saglikli-iliskiler-kurmak-icin-duygularimizi-nasil-yonlendirmeliyiz

SAĞLIKLI İLİŞKİLER KURMAK İÇİN DUYGULARIMIZI NASIL YÖNLENDİRMELİYİZ?

 

 

Duygularımız bizi hem yönetir hem de kısıtlar. Ancak analiz kapasitemiz sayesinde, duygularımızla dost olabilir ve içsel kaynaklarımızla iletişime geçebiliriz. Duygu odaklı terapi uygulayıcısı Uzm. Dr. Betül Sezgin, daha sağlıklı ilişkiler kurmak için kısır döngü yaratan duygularımızı nasıl dönüştüreceğimizi anlattı.

Psychologies: Neden duygulara odaklanmalıyız?

Betül Sezgin: Duygularımız neye ihtiyacımız olduğunu belirler, ihtiyaçlarımız karşılanmadığında alarm verir, bu doğrultuda bizi harekete geçirir ve varlığımızı devam ettirmemizi sağlar. Karşımızdaki kişiyle nasıl ilişki kuracağımızı belirleyen de duygularımızdır. Örneğin sevdiğimizde yakınlaşır, kızdığımızda uzaklaşırız. Aynı zamanda hayatımızın kaptanıdırlar; bedensel ve ruhsal varlığımızı sürdürmemizi sağlar, düşünce ve davranışlarımızı belirlerler.

Sağlıklı olmak için duygularımızı fark etmeli, kabullenmeli ve ifade etmeliyiz. Onlarla dost olduğumuzda, sevgi ve şefkat duygularımızla irtibata geçer ve onları geliştiririz. Böylece kendi içsel kaynaklarımızla iletişime geçip kendini anlama, ifade etme, ortaya koyma ve destekleme yeteneklerini geliştiririz. Kendimizi tam ve bütün hissederiz.

Neden bazı insanlar daha neşeli, bazıları ise daha endişelidir?

Bu farkı açıklayabilecek çeşitli etmenler var; genetik, mizaç, yetiştirilme, kültür, travmalar gibi birçok faktör bulunuyor. Duygularımızın bilinç öncesi dönemde, otomatik düzeyde harekete geçtiğini, nörokimsayal yapıya sahip olup bedene kaydolduklarını da unutmamak gerekir.

Bazı duyguların zıt uçlarda yaşanması nasıl açıklanabilir?

Tekrar birçok faktörün etkili olabildiğini söyleyebiliriz. Kişi içine doğduğu ailenin aktarımları ve yaşadığı travmalar nedeniyle kişilik gelişim süreçlerinde engellerle karşılaşmış olabilir. Bu durum, duygu işlemleme ve anlamlandırma süreçlerinin yarım kalmasına sebep olur. Bunun dışında, kültürel etkenler ve mizaç gibi doğuştan gelen özellikler de rol oynar.

Duyguları bastırmak da, aşırı hassasiyet de psikolojik rahatsızlıklara sebep olabiliyor. Duygularımıza nasıl yaklaşmalıyız?

Acı veren, yani üzüntü, kızgınlık, kıskançlık gibi duyguları yaşamak istemeyiz. Sevgi, şefkat ve mutluluk hisleri dururken bunları kim ister ki! Ancak maalesef gerçek yaşam böyle değildir, acı veren duygularımız da var. Üstelik bu duyguların bize ilettikleri mesajlar var; ihtiyaçlarımız doğrultusunda harekete geçmemiz, gereğini yapmamız ve sağlıklı bir hayat kurmamız için yol gösterirler. Acı duyguları görmezden gelerek, kaçarak kendimizi korumaya alıyoruz. Ancak bu şekilde bastırırsak, yaşamsal pek çok ihtiyacımız da karşılanamaz olur ve kendimizi kısırdöngüler içine hapsederiz. Bazen de duyguları sembolize etme, yani işlemden geçirme yeteneği gelişmemiştir. Duygular gereğinden çok daha yoğun ve şiddetli yaşanır. Duyguların bastırılıp yok sayılması da, şiddetli yaşanması da kişinin bağlanma ve onaylanma gibi temel ruhsal ihtiyaçlarının karşılanmasında eksikliğe neden olur. Bu ihtiyaçlar bilinçdışında karşılanmak için kendilerine sürekli bir yol ararlar, çünkü kendilerini ifade etmek isterler. Sonuç olarak kendilerini psikolojik veya bedensel rahatsızlıklarla ifade edebilirler.

