sherlock-ana

SHERLOCK HOLMES GİBİ DÜŞÜNMEK


Yazıldığı ilk günden bugüne edebi bir karakter olmaktan çıkıp adeta ebedi bir isim olarak aramıza karışan Sherlock Holmes’un düşünce silsilesine tanıklık etmeye ne dersiniz?

Yazı: Batuhan SARICAN

Bazı edebi karakterler vardır; adeta kelimelerden oluşmuş ve vücut buldukları sayfalardan zihnimize usulca sızarak ebedi olmuşlardır. Sherlock Holmes de bunlardan birisi. Sir Arthur Conan Doyle’un cümleleri ve Sidney Paget’in “The Strand” dergisine yaptığı illüstrasyonlarla hayat bulan bu efsanevi isim, bugün sinema ve dizilerle kendi hayran kitlesini genişletmeye devam ediyor. Edebiyat dünyasındaki yeri ise her zaman ayrı…

Peki, Viktorya döneminde müşterilerine danışman dedektiflik hizmeti sunan ve bir muammayı çözmek için gece boyu pipo tüttürerek çıkarımlar yapan bu sosyopat karakteri bu denli ölümsüz kılan neydi? Ve Sherlock Holmes gibi düşünmek nasıl mümkün oluyor?

Sir Arthur Conan Doyle’un edebi dilinin lezzetini bu yazının kapsamı dışında tutarak ve Sherlock Holmes’u gerçek bir insan gibi ele alarak meselenin akılla ilgili kısmına odaklanalım. Öncelikle kimdir bu Sherlock Holmes? Gelin kendisinden dinleyelim: “Ben Sherlock Holmes, dünya üzerindeki tek danışman dedektif. Size ne yaptığım veya nasıl yaptığım hakkında detaya girmeyeceğim, çünkü anlamama olasılığınız yüksek. Eğer çözmemi istediğiniz bir problem varsa, benimle iletişime geçin. Lütfen sadece ilgi çekici olaylarla gelin.

Yaptığım şey şu:
1. Her şeyi incelerim.
2. Her incelediğim şeyden çıkarım yaparım.
3. İmkânsız olanı elediğimde geriye kalan ne kadar olasılıksız olsa da doğru olmalıdır. Eğer danışmanlığa ihtiyacınız varsa, benimle iletişime geçin ve olabilirliğini konuşalım.”

Gözlem, tümdengelim ve bilgi üçgeni

Sherlock’un motivasyonuna bakacak olursak zihinsel heyecanın peşinden yorulmaksızın koşan bir adam çıkıyor karşımıza. Monotonluğu sevmemesi ve gündelik hayatın akışını bozacak her şeye tutkuyla yaklaşması da bunların birer yansıması. Çünkü zihnini çözülmesi güç ve analitik bir zekâ gerektiren vakalarla meşgul etmek istiyor. Sherlock, “Dörtlerin İmzası”nda şunları söylüyor: “Zihnim durgunluğa karşı geliyor. Bana sorun verin, iş verin, bana anlaşılması en güç kriptogramı ya da en çetrefilli analizi verin, kendimi ait olduğum atmosferin içinde hissederim. Sonrasında yapay uyarıcılar hazırlayabilirim. Ama varoluşun berbat tekdüzeliğinden iğreniyorum. Zihinsel heyecanın peşindeyim. Kendi özel mesleğimi seçmemin ya da daha doğrusu bu mesleği yaratmamın nedeni de bu. Çünkü dünyada tekim.”

Bu sebeple, servet kazanmak için değil, tümdengelim sanatına olan sevgisinden bu mesleği icra eden Sherlock’a göre ideal bir dedektif (yani Sherlock Holmes gibi düşünmek isteyen bir kişi) gözlem, tümdengelim ve bilginin gücünü iyi kullanmalıdır.

İpucu! İpucu! İpucu!

Fark yaratanın, bakmak ile görmek arasındaki fark olduğunu belirten Sherlock, keskin gözlem gücünü detaylarda ve her an açıkta tuttuğu duyularından alıyor. Muammaları da işte bu şekilde çözüme kavuşturuyor. Çünkü keskin bir gözlem yeteneği, sonuca ulaşma yolunda doğru verileri toplamamızı sağlıyor. “Reigate Bulmacası” vakasında detayların önemini, “Hasbelkader ortaya çıkan ama hayati önem taşıyan çeşitli bulguları fark edebilmek, hafiyelik sanatının püf noktalarından biridir. Aksi takdirde enerjiniz ve dikkatiniz dağılır, bir yöne yoğunlaşamazsınız” sözleriyle anlatır.

“Bir Kimlik Vakası”nda ise, “Kendimi başkalarının gözden kaçırdığı şeyleri görmek için eğittim” diyen Sherlock’a göre, bir vaka ne kadar karışık bir hal alıyorsa çözmesi de o kadar kolaydır. Ona göre anlaşılması en zor vakalar, en sıradan görünümlü vakalardır. Çünkü veri arttıkça vakanın çözümü kolaylaşıyor. Bu fikrini birçok vakasında da tekrarlıyor ve başarıya da ulaşıyor.

