siddet-iceren-oyunlar (1)

ŞİDDET İÇEREN OYUNLAR

 

 

Gençlerin şiddet içeren oyunlara ilgisi hız kesmeden artmaya devam ediyor. Sanal bile olsa bu kadar şiddet ebeveynleri ve eğitimcileri oldukça endişelendiriyor. Şiddet içeren oyunlarla ilgili ebeveynler nasıl önlemler alabilir ve çocukların olumsuz etkilenmemesi için neler yapılabilir?

Öğrencilerin okullarda gerçekleştirdiği silahlı saldırı haberlerine neredeyse her yıl rastlar hale geldik. 2002 yılında Almanya’nın Erfurt şehrinde, 19 yaşındaki Robert Steinhauser yanında taşıdığı tabanca ve pompalı tüfekle inanılmaz derecede isabetli atışlar yaparak 13 öğretmen, iki öğrenci ve bir polisi öldürüp, sonra da intihar etmişti. Bu olayın sebebi, ailesi tarafından ihmal edilmişlik ve psikoz başlangıcı olarak açıklanmıştı. Ancak o dönem medya başka bir neden üzerinde durmuş ve dikkatleri bambaşka bir noktaya çekmişti; genç katilin şiddet içeren oyunlara olan tutkusu. Steinhauser’in oynadığı “Return to Castle Wolfenstein” ve “Silent Scope” adlı oyunlarda temel amaç, insan olan düşmanları sanal olarak öldürmekti. Yaşanan bu trajediden kısa bir süre sonra, gençlere yönelik yayınlardan sorumlu otoriteler bu oyunları 18 yaş altı için yasakladı. Bu karar, ebeveynlerin, gençlerin kullandığı medyalarda yer alan şiddetle ilgili derin endişelerinin bir sonucu. Oyun konsollarının önüne oturur oturmaz kanlı çatışmalara girişen gençlerimiz öldürmeye mi programlanıyor?

Günah keçisi oyun konsolları

Psikolog David Grossman, “Ordunun askerleri öldürmek için eğittiği gibi, bu oyunlarla çocuklarımızı öldürmek için eğitiyoruz” diyor. Grossman’a göre, televizyon acı çekme ve ölümü, gençlerin en sevdikleri gazlı içecek, çikolata ya da kız arkadaşlarının parfümüyle ilişkilendirmelerini sağlıyor. Sanal oyunlar ölümcül eğitimlerini, askeri eğitimlerde olduğu gibi “Düşmanı hedef al ve vur” şeklinde yapıyor. Hedef al ve vur, stres karşısında şartlandırılmış bir refleks haline geliyor.

2001 yılında Dünya Ticaret Merkezi’ni kamikaze gibi vuran teröristlerin, saldırı öncesinde PC’de bir uçuş simülatörü olan “Flight simulator” oyununu oynadıkları bilinmesine rağmen, 11 Eylül saldırısından sonra, kimse bu simülatörün yasaklanmasını talep etmedi. Gerçekten de böyle çılgın bir terör olayından bir video oyunu, uçak ya da silah sorumlu tutulabilir mi? Tabii ki hayır. Uzman klinik psikolog Romina Kuyumcuoğlu’na göre şiddet, tek bir unsura bağlanamayacak kadar karmaşık bir davranış. Birçok etkenin birleşimi ile ortaya çıkan bir davranışı, sadece bilgisayar oyunlarını sebep göstererek ele almak yanıltıcı olur.

Gerçek ve sanal birbirine karışıyor

Ebeveynler, çocukları “Fortnite” ve “PubG” gibi nişancı rolünü üstlendikleri oyunları oynarken, onları tanıyamadıklarını söylüyorlar. “Ekranın önünde oyun oynayan 12 ve 16 yaşlarındaki iki oğlumun düşmanlarının beynini patlattıklarında yaşadıkları coşkuyu görünce endişeleniyorum. ‘Öldür onu, öldür onu’ diye bağırdıklarında kanım donuyor” diyor, 43 yaşındaki Canan.

Romina Kuyumcuoğlu, “Şiddet içerikli oyunlarda çocuk, öldürdüğü kişi sayısına göre ödül kazanıyor, öldürdükçe daha da güçlenmiş oluyor, öldürdükçe oyunda seviye atlıyor. Öldürme eylemi, kişiyi ödüllendirmiş oluyor. Bu tür bir ödüllendirme hem çocuğa haz veriyor, hem de çocuğa şiddetin etkisini ve gücünü öğretmiş oluyor” diye açıklıyor oyun içi dinamikleri.

Medya alanında uzman sosyolog Divina Frau-Meigs’ı endişelendiren, oyunlardaki gerçekçilik; ekrandaki görselin ve oyuncunun yapması gerekenlerin gerçeğe çok yakın olması. Yakın zamana kadar kumandanın ya da konsolun bir tuşuna basarak rakibi ortadan kaldırmak mümkündü, bugün ise bir silahı ekrana doğrultabiliyorlar. “Teknolojideki bu yenilikler yüzünden, şiddetle çocuk arasındaki mesafe giderek azalıyor, gerçekle sanalı birbirine karıştırma riski artıyor” diyor Frau-Meigs.