Duygu odaklı terapi hangi kuram ve yönteme dayanıyor?

Leslie Greenberg’in geliştirdiği duygu odaklı terapi, özellikle son yıllarda dünyada yaygınlaşmaya başlayan deneyimsel hümanistik psikoterapilerden biri. Birden fazla kurama dayandığı için de entegratif, yani bütüncül bir yaklaşım. Temelleri; Carl Rogers’ın empatik yaklaşıma sahip birey odaklı terapisine, Gestalt terapiye ve varoluşçu terapiye dayanır.

Canlandırma, odaklama ve empatik müdahaleler temel teknikleridir. Danışana duygularını ifade edebileceği anlayışlı, yargısız ve güvenli bir ortam sunulur. Terapist, danışanın duygularını anlık olarak takip edip duyguların terapi odasında canlandırılması, en acı veren duygunun bulunması, empatik müdahalelerle duygunun duyguyla değiştirilmesi, bitmemiş işlemelerin ve engelleyici süreçlerin ortadan kaldırılması üzerinde çalışır. Böylece özşefkat duygularının ortaya çıkarılması, kişinin kendini yatıştırma yeteneklerinin geliştirilmesi ve kişinin duygularını kabul edip bütünleşmesi amaçlanır. Kişi hayata dair yeni bir bakış açısı geliştirir ve kendi hikâyesini yeniden anlamlandırıp yeniden yazar.

“Duygusal şema ve anı örgütlenmesi”nden bahsedebilir misiniz? Duygular ortak dilimiz olsa da her insanın duyguları yaşaması, ifade etmesi, yani duygularla ilişkisi kendine özgüdür. Bunu duygu odaklı terapide, duygu örgütleme ve şemaları kavramıyla açıklarız. Duygulara yüklenen anlam ve kullanım biçimleri kişiden kişiye ve kültürden kültüre değişir. Bunu şöyle açabiliriz: Kişi bir geçmişi dolayısıyla kendine has özellikleri olan bir ailenin ve toplumun içine doğar. Ve doğduğu andan itibaren de öğrenme süreçleri başlar. Ailenin ve toplumun aktardıklarına maruz kalır. Duygularını, yaşadığı ve maruz kaldığı bu deneyimlerle anlamlandırmaya çalışır. Yaşadığı bu anılar ve yüklediği anlamlar duygularla beyinde kodlanır. Duygularını yaşadıkları deneyimler doğrultusunda örgütleyerek duygu şemaları oluşturur. Kişisel farklılıkları da oluşturan bu örgütleme biçimleri ve şemalardır.

Duygularımızın romantik ilişkilerdeki rolü nedir? Duygu odaklı terapiler bizi nasıl değiştiriyor? Yakın ilişkilerimizde, bizi eşimizle yaklaşmaya veya uzaklaşmaya sevk eden duygularımızdır. Yakın ilişkiler; psikolojik gıdalarımızın, yani kimliğimizin onaylanmasının ve bağlanma ihtiyacının, eşimiz tarafından karşılanması üzerine kuruludur. Onaylanmak isteriz, çünkü eşimizle kurduğumuz ilişkide kendimizi önemli ve değerli hissetmek isteriz. Bağlanmak isteriz, çünkü bağlanmak bize kendimizi güvende hissettirir. Bu özel ilişkide, sevgi ve şefkat duyguları bizi besler, destekler ve yaşamın güçlüklerine karşı dirayetli kılar. Aksi takdirde ise, karşılanmayan ihtiyaçların peşine düşeriz. Bu ihtiyaçları bir şekilde eşimizden elde etmeye çalışırız. Bu gerçekleşmediğinde ise süreç içinde kızgınlık, kırgınlık, yalnızlık, öfke, değersizlik gibi duygularımız aktifleşir. Eşimizle ilişkimiz kendini tekrarlayan kısırdöngülerle devam etmeye başlar. Bu döngüler de hayat içinde bizi sıkıştırır ve istemediğimiz, acı veren bir ilişki tarzını yaşamamıza ve sürdürmemize neden olur.

Duygu odaklı terapide bu kısırdöngülerin fark edilmesi, yerine işlevsel döngülerin oluşturulması, duygunun duygu ile değiştirilmesi ve ilişkinin daha sağlıklı bir temele oturtulması amaçlanır.