n2

“SAHİP OLAMADIKLARIMIZI ARZULUYORUZ”

Dizilerde boy gösteren ünlü oyuncuların arasına katılan Hollywood yıldızlarından Naomi Watts, “Gypsy” dizisinde canlandırdığı Terapist Jean karakteriyle terapist-danışan ilişkisinin sınırlarını nereye kadar zorlayabileceğini test ediyor.

Hazırlayan: Nilüfer TÜRKOĞLU

“Önceden insanların yaşamlarını kendileri belirler diye düşünürdüm. İpler bizim elimizdeydi, geleceğimize hükmediyorduk. Hayat arkadaşlarımızı, mesleklerimizi seçiyorduk. Hayatlarımızın yönünü tayin eden kararlardan sorumluyduk. Ancak özgür iradeden daha kuvvetli bir güç var; bilinçdışımız. Takım elbiselerin, kapalı kapıların ardında her birimiz aynı arzuların hükmü altındayız. Bu arzular da saf, karanlık ve son derece utanç verici olabiliyor. Birini ne kadar çok izlersek, aslında iddia ettiğimiz kişi olmadığımızı o kadar anlıyoruz. Hatta her zaman derinlerde gizli bir sır oluyor. Aslında biz başka biri olabiliriz.”

Bu sözler Psikoterapist Jean Halloway’e ait. Jean Halloway de kim diye soruyorsanız, psikolojik gerilim dizisi “Gypsy”yi henüz izlemediniz demektir. “Gri’nin Elli Tonu” filminin yönetmeni Sam Taylor-Johnson ve “Breaking Bad”de iki bölümde payı olan Scott Winant gibi isimlerin yönetmen koltuğuna oturduğu dizide beyazperdenin başarılı ve bir o kadar zarif, soğuk ve kırılgan görünümlü aktrislerinden Naomi Watts, Terapist Jean Halloway olarak karşımıza çıkıyor. Kevin Spacey, Anthony Hopkins, Nicole Kidman, Reese Whiterspoon gibi artık dizilerde de boy gösteren Hollywood yıldızları arasına katılan Watts, hastalarıyla yoğun duygusal bağ kuran Jean Halloway rolüyle hasta doktor ilişkisinin sınırlarını ve terapi odasının mahremiyetini sorgulatıyor. Seanslarına katılan hastalarının çevresindeki insanlarla yakın ve tehlikeli ilişkiler içine giren terapist karakteri, etik olmak ya da olmamak arasında gidip delirken esrarengiz olayların kapılarının aralanmasına neden oluyor.

Tüm dünyayla aynı anda Türk izleyicisiyle buluşan “Gypsy”deki rolü için Guardian’a konuşan 48 yaşındaki aktris, profesyonel hayatı ve kişisel arzuları arasındaki sınırlar bulanıklaştıkça kendini tutku ve yıkım dünyası içinde bulan Jean rolü için şunları söylüyor: “Zamanımın çoğunu bir terapi odasında geçirdim. Kriz anında nasıl yardımlar alındığını gözlemledim. “Gypsy”, sahip olmadığın şeyleri istemek, onları arzulamak ve ulaşmaya çalışmakla ilgili bir dizi. Benim canlandırdığım karakter de başka insanları gözlemlerken aslında olduğunu zannettiği kişiden uzaklaşarak başka dünyaların içinde kendini buluyor. İşte bu yüzden de kendi kimliği ve olmak istediği kişi arasında çelişkiler yaşıyor. Aslında bunu hepimiz yaşıyoruz.”

Tom Lamont’ın yaptığı röportaj, Londra’da bir otel odasında gerçekleşiyor. Lamont’ın sorduğu ilk soru oldukça manidar: “Terapist koltuğu mu, terapi divanı mı?” Dizi çekimleri nedeniyle yılın çoğunu terapist koltuğunda geçiren “Jean Halloway”, terapi divanını seçerek gülümsüyor: “Bu daha iyi geliyor.”

“Bu bebek ünlü olmak için doğmuş”

28 Eylül 1968 günü İngiltere’de doğan Naomi Watts’ın annesi o güne dair önemli bir detay hatırlıyor. Doğuma yardımcı olan bir kadının ağzından çıkan ilk cümleler, yıllar sonra beyazperdenin en seçkin filmlerinin başrol yıldızı için biçilmiş kaftan: “Bir Marilyn Monroe daha dünyaya geldi! Bu bebek ünlü olmak için doğmuş sanki!”

“Yeni doğan kaç bebek için bunlar söylenir ki!” diye gülümsüyor, Watts. 32’sine kadar kariyeriyle ilgili herhangi bir nokta atışı olmadığını söylüyor. Doğumhanedeki o tahminin yıllar sonra yerini bulduğunu itiraf ederken, Hollywood yıldızları arasına gireceğiyle ilgili en ufak bir fikri olmadığını belirtecek kadar da mütevazı görünüyor.

