siddetle-mucadele-ederken-siddet-mi-uyguluyoruz

ŞİDDETLE MÜCADELE EDERKEN ŞİDDET Mİ UYGULUYORUZ?

 

 

Kitle iletişim araçlarında yayımlanan her şey, toplumdaki tutum ve davranışları etkileyebilme ve bunları olumlu ya da olumsuz yönde değiştirebilme gücüne sahip. Paylaşımlar ne denli sık yayımlanırsa etkilediği insan sayısı da o kadar artar. Şiddetin şiddeti beslediğini bilerek, basında, tüm medya ve sosyal medya alanlarında kullanılan dile ve haberlerin verilme şekline özen gösterilmesi gerekir.

Dil bir iletişim aracı olmakla kalmaz, aynı zamanda birbirimizle olan ilişkilerimizi, toplumu ve toplumsal cinsiyet rollerini, tüm bunlar da dili şekillendirir. Dilimizi dönüştürmek; toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve şiddetle mücadele etmedeki en önemli adımlardan bir tanesi. Cinsiyet ayrımına dayalı dil kullanımı kadının ikincil, edilgin ve bağımlı rolünü ilan eder, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin üretilmesine, pekiştirilmesine ve sürdürülmesine aracılık eder. “Bilim adamı”, “siyaset adamı”, “iş adamı”, “erkek sözü”, “adam gibi adam”, “erkeğine hizmet etmek”, “karı gibi”, “elinin hamuruyla erkek işine karışmak”, “kadınlar çiçektir”, “kadınlar bize emanettir” gibi cinsiyetçi ifadeler eşitsizliğe hizmet ederler.

Yine aynı şekilde, medyada şiddet haberlerinin sunuluşunda kullanılan dil çok önemlidir. Paylaşımlarda faillerin sıklıkla kahramanlaştırıldığını, şiddet davranışının haklı gerekçelerinin oluşturulmaya çalışıldığını, şiddete maruz kalanın suçlu ilan edildiğini, kişilerin özel yaşamlarının ve kişisel bilgilerinin gizliliğinin ihlal edildiğini görüyoruz. Ne yazık ki bu habercilik ve paylaşım biçiminin bizzat kendisi şiddeti yeniden üreten, meşrulaştıran, teşvik eden ve yaygınlaştıran en önemli araçlardan bir tanesidir. Faili aklamaya dönük, şiddeti meşrulaştıran söylemler, şiddetin bir sorun çözme yöntemi olarak benimsenmesine neden olur. Failin ya da şiddete uğrayanın kimlik özelliklerine ya da davranışlarına vurgu yapılarak verilen haberlere dikkat edilmesi gerekir. Örneğin bir failin “Kara sevdalı, bunalımda, karısı tarafından aldatılmış, işten atılmış, cinnet geçirmiş…” olması, faili haklı göstermeye hizmet eder. Haberlerde ve paylaşımlarda benzer biçimde; şiddete uğrayanın mini etek giymesi, trans olması, aşırı makyajlı olması, geç saatte dışarıda olması, eşini aldatması gibi detaylara yer verilmesi, şiddet davranışına gerekçe üretme çabasıdır. Şiddete maruz kalandan, “masum, melek, ana, namusuyla parasını kazanan” gibi ifadelerle bahseden haber ve paylaşımlar, bazı şiddet eylemlerinin korkunç, bazılarınınsa meşru olduğu varsayımını barındırır, şiddeti yeniden üretir. Şiddetin gerekçesi olabilirmiş gibi ifadelere yer verilmemeli ve olayın romantikleştirilmeden haberleştirilmesi üzerinde önemle durulmalıdır. 

Şiddet içeren olaylar, sahneler ve görüntüler ne kadar sık ve ne kadar uzun süre ekrana gelirse, zararlı etkileri o oranda artar. Şiddet içeren sahnelerin dehşet içeren ayrıntıları dillendirildikçe, görüntüler tekrar tekrar paylaşıldıkça, felaketleştirici yorumlarla pekiştirildikçe, etkinin boyutları daha da tehlikeli bir hal alır. Bu, etkiye tepki olarak şiddetin artan dozlarda günlük yaşamın sıradan parçasıymış gibi kanıksanmasına neden olur. Bazen iyi niyetli olarak, daha fazla dikkat çekebilmek, farkındalık ve kamuoyu oluşturabilmek için paylaşılan bu detaylar tam aksine duyarsızlık ve inkâr davranışını beraberinde getirirken, kimi zaman insanları gerçeklikten, insani duygulardan ve değerlerden uzaklaştırmaya neden olur. Olaylar aktarılırken kişilerin ayrıntılı kimlik bilgileri açıklanmamalı, olayın nasıl olduğuyla ilgili ayrıntılar, fotoğraf ve görüntüler haberde yer almamalıdır.

Şiddeti olağanlaştırmaya, yeniden üretmeye, alışılmasına, içeriğe maruz kalanların ikincil olarak travmatize olmasına; güçsüzlük, çaresizlik, çözümsüzlük hissedilmesine neden olmamak için; şiddete uğrayan kişi ve yakınlarının kişilik haklarının zarar görmemesi ve daha da travmatize olmamaları adına medya ve sosyal medya içerik üreticileri ve kullanıcıları olarak paylaşımlarımıza dikkat etmeliyiz.

ARZU ERKAN YÜCE (Psikiyatr ve psikoterapist. Bilişsel davranışçı terapi eğitimcisi ve süpervizör. İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim görevlisi.)

 

 

Önceki Yazılar

10 ADIMDA DÜZ BİR KARINA SAHİP OLUN

Sonraki Yazılar

ÖZGÜRLÜK KAVRAMI NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?