siginmaci-cocuklar-icin-yapilmasi-gerekenler (1)

SIĞINMACI ÇOCUKLAR İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

 

 

Kimi ailesiyle birlikte savaştan kaçtı, kimiyse gözlerini doğup büyüdüğü ülkeden uzakta açtı. Tüm dünya çocuklarının güvenli, sağlıklı ve sevgi dolu bir ortamda gelişmesi yetişkinlerin sorumluluğu. Ülkemizde sığınmacı olarak bulunan çocukların yaşadıkları travmaları atlatabilmeleri, mutlu ve sağlıklı bireyler olarak yetişebilmeleri için yapılması gerekenleri uzmanlarla konuştuk.   

İki bebek birbirini gördüğünde gülücükler atmaya başlar, parkta veya okulda yeni tanışmış iki çocuğu dakikalar sonra oyun oynamaya dalmış, arkadaş olmuş görürsünüz. Sorgulamadan, yargılamadan en son ne zaman yolda gördüğünüz biriyle arkadaş oldunuz? Bu sadece çocuklara özgü bir duygu; iki çocuk iletişim kurmak için ne ortak paydaya, ne benzer kültüre, ne aynı sosyal statüye ne de aynı dili konuşmaya ihtiyaç duyar. Afrika’da veya Japonya’nın ücra bir köyünde iki farklı çocuk, aynı anda aynı oyunu oynar, aynı gülümsemeyle annesine bakar, aynı güvenle babasına sarılıp uyur. Irk, toprak, inanç, zenginlik ya da fakirlik kavramları küçük bir çocuk için önemsizdir. Yeryüzündeki her toprak parçası tüm çocukların vatanıdır aslında. Anadolu kültüründe misafire verilen önemi hepimiz biliriz, en kıymetli bardaklar çıkarılır, en güzel yiyecekler pişirilir, en temiz kolalı çarşaflar misafirlere serilir. Bugün komşumuz bizim misafirimizken, yarın biz misafir olabiliriz.

Kapı komşusuna göç hikâyesi

Suriye’deki savaş sonucu Türkiye’ye kitlesel göçün ilk adımı, 29 Nisan 2011 tarihinde, 400 civarındaki Suriye vatandaşının Hatay’ın Yayladağı ilçesindeki Cilvegözü Sınır Kapısı’na yönelmesiyle başladı. Zamanla bu sayı arttı ve günümüzde Türkiye genelinde 3.5 milyonun üzerine çıktı. Ülkemizde misafir olan Suriyeli vatandaşların yasal statüsü bilinenin aksine mülteci değil, sığınmacı olarak geçiyor. Mülteci; Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nin (UNHCR) tanımıyla, eziyet, çatışma, saldırı veya toplum huzurunu ciddi şekilde bozan durumlarda, geldikleri ülkelerin dışında bulunan, “uluslararası koruma” talep eden kişiler anlamına geliyor. Suriyeli misafirlerimizin sahip olduğu yasal statü olan sığınmacı ise henüz mültecilik talebi işleme alınmamış kişiler anlamına geliyor. 2017 sonunda dünya genelinde silahlı çatışma, savaş ve insan hakları ihlalleri sebebiyle zorunlu göç etmek zorunda kalan insanların sayısı 68.5 milyonu buldu. Bu 68.5 milyon içerisinde, Suriye’deki savaş sebebiyle göç edenlerin sayısı 12 milyondan fazla, yani savaş başlamadan önceki Suriye nüfusunun yarısı. Bu 12 milyonun 6.6 milyonu ülke içinde göç ederken, 5.6 milyon Suriyeli güvenlik tehdidi sebebiyle Suriye’yi terk etti. Türkiye’de yaklaşık 3.5 milyon Suriyelinin yaşıyor olması, ülkemizi dünyanın en çok sığınmacıya sahip ülkesi yapıyor. Kamplarının sayısal kapasite ve yaşam koşulları açısından yetersiz olması, Suriyeli sığınmacıların kendi çabalarıyla tüm ülkeye yayılması ve hayatta kalma mücadelesi vermesine neden oluyor.