“Büyük bir akıl için hiçbir şey küçük değildir”

“En önemli noktaların küçük ayrıntılar olduğunu uzun zamandır söyler dururum” diyen Sherlock, daha karşısındaki insanla konuşmadan bile kıyafetinden ve dış görünüşünden o kişiyle ilgili verileri hızla toplayarak yerinde çıkarımlarda bulunabilir. Daha açık bir ifadeyle, bir insan tırnaklarından çizmesine, pantolon dizlerinden parmaklarındaki nasırlara kadar kendisini ele verecek ipuçlarıyla doludur. Mesela “Kızıl Saçlılar Kulübü” vakasında karşılaştığı bir kişinin bir dönem işçilik yapmış olduğunu, mason olduğunu, Çin’de yaşadığını ve son zamanlarda epey yazı yazmış olduğunu kusursuz bir gözlemle anlar:
“Nasıl oldu da tüm bunları bilebildiniz Bay Holmes? Örneğin benim işçilik yaptığımı nasıl bildiniz? Doğru bir gözlem bu, bir gemide marangozluk yaparak başlamıştım çalışma hayatıma.” Sherlock Holmes:”Elleriniz sevgili dostum. Sağ eliniz, sol elinizden daha büyük. Onunla çalışmışsınız, bu yüzden kasları daha gelişmiş”.

Şaşkına dönen adam yazı olayını nasıl anladığını sorar Sherlock’a. Sherlock Holmes: “Kıyafetinizin sağ kolunda on santimetrelik çok parlak bir bölüm var; masaya dayandığınız dirseğinizin yakınında ise bir yama var, bunlar başka neyin işareti olabilir ki?” Bu yerinde çıkarımların bir başka örneğini ise “Borsacının Kâtibi” vakasında, adamın hasta olduğunu terliklerine bakarak nasıl anladığında görüyoruz: “Terlikleriniz yeni, en fazla birkaç haftalık olmalılar. Şu an bana göstermekte olduğunuz tabanlar hafifçe yanmış. Bir an ıslandıklarını, sonra da kurutulurken yanmış olabileceklerini düşündüm. Ama ayağa doğru, üzerinde dükkân sahibinin logosunun olduğu küçük, yuvarlak, ince kâğıt parçası var. Elbette nem bunu yok ederdi. Demek ki ayaklarınızı ateşe tutarak oturuyordunuz ki bu, sağlığı yerinde olan bir adamın haziran ayında yapacağı bir iş değil, hava ne kadar yağmurlu olursa olsun.”

Dostu Dr. Watson’un hikâye anlatıcılığında okuduğumuz Sherlock Holmes vakalarında buna benzer örneklerle sıkça karşılaşıyoruz. Sherlock Holmes, vakalarında yaptığı ve onu çözüme götüren bu açıklamaları yapmadan önce bizim için çözülmesi zor gözüken muammalar, usta dedektifin keskin gözleme dayanan mantıklı açıklamalarıyla basit bir şekilde çözüme kavuşuyor. Sherlock Holmes’un olayları ele alışını, hikâyelerdeki anlatıcılık rolünü üstlenen Dr. Watson ise şu şekilde ifade ediyor: “Gerçekten de yalnızca bu olayın özelliklerin dışında arkadaşımın durumu ustaca ele alışında ve keskin, zekice akıl yürütmesinde onun çalışma sistemini incelemeyi, en zor gizemleri çözmesine yarayan kıvrak ve kurnazca yöntemleri takip etmeyi benim için zevk haline getiren bir yan vardı.”

“Sentezle akıl yürüten elli kişiye karşı, analizle akıl yürüten bir kişi var”

Engin bilgi birikimi

Tabii ki sadece gözlem ve geri mantık çalıştırarak (tümdengelim yaparak) vakaları ya da hayatınızda karşılaştığınız düğümleri bir anda çözemezsiniz. Uzun vadede oluşacak bu tümdengelim sistematiğini zengin bir bilgi birikimi ile doldurmak gerekiyor. Bunu tamamıyla başarınca da isminiz Sherlock Holmes oluyor zaten.

Örneğin “Kızıl Dosya”da tıp okumamasına rağmen konuyla ilgili nasıl bu denli bilgili olduğunu Dr. Watson’ın ağzından dinliyoruz: “Hayır, neyle meşgul olduğunu bilmiyorum. Anatomiden çok iyi anladığını düşünüyorum. Üstelik birinci sınıf bir kimyager ama bildiğim kadarıyla hiçbir zaman düzenli olarak tıp dersleri almadı. Çalışmaları çok gelişigüzel ve garip. Ama profesörleri hayrete düşürecek derecede olağandışı bir bilgi dağarcığına sahip.”

 

 

Bir cevap yazın