK BEŞ ÖNERİ

 

 

Hayatımızı şekillendiren inanç ve beklentilerimizi doğru şekilde yönetmeyi öğrenirsek, şartlı özgürlükten salt özgürlüğe geçebiliriz. Bunu yapmanızı sağlayacak beş önerimizi hayatınıza dahil ederek, içine sıkışıp kaldığınız kapandan kendinizi kurtarabilirsiniz.

Amerikalı psikolog Albert Ellis, psikanalistlik yaptığı yıllardan edindiği tecrübeler ışığında, 1961 yılında, Akılcı Duygusal Davranış Terapisi (Düşünsel Duygulanımcı Davranışçı Terapi) metodunu geliştirdi. Terapi metoduyla aynı ismi taşıyan kitabı, şu tek cümlelik özet etrafında şekilleniyor: “Nasıl düşünürsen öyle hissedersin.” Ellis’e göre, ancak ve ancak bize acı veren mantıksız inançlarımızı tamir eder ve düzeltirsek, kendimizi hapsettiğimiz zindandan kurtulabilir ve bizim için en iyi olan hayatı kurabiliriz. İş hayatı, özel hayat, aile, sosyal çevre gibi sorun yaşadığınız alanlarda Ellis’in önerdiği beş tavsiyeyi uygulayabilirsiniz. Zira bizi en çok zehirleyen düşünceler bu alanlar içinde ortaya çıkar ve bertaraf edilmeleri gerekir.

1 Zorunlulukları bırakın

“Yapmalıyım”, “Başkaları yapmalı”, “Evren yapmalı”… Zehirli ve mantıksız düşünceler maskesine bürünmüş inatlarımızı Albert Ellis “zorunluluklar” olarak adlandırır. Bizi duygusal anlamda hırpalayan bu “-meli, -malı” tavrımız yüzünden şahsi ihtiyaçlarımız ile heveslerimiz arasında köprü kuramaz hale geliriz. Oysa bir başarısızlığa uğradığımızda, bunun üstesinden gelmek için harekete geçirmemiz gereken tek şey yine kendimiziz.

  • Her şeyi en doğru şekilde yapmak ve başkaları tarafından onaylanmalıyım, aksi takdirde ben bir hiçim.
  • Başkaları bana tam olarak benim istediğim gibi davranmalı.
  • Evren istediklerimi tam dilediğim gibi elde etmemi sağlamalı.

Ne zaman çaresiz bir durumda kalsak ve sıkışmış hissetsek, bu “zorunluluk”lar aklımızda devreye girer. Olumsuzluğun kafamızın içinde nasıl işlediğini anlarsak, üzerimizdeki sonuçları daha hafif olur ve onları kafamızdan atma yetisi kazanırız.

2 Doğru kelimeleri seçin

Ellis’e göre, bir tecrübenin farkına varmak ve kendini geleceğe hazırlayabilmek için kelimeleri özenle seçmek elzemdir. Kullandığımız kelimeler sadece düşünce tarzımızı ortaya çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda davranışlarımızı da yönlendirir. Başımıza gelenleri yorumlama şeklimiz veya yaşanan olayları karşılama biçimimiz ruh halimiz üzerinde etkilidir. Ruh halimiz ise fikirlerimizi güçlendirecek duyguları harekete geçirir. Örneğin şanssız olduğumuzu, hiçbir işe yaramadığımızı, asla bir başarı elde edemeyeceğimizi kendimize durmadan tekrarlamaktansa, elimizden geleni yaptığımızı, şu veya bu konuda muhtemelen dikkat ve bilgi eksikliğimiz olduğunu ve bir dahaki sefere sorunu bertaraf etmek için daha iyisini yapacağımızı söyleyerek kendimizi telkin etmemiz daha iyi olacaktır. Burada asla büyülü sözler söylemekten bahsetmiyoruz. Sadece yanlış ve olumsuz fikirlerle vakit kaybetmektense, ilerlememize yardımcı olacak sözlere ve düşüncelere yatırım yapmalıyız.