Şu an Türkiye’de bulunan Suriyelilerin 1 milyon 681 bin 253’ü 0-18 yaş aralığında, yani çocuk. Çocuklar ve ergenler savaş ve göç nedeniyle çok fazla stres etmenlerine maruz kalıyor ve yetişkinlerden çok daha fazla negatif koşullardan etkilenme olasılığı taşıyor. Sığınmacı çocuklar ve ergenler üzerine yapılan bilimsel araştırmalar (National Child Traumatic Stress Network Refugee Trauma Task Force, 2005), ruh sağlığına karşı risklerin başında travmayla ilgili özelliklerin, göç sırasındaki stresörlerin, bireysel özelliklerin, inanç sistemlerinin, aile rolünün, sosyal destek ve göç sonrası stresörlerin geldiğini ortaya koyuyor. Savaş travmasına maruz kalan çocukların ruh sağlığı üzerinde en çok etki eden unsurlar; göç ederken evlerini ve yurtlarını kaybetmek, ebeveynlerinden, akranlarından, geniş ailesinden ya da bakıcılarından ayrılmak, eğitimlerinin kesintiye uğraması, aile üyelerinin işkencelerine ve ölümlerine şahit olmak olarak belirtiliyor. Göç sırasındaki riskler ise bakım verenden ayrılmak, şiddete, sert yaşam koşullarına maruz kalmak (mülteci kampları), kötü beslenme, gelecekle ilgili belirsizlik olarak aktarılıyor.

Savaş travmasıyla başlayan psikolojik entegrasyon

Suriyeli çocukların yaşadığı bu süreç psikolojik açıdan pek çok sorun yaşamalarına neden oluyor. Olumlu Davranış Geliştirme Derneği (ODGEDER) tarafından yürütülen Olumlu Davranış Geliştirme Programı (PBS), ülkemizde yürütülen, çocukların hayata katılabilmesini ve hem ruhsal hem de sosyal gelişimlerini aksatmamasını hedefleyen projelerden sadece biri. Türkiyeli ve Suriyeli öğrencilerin karma olarak devam ettiği Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda yürütülen programlar, Suriyeli çocuklar için geliştirilen özel programlarla destekleniyor. ODGEDER Projeler Direktörü Lale Hazar, projelerinde, çocuklar üzerinde aidiyet duygusunun gelişmesini, travmatik ruhsal problemlerle baş etmelerinde yardımcı olunmasını, eğitim hayatlarının başlamasını ve adaptasyon sağlanmasını hedeflediklerini söylüyor. Özellikle savaş travmasını atlatmak ve göç olgusuyla birlikte gelen güvensizlik ve aidiyetsizliğin psikolojik sonuçlarıyla baş etmek çocuklar için yetişkinlerden çok daha güç. Uzman psikolog, aile danışmanı ve çift terapisti Lia Yuanidi Gürün, başlangıç olarak travma odaklı hareket etmenin doğru olmadığını söylüyor. Suriye’de yaşanan sosyal, bedensel ve ruhsal travma, Türkiye’ye gelindiğinde yerini sosyal ve ruhsal travmaya bırakıyor. Bunun nedeni, Türkiye’de yaşanan kabul görme ihtiyacı. Gürün, travmayı devam ettirmenin, travma üzerinden hareket etmenin ve travma üzerine çalışmanın travmayı büyütmek ve tekrar yaşatmakla sonuçlandığını söylüyor. “Suriyeli ailelere de söylediğimiz bir şey var; evet, çok büyük sıkıntılar yaşandı, fakat evlerde bu travma devam ettiği, çocukların yanında sürekli ağlandığı ve olumsuz konular hakkında konuşulduğu sürece hiçbir zaman tam anlamıyla iyileşme söz konusu olamaz. Odak noktasında olması gereken düşünce şu: Güçlü olan tarafla çalış. Güçsüz olan, geliştirilmesi gereken taraf bir yanda duruyor, fakat güçlü olan taraf daha da güçlendirilip parlatıldığında, çocuğun direnci de artırılmış oluyor. Böylece sadece yaşadığı travmaya karşı genel bir yaşam becerisi oluşturulmuş oluyor.” Suriyeli çocuklarla yapılan projeler ve rehabilitasyon programlarında odak noktası “varoluşu güçlendirmek” olarak ele alınıyor. Özel ihtiyaçları olan çocukların belirlenip klinik ve medikal destek almak üzere yönlendirilmesi de önemli bir husus. Fakat bu gibi durumlarda genellikle dil problemi yaşanıyor ve Arapça psikoloji ve psikiyatri destek verebilen Mülteciler Derneği ile işbirliğine gidiliyor. Göç sonrası kayıtlı-kayıtsız çok sayıda çocuğun Türkiye’de doğması da duruma farklı bir boyut katıyor. Bu çocuklar bizzat travma yaşamamış olsa da bulundukları ortamdan ve çevreden etkileniyorlar. Gürün, “Eğer aile travmayı devam ettirirse, Türkiye’de doğan çocuk bir bakıma travmaya doğmuş oluyor” diyor ve ekliyor: “Travmaya çalışırken aslında ‘travmaya çalışmamak’, travmanın etrafında gezinirken, onu ortadan kaldırmak gerekiyor. Özellikle velilerle yapılan çalışmalarda bu çok önemli. Veliler hep problem duymaya alışmış; okullardan, okullardaki uzmanlardan, etraflarındaki velilerden şikâyet duyuyorlar. Onlarla sadece olumsuzluklar konuşuluyor. Hiç kimse onlara şimdiye dek, ‘Böyle de güçlüsünüz, böyle de iyi yanları var bu çocuğun, böyle de başarılı’ dememiş. Dolayısıyla, bunu duydukları zaman güven artıyor ve iletişim kurmaya, yaraları sarmaya açık hale geliyorlar.”

