seni-seviyorum-diyememek

“SENİ SEVİYORUM” DİYEMEMEK

 

 

Aşkı hissettiğimizde bunu ifade etmek kolay gibi görünür. Ancak bazı insanlar buna cesaret edemez, yapamaz veya sevdiğini söylemek istemez. 32 yaşındaki Gizem, “Ben ‘Seni seviyorum’ diyemiyorum, bunu sevgilime, aileme söylemek, hatta haykırmak isterdim, ama elimden bir şey gelmiyor; sözler boğazımda kalıyor” diyor. Peki, bu tıkanma nereden kaynaklanıyor? Genelde geçmiş yıllardan. Psikoterapist Alain Delourme, çocuklukta kurulan duygusal bağların hisleri ifade etmede büyük etkisi olduğunu belirtiyor. “Bize ‘Seni seviyorum’ dendiğini duymayınca, sanki bunlar söylenmezmiş gibi alıştırılınca veya söylemektense göstermenin daha önemli olduğu öğretilince, bizim sevgimizi dile getirmemiz de zorlaşıyor.” Psikanalist ve çift terapisti Danielle Allais ise konuya başka bir bakış açısı getiriyor: “Duygularımızı ifade etmemiz aile içindeki veya toplumdaki yerimize göre değişkenlik gösterir. Küçük veya büyük kardeş de olsak, kadın veya erkek de olsak bizden bekleneni yaparız. Bizden beklenen iletişimi kurarız, beklenmeyeni kurmayız. Klişeler her daim geçerli olmaya devam edecek; maço erkeğin sevdiğini söylemekten çekinmesi gibi.”

Bilinçdışındaki meşru korkular

Sevgisini dile getirmeyenler aslında bunu söylemek istiyorlar. Psikolog Claude Allais bu durumun bir iç çatışmaya yol açtığını belirtiyor ve “Sevgiyi dile getirme isteğine korku engel oluyor” diyor. Yargılanmaktan, reddedilmekten, hafife alınmaktan, hatta kullanılmaktan korkmak, sevgiyi ifade etmeyi acılı bir hale getiriyor. Allais şöyle devam ediyor: “Birçok insan bu sebepten dolayı stratejiler yürütmeyi tercih ediyor. Risk almamak için sevgililerinin sevgilerini onlardan önce söylemesini bekliyorlar veya ilişki içinde güven ortamı yaratmadıkları için sevgililerine sitem ediyorlar ya da kendilerini gülünç ve çocukça bir duruma düşmekle suçlu hissediyorlar.” Alain Delourme ise, “Endişelerinin anlaşılabilir ve meşru olduğunu bilmedikleri için sorunlarının derinine inmeye çekiniyorlar ve enerjilerini boş yere harcayarak kendilerini savunmaya geçiyorlar. Halbuki her korkunun bir varoluş sebebi vardır ve kaynağı herkesin geçmişinde saklıdır” diyor. Belki bir partneri geçmişte ona ihanet etmiştir, belki de bir arkadaşı onunla alay etmiştir. Bu tür durumlarda kişide bir şartlanma oluşabilir. Başka bir deyişle, bu korkuların sebebi geçmişte yatar. Psikanalist Véronique Berger bu savı şöyle kuvvetlendiriyor: “Ailesine sevgisini ifade etmiş ama dinlenmemiş veya karşılık alamamış bir çocuk, bunun verdiği acıyı ömür boyu hisseder ve artık hislerini ifade edemez.”

Zıt duyguların birbirine karışması

“Seni seviyorum” demekte zorluk çekmek bazen başka bir sorunu da daha derinde saklıyor olabilir. Alain Delourme bunun, kişinin birini sevdiğini kendine itiraf edememesinden ve bu duygunun getirdiği yükten korkmasından kaynaklandığını söylüyor ve ekliyor: “Kişi çelişkiler yaşamasına sebep olan duygularını bu yüzden söyleyemiyor olabilir.” Arzu etmek ile reddetmek, şefkat göstermek ile agresif davranmak gibi zıtlıklar arasında kalbimiz gidip geliyor olabilir. Delourme, “Aşk ile nefret insan ruhunda bir arada yaşar. Bu karışım etkisi altına aldığı kadının veya erkeğin kafasının karışmasına yol açar. Kişi sevginin hâlâ çocukluğundaki gibi karşısındakini her yönüyle ve koşulsuz sevmek olduğunu sanır. Ama aklına yatmadığı için bunu kendine bile itiraf edemezken karşısındakine ifade etmesi imkânsızdır. Bu yüzden ‘Sevmediğini’ söylemeyi tercih eder” diyor. Gerçek aşkın koşulsuz olması gerektiğine sorgusuzca inanan kişiler, bu duyguları aynı çocukluklarında olduğu gibi yaşamakta zorluk çekerler. Çünkü yetişkinken birini her yönüyle sevmemiz mümkün olmayabilir. Sonuç olarak, Véronique Berger’in de tanısını koyduğu gibi, bu tip kişilerin asıl sorunu “Seni seviyorum” demekte zorluk çekmeleri değil, sevmenin ne demek olduğunu bilmemeleridir. Bu yüzden de susmayı tercih ederler.

Derleyen: Hazal Louze

 

 

Önceki Yazılar

FARKINDALIK MEDİTASYONUNUN UYGULANIŞI VE FAYDALARI

Sonraki Yazılar

GELECEKTE YAPAY ZEKA