siddetin-hak-edeni-olmaz

Şiddetin Hak Edeni Olmaz

Mağdur kelimesi ceza hukukunda bir suça maruz bırakılan kişi için kullanılır. Özellikle cinsel şiddet bakımından “mağdur” kelimesinin kullanılması “kurban” algısı yaratmak suretiyle maruz kalanı olumsuz etkilediğinden, daha güçlendirici bir kavram olan “hayatta kalan” ifadesi kullanılır. Gel gelelim ceza muhakemesinde “mağdur” ifadesi varlığını sürdürüyor, bir psikolojik şiddet formu olarak “mağdur suçlayıcılık” da bu kavram ile literatürde yerini aldı. Mağdur suçlayıcılık, bir kişinin başına gelen şiddet olayından o kişinin sorumlu tutulması olarak tanımlanabilir. Bu durum özellikle kadına yönelik şiddet vakalarında sıkça karşımıza çıkar. Uygulanan şiddetin ayrıntıları, bu sonuca yol açan sebepler maruz kalan kadının eylemleri üzerinden değerlendirilir. Fiziksel şiddet vakalarında, hatta öldürme suçunda dahi mağdur suçlayıcılığa rastlarız. Örneğin bir cinayet işlenir ve failin bu suçu işlemedeki motivasyonunun ne olabileceği öldürülen kişide aranır. Tabii, sadece öldürülenin geçmişine odaklanan medya dili de bu tutumu destekleyebilir. Sorumluluğun şiddete maruz kalanda arandığı bu yaklaşım, fail yanlısı bir yaklaşımdır ve şiddetin desteklenmesine yol açar. Şiddete maruz kalan kişi üzerinde, kendi kusuru sebebiyle bunların yaşandığı, istese engel olabileceği algısını yaratır. Böylece şiddeti uygulayan kişiye eylemiyle ilgili sorumluluk yüklemek yerine, şiddete maruz kalan kişiye sorumluluk yüklenmiş olur. Benzer şekilde, cinsel şiddet vakalarında mağdur suçlayıcılığa sıkça rastlarız. Cinsel şiddet çoğu zaman kişinin tanıdığı bir fail tarafından uygulanır. Dolayısıyla kişiler arasında geçmiş bir ilişki söz konusudur.  Cinsel taciz veya saldırı suçunun cezai soruşturması sırasında şikâyetçi olan tarafa suçun işlenmesine yol açtığını ima eden sorular sorulması mağdur suçlamanın bir örneğidir. Söz gelimi şikayetçi olan tarafa “Failin evine mi gitmiştin”, “Beraber içki mi içmiştiniz” gibi sorular yöneltilmesi, suçun oluşmasında maruz kalan kişi kusurluymuş gibi bir algı yaratır. Tanıştığı bir kişi ile sıradan bir sosyalleşmenin suça zemin hazırlayan bir kusur olarak görülmesi kişilerin şikayetçi olmaktan kaçınmasına yol açar. Araştırmalar tam da bu sebeple kişilerin maruz kaldıkları suçu bildirmediklerini ortaya koyuyor. Kendilerine yöneltilebilecek “kusur” halleriyle mücadele etme güçlüğüne katlanmak istemeyen kişiler şikâyetçi olmamayı seçiyor. Mağdur suçlayıcılığın yakıcı bir şekilde ortaya çıktığı bir diğer alan da iş hayatıdır. İşyerinde maruz kalınan cinsel şiddetin yöneticilerle paylaşılmasından sonra, bu duruma ilişkin kurum içi soruşturmanın bir türlü açılmaması, suça maruz bırakılanın beyanlarının sorgulanması, fail yerine kendisinin iş koşullarının değiştirilmesi de birer mağdur suçlayıcılık örneğidir. Böylece potansiyel failin ve dolayısıyla işlendiği ifade edilen suçun kollanmasına, suça maruz bırakılan kişinin ise aynı işyerinde çalışmaya devam edemeyecek şekilde yıpranmasına neden olur. Kişi her gün faille aynı ortamda çalışmak durumunda bırakıldığından, çoğu zaman işten “istifa” etmek zorunda kalır. Aile içi şiddet vakalarında da, flört ilişkilerinde de saldırıya uğrayan tarafın “Ben de onu çok kızdırdım” veya “Aslında ben de hak ettim” gibi cümleler kurması, failin alması gereken sorumluluğun şiddete maruz kalan kişi tarafından üstlenilmesindendir. Kişi ne kadar kızmış ve kızmak konusunda ne kadar haklı olursa olsun, öfkesini kontrol etmekle sorumludur. Bir kişinin iradesini kontrol edememiş olmasının kusuru maruz kalana yüklenemez. Mağdur suçlayıcılık halini hem bireysel hayatımızdan hem de kurumsal uygulamadan çıkardığımızda, şiddetle mücadelede çok anlamlı bir adım atılmış olacak. Şiddetin hak edeni olamaz.

Yazı: Aslı Karataş, Avukat. Açılımı “Sen bu kadınların avukatı mısın?” olan SEBUKA platformunun kurucusu.

 

 

Önceki Yazılar

Ağlamak Neden Rahatlatıyor?

Sonraki Yazılar

Ne Kadar Sağlıklısınız?