Asimile olmaktan korkuyorlar

Suriyeli çocukların göç sonrası en çok problem yaşadığı konulardan biri de eğitim. Bazen aileleri tarafından okula gönderilmek istenmiyorlar, bazen de eğitim alma imkânına ulaşamıyorlar. Kimileri çocuk yaşta çalışıp ailesine bakmak zorunda kalıyor veya dil engelini aşamıyor. Suriyeli çocukların eğitim alması için pek çok proje yürüten ODGEDER Operasyon Direktörü Tanju Yıldırım, göç sonrası dinamiklerin yıllar içerisinde değiştiğini ve sürecin işleyişinin başkalaştığını söylüyor. Göçün ilk yıllarında, kısa sürede geri dönmek umuduyla Türkiye’ye gelen aileler eğitim konusunu ikinci plana attı veya çocuklarının geçici eğitim merkezlerinde kendi dilleri, kültürleri ve müfredatlarıyla eğitim almasını sağladı. Fakat zamanla geri dönüş olgusu silikleşmeye başladı ve Türkiye’de yaşamlarını uzun vadeli olarak sürdürdüler. Uzman psikolog Lia Yuanidi Gürün, Suriyeli ailelerin çocuklarının eğitim almaları ve Türkçe öğrenmelerine mesafeli yaklaşmalarının önündeki en büyük engelin asimile olma korkusu olduğunu ifade ediyor. “Ailelere göre çocuklarının Türkçe öğrenmesi demek, anadilini unutması, kullanmaması ve otomatikman yok sayılması, asimile olması demek. Fakat tablo gitgide değişiyor, yavaş yavaş eğitim kurumlarına güvenmeye başlıyorlar. Biz ODGEDER olarak projelerimizi hayata ilk geçirdiğimiz zamanlardaki velilerin bize karşı bakış açısı ve güveniyle şu anki durum arasında çok büyük ilerleme söz konusu. Onlara gerçekten ‘Biz sizin için buradayız’ duygusunu yaşatmamıza çok ihtiyaçları vardı ve öyle de yaptık. Böyle bir durumda reddetmiyor, itmiyorlar. Tam tersine, tutunacak bir dal olarak görüyorlar. ‘Ben gelip geçmiyorum, senin için buradayım, ihtiyaçlarını karşılamak için buradayım, bugün bu proje bitse bile bana hâlâ ulaşabilirsin’ mesajını aldıklarında, her şey çok farklı oluyor, çünkü şimdiye dek çok defa aksi durumlarla karşılaşmışlar. Biz de tamamen bu güven mantığıyla hareket etmeye çalışıyoruz.” Dil sorununu aşmak, çoğu zaman çocuklar için daha kolay oluyor. Çünkü sokağa çıkıyor, sosyalleşiyor, mecbur kalıyor ve dili kullanıyorlar. Bir dili öğrenmek için en iyi yöntemin mecbur kalmak olduğu yıllardır hepimizin duyduğu bir varsayım. Çocuklar bu mecburiyetle daha rahat ilerleyebiliyorlar, fakat belli bir yaşın üzerinde olan anne-babalar için dil öğrenmek zorlaşıyor. Bu nedenle de sıklıkla ailelerin çocukları tercüman olarak kullanması kaçınılmaz oluyor. Gürün, bu durumun çok yanlış olduğunu ifade ediyor ve şöyle diyor: “Çünkü çok basit bir tercümanlık bile olsa, o çocuğa bu sorumluluğu yüklemek ve o diyalog içine çocuğu dahil etmek çok hatalı. Yetişkinlerin dil öğrenmesi konusunda daha fazla atılım yapılması gerekiyor. Bu konudaki püf nokta, dilin ikinci yabancı dil olarak öğretilmesi. Türkiye’de mültecilere veya Türkçe bilmeyen her çocuğa Türkçe, Türk çocuklarına öğretilen teknikle, sıfırdan ve anadil halinde veriliyor. Fakat anadili öğrenme tekniğiyle ikinci yabancı dili öğrenme tekniği birbirinden çok farklı.”

Yazı: Hüma Kaya

 

 

Önceki Yazılar

MUTLU ÇİFTLER UYUMADAN ÖNCE NE YAPAR?

Sonraki Yazılar

İZLEMEK İÇİN ÜÇ NEDEN: GLORIA BELL