Psikanalist Serge Tisseron, “Önemli bir detayı atlamamak gerekiyor. Video oyunlarının bu kadar şeytanileştirilmesinin ardında, insanlık tarihinde ilk defa ebeveynlerin, çocuklarına kendi oynamadıkları oyunları almaları yatıyor. Görsellerin gerçekçiliğine en başta onlar kanıyorlar. Oyunun mantığını bilen gençler ise öldürmediklerinin ve oyun oynadıklarının farkındalar. Tıpkı anne-babalarının kurşun askerleri ortadan kaldırdıkları gibi onlar da piksellerden ibaret adamları ortadan kaldırıyorlar” diyor.

Kuyumcuoğlu da sağlıklı bireylerin hayal ve gerçeği ayırt edebileceği konusunda hemfikir. Yine de şiddet içeren oyunların kişiyi gerçek hayata dair duyarsızlaştırabileceğinin altını çiziyor.

Oyuna seyirci kalmaları mümkün

Sanal oyunlar zararsız bir boş zaman aktivitesi mi? Divina Frau-Meigs bu fikirde değil. “Müzakere ederek, hoşgörülü olarak, mizahla yaklaşarak şiddete karşı çözümler bulmak için uğraşıyoruz. Ancak, sinema, televizyon ve video oyunlarındaki kahramanların çözüm yolları tüm bu çabaları boşa çıkarıyor.”

Psikiyatr Michael Stora’ya göre asıl şiddet, anne-babaların otoriteyi kaybetmesinde ve görevlerini yerine getirmemesinde yatıyor. “Kuralların oyunlar tarafından değil, anne-babalar tarafından koyulduğunu hatırlatmaya gerek var mı? Asıl sorun, ebeveynlerin çocuğun saatlerce bilgisayar önünde zaman geçirmesine izin vermeleri ve ardından da dikkat eksikliğinin ya da eğitimdeki başarısızlığın suçunu sanal oyunlara atıyor olmaları.” Ebeveynler çocuklarına oyundaki rollerinin seyirci olmak olduğunu öğretebilirlerse, oyunlar çocuklar için farklı duyguları tanıma ve bu duyguları yönetmeyi öğrenme konusunda bir fırsat olabilir. “Çocuklar oyun oynarken, yoğun kaygı, öfke, nefret gibi gerçek hayatta karşılaşabilecekleri duyguları yaşarlar” diyor Serge Tisseron. Oynarken çocukların yaşadıkları duygular hakkında konuşmak için fırsat yaratmak anne-babalara düşüyor. Tek başına kaldıklarında hassas yapıda olan çocuklar seyirci rolünde kalmayıp, gördüklerini gerçekleştirmek için harekete geçmeyi deneyebiliyorlar.

Geçişgen kimlikler

Online oyunlarda çocuk kendini başka bir karakter olarak yeniden kurgulayabiliyor. Çocuğa sahip olmak istediği bütün özellikleri veren bu sanal kimlik de oldukça çekici. Kuyumcuoğlu, “Gündelik yaşamında kendisini güçsüz, etkisiz ve savunmasız hisseden bir kişi, sanal ortamda güçlü, yetkin ve baskın bir karaktere dönüşebiliyor. Oyunlar, bu yönüyle de tatmin yarattığı için büyük bir kitleye hitap edebiliyor” diye açıklıyor.  “Ayrıca, şiddet içerikli oyunlar, kişilerin gerçek yaşamda bastırmaları gereken öfke, saldırganlık ve hırs gibi duyguların özgürce yaşanmasına zemin sağlıyor.”

Güçlüklerle savaşmayı öğretin

Oyun kendi içinde ne iyi ne de kötüdür. İyi ya da kötü olan, çocukla kurduğumuz ilişkidir. Dikkat edilmesi gereken nokta, çocukların kendilerini karanlık odalarına kapatıp, bağımlılık haline gelene kadar oyun oynamalarına izin vermemek. “Diğer taraftan, çocuğun -başka faaliyetlerde bulunduğu sürece- makul sürelerde şiddet içeren oyunlar oynaması, hepimizin içinde olan saldırganlık güdüsünü başka bir kişiye yöneltmeden, sosyal olarak kabul edilebilir bir şekilde dışa vurmasını sağlar” diyor Michael Stora. Çevrimiçi oyunları oynayanları gözlemlediğimizde, düşündüğümüzün aksine, oyuncuların en büyük zevkinin “öldürmek” değil, bilgisayarla ve diğer oyuncularla kendilerini karşılaştırmak olduğunu görürüz. Puan alabilmek için ısrarcı olmak, engelleri aşmak, kendi sınırlarını zorlamak ve işbirliği kurmak zorunda olmak, gerçek hayatta da işe yarayan becerilerdir.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

SİGARAYI BIRAKMANIZA YARDIMCI OLACAK ÇÖZÜMLER

Sonraki Yazılar

“ÇOK ÇABUK İÇİMİ DÖKÜYORUM”