Babası Pink Floyd’un ses mühendisi

Annesi Myfanwy Roberts ve babası Peter Watts ya da takma isimleriyle “Miv” ve “Puddy”, ebeveyn olduklarında epey gençlerdi. Miv modellik yaparken, Puddy dünyaca ünlü “psikedelik rock” grubu Pink Floyd’un ses mühendisliğini yapıyordu ve 1968 yılında grubun İskoçya turnesi sırasında kızının doğum gününü neredeyse unutuyordu. Albümden çıkan birkaç fotoğraf arasında Naomi’nin ailesi ve Pink Floyd’la birlikte Saint-Tropez’deki bir kumsalda çekilmiş fotoğrafı bile var.

Anne ve babası, Naomi dört yaşındayken boşandı. “Ve babam öldü. Çok çok genç yaşta!” diyor Naomi. Peter Watts, 31 yaşındaydı ve Notting Hill’deki bir dairede ölü bulundu. Ölüm nedeni yüksek dozda uyuşturucu olarak tespit edildi. Watts, bu konuda ayrıntıya girmeyi sevmiyor. Sadece Pink Floyd grubunun bu ölüm karşısında yaptıklarını anlatıyor. “Babam öldüğünde çok fazla parası yoktu, sanırım bu yüzden annemin de. Grup, öyle ince davrandı ki… ‘Vakıf Fonu’ iyi bir fikir değil gibiydi. Onlar da anneme birkaç bin dolar vererek tüm bunların üstesinden gelmesini sağladı. Çok önemliydi bizim için. Bunu hiç unutmadım.”

Modelliğin yanı sıra dekoratörlük de yapan anne Miv, oğlu Ben ve kızı Naomi’yle yapayalnız kaldığı o günleri şöyle anlatıyor: “Uyuşturucu kullanmaya başladığını bilmiyordum. Boşanmıştık çoktan. Amerika’dan döneli altı hafta kadar olmuştu.  Buluşuyorduk ve işleri tekrardan yoluna koymaya uğraşıyorduk; yani yeniden birlikte olmak ve bir kez daha denemek için ikimiz de istekliydik. İkinci defa şans verecektik birbirimize. Bunu hak ettiğimizi düşünüyordum. Onu çok sevdim.”

Annesi her zaman Naomi’nin kendi ayakları üzerinde durmasını istedi, ona kariyeri konusunda yardımcı olmaya çalıştı. Naomi, 14 yaşına geldiğinde, Myfanwy Roberts, çocukları alarak İngiltere’den Avustralya’ya, ailesinin yanına göç etmeye karar verdi. Naomi mutsuzdu. Yeni Güney Galler bölgesine yerleştikleri zaman kültür şoku yaşadı. “Okulun ilk haftasını hatırlıyorum da üniformaları üzerindeyken sigara içen, garip saç kesimli çocuklar vardı. Ben çorapları dizine kadar çekili çocukların doluştuğu, çok daha tutucu bir okuldan geliyordum. Burada bambaşka bir dünya vardı.”

Yaşadığı travma yol göstericisi oldu

Babasının ölümünün ve ailecek yaşadıkları büyük değişimin yıllar sonra bir filmde oynadığı role ilham vereceğini henüz bilmiyordu. Yaşadığı trajedinin izleri, 2003 yılında Sean Penn ve Benicio Del Toro gibi usta aktörlerle başrolünü paylaştığı “21 Gram” filminde oyunculuğuna büyük katkı sağladı. Hem kocasını hem de iki kızını kaybeden Cristina Peck isimli bir kadını oynadığı film için bir röportajında, “Gömülü bir acıyı yüzeye çıkarmış oldum. Bununla bir kez daha yüzleştim” şeklinde konuştu ve kendi yaşamından dem vurdu: “Bu, herkesin başına gelebilecek bir şey. Babaya en ihtiyaç duyulan bir yaşta büyük bir kayıp, yıkım.”
Peter Watts’ın yokluğu, kızının hayatında her zaman büyük bir boşluğa neden oldu. Onunla yapılan söyleşilerde konu babasının ölümüne gelince hep geçiştirmek istedi. Üç yıl önce More dergisine verdiği röportaj, hassasiyetini tam anlamıyla gözler önüne seriyor. “Lütfen, konuşmak istemiyorum, beni affedin” diyor Watts. Ardından da çekinerek, “Babamın benim hakkımda ne düşündüğünü merak ederek büyüdüm. Çocukken hayatımda bir sürü üzücü şey yaşadım. Annem bizi yetiştirmekle mücadele etti. Ona büyük bir hayranlık duyuyorum” demişti.

 

 

Sayfalar: 1 2

Önceki Yazılar

DOLGUN DUDAKLAR

Sonraki Yazılar

BU TAVSİYELERLE HAYAT DAHA KOLAY!

Bir cevap yazın