salgininin-ruh-sagligimiz-uzerindeki-etkileri

Salgınının Ruh Sağlığımız Üzerindeki Etkileri

COVID-19 küresel düzeyde insan sağlığını tehdit ediyor. Psikiyatr ve psikoterapist Uzm. Dr. Taner Yılmaz bu sürecin ruh sağlığımıza olan etkilerini ve korunma yollarını anlattı.

COVID-19 toplumsal beden sağlığının yanı sıra ruh sağlığına karşı da bir tehdit olarak değerlendirilebilir mi?

COVID-19’un ruh sağlığını etkileme potansiyeli taşıdığını söylemek mümkün. Öncelikle bireysel bazda, örneğin hastalanma kaygısı yaratabileceğini, daha önce psikolojik zorlanmalar yaşamış kişilerde bunları canlandırabileceğini ve bunun direkt bir etki olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bundan daha yaygın olanı ise hayatın olağan akışının değişmesidir. Rutin hayat akışının, üstelik global biçimde, etkilenmiş olması ruhsal bir yük olarak değerlendirilmeli. Bu açıdan bakacak olursak, hem bireysel hem de toplumsal olarak ruhsal etkilerin olacağını öngörmek ve hazırlanmak önemli.

Bu doğrultuda ruh sağlığını korumak adına günlük hayatta neler yapılabilir?

Bu konuda önemsediğim iki başlığa vurgu yapmak isterim: Belirsizliğin azaltılması ve rutin oluşturmak. Belirsizliğin azaltılması hem toplumsal hem bireysel taraflar taşıyor. Toplumsal ayakta; duruma dair neler yapıldığı, ileride neler planlandığı ve nasıl bir etkilenme beklendiğinin şeffaf biçimde aktarılması var. Buna dair Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” kitabından şu sözü aklıma geliyor: “Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.” Bu sözde vurgulanan çok önemli bir şey var; belirsizlik pek çok şeyden daha korkunçtur. Şeffaf bilgilendirme ve öngörülerin paylaşılması panik duygusunun önüne geçmek için de önemlidir. Ayrıca bu öngörüler; birilerinin bu konuyu düşündüğü, hazırlık yaptığı, tamamen çaresiz kalmayacağımız hissini de besleyecektir.

Peki ya bireysel düzeyde?

Bireysel alanda ise hem belirsizliği azaltmayı hem de rutin oluşturmayı birlikte düşünebiliriz. Rutinler bozuldu ve bu hayatın hemen hemen tüm alanlarında oldu. Bu nedenle her bir adımı planlamak gerekliliği ortaya çıkıyor. Örneğin yemek gibi çok basit konular bile değişti; evde yemek yapsanız malzeme almaya çıkmak, sipariş verseniz gelenleri dezenfekte etmek konuları düşünülmeyi bekliyor. Burada ufak kararlar alarak bu yeni durum için yeni rutinler kurmakta fayda var. Mesela “Önümüzdeki bir ay veya üç ay boyunca yemek konusunu, ev temizliği konusunu, kuaför konusunu şöyle yapacağım” diye kabaca da olsa karar almak, her gün kalkıp aynı konuları baştan düşünmekten daha iyidir. Burada şöyle bir mekanizma da işliyor: İnsanlar bir rutin oluşturmak için belirsizliği azaltmak ve çeşitli netlikler bulmak istiyorlar. Sosyal medya ya da haberlerden bu netliği veya adeta “gelecek bir haberi” bekleyip dururken normalden de uzun süre internet ve televizyona maruz kalınıyor. Şöyle bir yaklaşım önerim olacak; adeta gelecek bir habere göre karar verecekmiş gibi beklemek yerine bir süreliğine kendi rutininiz içinde yapabileceklerinize karar verip bir akış oluşturmaya çalışmak denenebilir. Eğer o beklediğiniz haber gelirse, çok zaman geçmeden size ulaşacaktır. Her an bir gelişme olacak da bu gelişmelere geç kalınacakmış hissi sıkça yaşansa da öyle olmadığını görüyoruz. Çok enerji tüketen bu bekleme halinden yeni duruma dair bir rutini oluşturma adımına geçmek daha verimli diye düşünüyorum. Bir anlamda kişisel alanınızdaki belirsizlikleri kendi alacağınız çeşitli kararlara bağlamak gibi düşünülebilir. Berbere ne zaman gideceğinizi bilemeden beklemek yerine üç ay gitmeyeceğinizi kabul edip bu şartlar altında ne yapacaksanız onu yapmak ve böyle küçük adımlarda belirsizlikleri kaldırmak zihninizi biraz olsun boşaltacaktır.

