sefkat-ve-empatinin-etkisi

ŞEFKAT VE EMPATİNİN ETKİSİ

 

 

Bir olayı travma olarak tanımlayan bazı ögeler vardır. Bunların başında, yaşanılan olayın bireyin günlük deneyimlerinin dışında kalıp kalmaması gelir. Başka bir deyişle, yaşantının sıradan/günlük deneyimlerden biri olmaması ve bu nedenle bireyin yerleşik bilişsel şemaları içine oturmaması olayın anlaşılmasını güçleştirir. Ayrıca, travmatik olayın yarattığı aşırı fizyolojik uyarılma, bilginin doğru işlenmesini ve dolayısıyla bilişsel süreçleri bozarak olaya anlam verilmesini güçleştirir. Çoğumuz adil bir dünyada yaşamadığımızı bildiğimiz halde adil çözümler bekleriz. İnsanlar rastlantısal olarak (herhangi bir “suç”ları yokken) bir felakete uğrayabilecekleri gerçeğini kabul etmek istemediklerinden, felakete uğrayanların bu felaketten sorumlu olduklarını düşünme eğilimindedirler. Travmaya uğrayan bireylerin de benzer varsayımları olabilir ve bu nedenle yaşadıkları yaşantılardan sonra uygunsuz bir biçimde kendi kendilerini suçlayabilirler. İkincil travma, herhangi bir travmanın ardından insanların kendi başlarına gelenlerden kendilerini sorumlu tutmaları ya da başkaları tarafından sorumlu tutulmalarıdır. Akşamın ilerleyen saatlerinde ıssız bir yerden geçen bir kadının tacize uğramasını takiben çevresindekilerin kendisine, “O saatte ordan geçmeseydin bunlar başına gelmezdi” demeleri ya da kendi iç dünyasında “Belki de yanlış zamanda yanlış yerden geçmeseydim taciz olmazdı” şeklinde düşünmesi gibi. Oysa her insanın istediği zaman istediği yerden geçebilmesi en temel özgürlüklerinden biridir. Benzeri örnekleri çoğaltılabiliriz. Tecavüze uğrayan kadının durumu bildirmek için gittiği yetkililer tarafından suçlayıcı biçimde sorgulanması veya insan eliyle ya da deprem gibi doğal yollarla oluşan felaketler sonunda, bu felaketlerin belirli kişiler ya da grupların yaptıkları çeşitli hatalar nedeniyle oluştuğuna veya şiddete uğrayanın şiddet göstereni kışkırttığına dair söylemler aracılığıyla normalize edilmesi ülkemiz dahil dünyanın pek çok yerinde oluşan ikincil travmalardır. Travmanın etkilerinin kalıcı olup olmaması bireyin yaşadığı travmaya verdiği anlam ve çevresel etkenlere bağlıdır. Çevresel etkenlerden en önemli ise travma sonrasında çevreden aldığı sosyal destektir. Sosyal destek; kişinin acısına gösterilen şefkat ve empatinin bir ifadesi olmasının yanı sıra kontrol kaybının yol açtığı çaresizlik ve yetersizlik duygularını azaltan önemli bir etkendir. Ayrıca, kurbanın travmatik deneyimle ilgili olarak kendini ifade edebilmesini, en azından travmatik deneyimin paylaşılmasını sağlar. Böylelikle travma yaşantısının uygun bir bilgi işleme sürecinden geçmesine yardımcı olur. Bireyin travma sırasında yetersiz veya uygunsuz bir tepki verdiği konusundaki düşüncelerini de değiştirir. Sosyal destek ve paylaşma, bireyin dış dünyanın tehlikelerle dolu olduğu biçiminde gelişebilecek güven kaybının önünü keser. Travma sonrasında destekleyici bir ortamda bulunan insanlarda travmanın etkisi daha hafif olur. Örneğin, savaş sonrası evine dönen askerlerin anlayışlı bir eşe sahip olması yaşanılan savaş travmasının uzun vadeli olumsuz etkilerini azaltabilir.

Travmanın uygun bir biçimde dile getirilip paylaşılmasına imkan vermeyen ikincil travmaların aksine sosyal destek travmadan sonraki iyileşmeyi hızlandırır, travma acısını dindirmekte önemli bir etken olabilir. 

Yazı: Mehmet Z. Sungur

Psikiyatr. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi. “Aşk, Evlilik, Sadakatsizlik” kitabının yazarı.

 

 

Önceki Yazılar

DON KİŞOT SENDROMU

Sonraki Yazılar

AKRAN ZORBALIĞINA KARŞI ÖNLEMLER