seceneklerinizi-dile-getiriyor-musunuz

SEÇENEKLERİNİZİ DİLE GETİRİYOR MUSUNUZ?

 

 

Yaşamda “ne olabilir, ne olamaz?”, bireyin farkındalık düzeyinde, canlı tutması çok önemli sorulardan biri. Bu soruya gerçekçi bir yanıt verebilmek, olasılık gerçeği ile girdiğimiz ilişkinin yaşamımıza fatura edeceği bedelin ne ölçüde doğal, ne ölçüde ağır olacağı ile yakından bağlantılı.

En yalın tanımıyla olasılık, bireyin belirli bir olay karşısında “farklı davranabilme” şansına sahip olmasıdır. Biri, belirli bir olayı bir seferinde olumlu, bir başka seferinde ise olumsuz olasılıkları dikkate alarak yorumlayabilir mi? Hatta bir başka sefer hiç yorumlamamayı seçebilir mi? Hatta bir başka sefere hem olumlu hem de olumsuz olasılıkları dikkate alarak yorumlayabilir mi? Farklı farklı kişiler, aynı olay karşısında birbirlerinden farklı yorumlar yaparak, farklı davranmayı tercih edebilirler mi? Ya da aynı kişi, bir olay karşısında bir seferinde dürüst olmayı, bir başka seferinde yalan söylemeyi seçebilir mi?

Yukarıda sıralanan soruların her birinin yanıtı net olarak “evet”tir. Bu, bireyin yaşamla ilişkisinde aslında ne denli seçenekli, “olabilirlik ilkesinin” yaşamsal dokuya ne ölçüde yayılmış olduğunun açık bir göstergesidir. Buna göre bireyler arası ilişkilere yansıyan dilin şu örneklerdeki gibi olması beklenirdi: “Bu olayla ilgili böyle bir yorum yapmayı tercih ediyorum veya seçiyorum”, “Geçmişte bu olaya şöyle bir anlam yüklemiştim ama şimdi çok farklı yorumlamayı seçiyorum”, “Sen benden çok farklı bir yorum getiriyorsun”, “Ben bu konuda seninle benzer düşünüyorum”, “Başkalarının da bu olaya benim gibi yaklaşmasını gönülden isterim veya tercih ederim”, “Geçmişte senin bu isteğine ‘Evet’ demekte bir sakınca görmemiştim, ancak şimdi ‘Hayır’ demeyi uygun görüyorum”.

Bu dil örneklerinin insan ilişkilerinde ne kadar yaygın olduklarının takdirini okuyucuya bırakıyorum, ancak benim gözlemim neredeyse hiç.

Yaşamda olasılık gerçeğinin hiç yer almadığı yani ancak belirli bir şekilde davranmak zorunda olduğumuz durumlar da var elbette. Örneğin, fiziksel yaşamı devam ettirebilmek için su içmek zorundayız. Burada, “Yaşamımı devam ettirebilmek için su içmeyi tercih ediyorum” ifadesi komik kaçacaktır. Dolayısıyla bu örneğe uygun dilin, “Su içmek zorundayım” olması gayet uygun.

Dilin “tercih ediyorum”, “seçiyorum”, “farklı veya benzer düşünüyorum”, “olabilir” de olduğu gibi fiil sonlarının “-lir, -ler, -lar” ekleriyle sonlandırılması, olasılık gerçeği ile gerçekçi bir bağlantıyı gösterir. Öte yandan, “zorunda”, “gerekir”, fiillerin “-meli, -malı, -mez, -maz” heceleriyle oluşturulmaları ise olasılığın yokluğunu tanımlar.

Şimdi temel soru şudur: “Ya birey, olasılığın/seçenekliliğin olduğu durumlarda olasılığı reddeden bir dil kullanıyorsa?” Yani bireysel farklılıkları “olmaması gereken yanlışlar”, bireysel tercihleri “olması gereken doğrular” olarak tanımlıyorsa? Bunun ödettiği yaşamsal bedel ne olacaktır? Benim gözlemim şu olmuştur: Birey, onun için hayati önem taşıyan farklı davranabilme potansiyelini ve cesaretini yitirerek hem monoton bir tekrara hem de başkalarını kendisine benzetme gibi bir imkânsızlığa soyunmuş olmanın psikolojik yorgunluğuna kendini mahkûm etmiş olacaktır. Olasılık dili, farklılıkların sorun değil, yarar olabileceğine, kendini tekrarlama yerine, farklı davranabilme cesaretiyle gelişebilmeye, bireyiçi ve bireylerarası faklılıklarla barış içinde yaşamaya, iki dudak arasından atılabilecek en zahmetsiz eylemdir.

Yazı: Kadir Özer

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

KİTAP ÖNERİSİ: EMPATİ VE MUTLULUK

Sonraki Yazılar

FIRINDA LÜFER BUĞULAMA