Salgın öncesi çeşitli psikolojik zorluklar yaşayan insanlar bu süreçten daha çok etkilenebilir mi? Bu doğrultuda dikkat etmeleri gereken noktalar var mıdır?

Eğer daha önceden geçirilmiş bir psikolojik problem (depresyon, anksiyete vb.) ya da süregiden tedavi gerektiren bir durum varsa, bunlara biraz daha dikkat edilmeli. Örneğin tedavinin izlemine özen göstermek, olabildiğince aksatmamak önemli. Çünkü biliyoruz ki bu konuda hassas olan kişiler zorlanmalar karşısında daha fazla etkilenebilirler. Bu bazen, daha önce geçirilmiş ve tekrar etmemiş rahatsızlıkların tekrarıyla da sonuçlanabilir. Ortaya çıkan bir yakınma varsa ve geçmiyorsa, bu konuda bir değerlendirme ve yardım almak üzere başvurulması yerinde olur. Bunun yanı sıra bir rahatsızlık tanısı alacak boyutta olmasa da stres altında herkesin gösterebildiği çeşitli reaksiyonlar olabilir. Bunu ayırt etmek için de profesyonel görüş almakta yarar var.

İçinde bulunduğumuz pandemi süreci bir travma olarak görülebilir mi?

Etkilenme düzeyi değişkenlik göstermekle birlikte, evet, bir travma potansiyeli var. Ancak bu travmatik etkiyi ileride, geri dönük olarak daha iyi değerlendirebileceğimizi düşünüyorum. Travmatik olma potansiyeli taşıyan her durum insan için tamamen travmatik bir etkiyle sonuçlanmayabilir. Örneğin eğer iyi biçimde yönetilebilirse tüm bu süreç, travmatik etkilenmenin yanı sıra toplumsal dayanışmayı, insanlar arasında empatiyi artıran sonuçlar da getirebilir. Ya da şöyle diyelim; COVID-19 hayatımızı kısıtladı ama bu kısıtlanmadan daha travmatik olabilecek yanlarının azaltılması veya engellenmesi mümkün. Örneğin kayıpları minimumda tutmak için dayanışma gösterilebilir. Bu da toplumsal olarak üzerimizdeki travmatik etkisini azaltmak anlamına gelir. Yani sürecin içinde olup bitenler daha belirleyici olacak. Elbette etkileneceğiz ama bu süreci pasif pozisyonda sadece maruz kaldığımız ve hiçbir inisiyatifimiz olmayan bir dönem gibi görürsek bu tam olarak gerçeği yansıtmayacaktır.

Salgın sona erdiğinde psikolojik etkilerinin devam etmesi olası mıdır? Bu duruma karşı şimdiden önlemler alabilir miyiz?

Salgının etkilerinin süreceği kesin. Zorlayıcı yanları olacak gibi de duruyor, ancak bence bundan ibaret değil. Sosyolojik düzlemde düşünen, yazan pek çok kişi bu dönemle gelen değişimlerin de altını sıkça çiziyor. Belki de günlük hayatın kurgusu ya da bu konudaki algımızda iyileştirmeler de getirebilir. İkinci Dünya Savaşı’nın adı son dönemde çokça anıldı. COVID-19 o dönemden bu yana tüm dünyayı bu çapta etkileyen en önemli olay olarak görülüyor. Savaş çok yıkıcı ve kötü olsa da ardından o sürece dair pek çok iyileştirme çabası da oldu. Bunları unutmamakta fayda var. İnsanın iyileştirmekle ilgili kapasitesini de hatırlamalıyız. Bir de yine süreç içinde neler yapıldı; ne kadar kısıtlanmış, ne kadar bir arada hissettik; kayıp ve yas süreçleri nasıl işlendi gibi noktalar da belirleyici olacaktır. Bu açıdan toplumsal düzeydeki planlamaların büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Yazı: Taner Yılmaz, Psikiyatr ve psikoterapist. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi.

 

 

Önceki Yazılar

Gülün Bedene ve Ruha Faydaları

Sonraki Yazılar

Mutlu İlişki Sırları