3 Kendinizi düşünün

Öncelikle, “kendinizi düşünmenin” kendinizden başka kimseyi düşünmemek veya kendinizi herkesin önüne koymak demek olmadığını bilmelisiniz. Ancak şu da bir gerçek ki, maruz kaldığımız yargılamalar, normlara uyma zorunluluğu ve başkalarındaki imajımız (ebeveynler, toplum, akrabalar, arkadaşlar) hayatın her alanında mutluluğa ulaşmaktan bizi alıkoyabiliyor. Ellis tam da bu noktada bilinçdışının ve şahsi geçmişin omuzlarımızdaki yüküne rağmen iradenin gücüne inanır. Bu yüzden, psikanaliz hastalarını mutluluk kaynaklarını belirlemeye ve bunları hayatlarının merkezine koymaya yönlendirir. Hepimiz kabul görmek, takdir edilmek, sevilmek istiyoruz, ancak bazen bu arzularımızı gerçek mutluluklarımız için geri planda bırakmayı bilmek gerekiyor. Ellis, “Mutluluğun peşini bırakmamalıyız” der. Sonunda, ferahlamamızı sağlayan irademize ve dayanıklılığımıza şükrederken bulacağız kendimizi. Klinik psikolog William Knaus şöyle diyor: “Gerçekten isterseniz ve mutluluğunuz için çaba göstermekten kaçınmazsanız, iradenizin gücünden yararlanabilir, ruh sağlığınız için gereken sonuçları alabilirsiniz.”

4 Kendinizi hırpalamayın

Birçok insan “Keşke”lerle, “Şöyle yapmalıydım”larla hayatı kendine zehir ediyor. Tekerinde dönen ve hiç ilerlemeyen hamster gibi yerlerinde sayıyorlar ve gözlerinde kendi değerlerini düşürüyorlar. Devamlı olarak kendine sitem etmek, kendine işkence etmektir. Eğer bir hata yaptıysak, çok ciddi bir hata olsa bile, suçluluk duygusunu bir süre hissettikten sonra, bize sadece akılcı ve yapıcı iki seçeneği uygulamak kalır: Kendimizi affetmek ve hatayı düzeltmek. İlki, yani kendimizi affetmek, gerçeklerle yüzleşmeyi ve sorumluluk almayı gerektirir. İkincisi, yani tamir etmek ise somut veya soyut şekilde, özsaygımızı başrole koyup onu iyileştirir. Ayrıca kendimize sitem etmeyi bırakmak, hayatımızın dizginlerini elimize almamızı ve başka şeylere odaklanabilmemizi sağlar. Eğer olumsuz bir duruma düşmemize sebep olan bir hata yapmışsak, kendimize acımasız davranmadan önce, kendimizi affetmemiz ve bu tecrübeden dersler çıkarmamız önemlidir.

5 Mizahı kullanın

Klinik psikolog William Knaus, Ellis’in sağlık sorunlarına rağmen gülmeyi, güldürmeyi sevdiğini belirtiyor. Çünkü mizah geriye çekilmeyi, daha geniş açıdan bakmayı, olayları dramatize etmemeyi, sağlam durmayı ve etrafımızda iyi bir paylaşım ortamı yaratmayı sağlıyor. Olay ve durumların komik yönünü görerek, komedyenleri izleyerek, komedi programlarını tercih ederek gülme kaslarını düzenli olarak çalıştırabiliriz. Bunun bulaşıcı etkisini de hemen hissedeceksiniz. Kendinizi bir bilge gibi konuşurken, akıl verirken, fazla titizlenirken veya ağlamaklıyken yakaladığınızda, derhal durun! Unutmayın ki fazla ciddi ve huysuz insanlar sadece itici görünmekle kalmaz, aynı zamanda stresin etkilerini diğer insanlara göre daha fazla yaşarlar. Gerçekten ciddi olan ile olmayan arasındaki ayrımı fark edemez hale gelirler. Ve onların mükemmellik takıntıları sadece kendilerinin değil, çevresindekilerin hayatını da zindan eder.

 

 

Önceki Yazılar

TELEVİZYON REKLAMLARI

Sonraki Yazılar

BEŞ ADIMDA DOĞRU KARAR