saclarimiz-ruhsal-sagligimizla-ilgili-ne-soyluyor (4)

Saçlarımız Ruhsal Sağlığımızla İlgili Ne Söylüyor?

Uzun, kısa, pembe, mor veya beyaz. Saçlarınız kişiliğiniz ve ruhsal durumunuzla ilgili tahmin ettiğinizden daha çok ipucu veriyor olabilir. Uzman Klinik Psikolog Diana Güler saç stillerimizin gizli şifresini çözüyor.

Yaygın güzellik söylemlerinin algılanma biçimi, endüstri ve tüketime atfedilen değer ve tüm bunların duygusal ve fiziksel etkileri sonucu kadınların dış görünüşleriyle ilgili çeşitli yollara başvurdukları bilinen bir gerçek. Kimine göre saç bakımı bir ihtiyaç, kimine göre özgüven sağlayan bir araç, kimine göre bir zorunluluk, iş yaşamında ve sosyal yaşantı için kesinlikle yapılması gereken bir eylem. Bazı yaklaşımlara göre saçlar, kişiliğin ifadesi ve sosyal açıdan arzulanan ve arzulanmayan özelliklerin göstergesi olarak kabul ediliyor. Kadınlar, saçları aracılığıyla bireylere beden imajlarıyla, kendi ruh halleriyle, karakterleriyle ilgili mesaj vermek istiyorlar. Bakımlı ve sağlıklı saçlar, kişinin kendisini iyi ve özgüvenli hissetmesini sağlayan önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Saçların bakımlı veya bakımsız olması, kişilik gelişimi, hayat tarzı ve motivasyon üzerine ipuçları verebilir. Kadınlar, saçları aracılığıyla, insanlara nasıl görünmek istedikleri hakkında mesaj vermek isterler. Burada hangi özelliklerin önemli olduğu da kültürden kültüre değişkenlik gösterir.

Saç şekli, kesim veya şekillendirme- renklendirme gibi kriterler ile kişiliği belirlemek, standardize etmek ve bu şekilde değerlendirme yapmak kadına yapılan toplumsal baskının devamı niteliğindedir ve bunun üstünden verilmiş bilgiler sağlıklı olmaz. Kişiliği tanımlamak ise sanıldığının aksine kompleks ve zor bir süreç. Kişinin içinde bulunduğu coğrafyadan, kendi yaşam öyküsünden, genetik mirasından, aile hikâyesinden, öznel deneyimlerinden, sosyokültürel ve sosyoekonomik durumundan beslenen çok daha incelikli değerlendirilmesi gereken bir konu. Fakat bir kadının kısa veya uzun saçlı, permalı, kıvırcık veya düz saçlı olması, saçlarının ince veyahut kalın telli olması, sarı, siyah, kahverengi veya mor, pembe olması kişilik hakkında doğrudan ve herkes tarafından kabul edilir kesin ve net bilgiler vermese de kişinin yaşam tarzıyla, beklentileriyle, istek ve arzularıyla ilgili bize ipuçları verebilir.

Saçlar ruhsal sağlığımızla ilgili ne söyler?

Bazı duygu durum bozukluklarında görülen duygusal dalgalanmalar kişinin dış görünüşünde farklılıklara sebep olabilir. Depresif duygu durumunda olan bir kişi kendisini depresif, çökkün, mutsuz ve her şeye karşı ilgisini kaybetmiş hisseder ve günlük yapması gereken aktiviteleri yapmakta zorlanır. Bu kişiler banyo yapmak, saç taramak, giyinmek, makyaj yapmak gibi özbakım becerilerini yerine getirmede sorun yaşarlar. Bu nedenle saçları bakımlı değildir ve beden imajları; (algılar, tutumlar, davranışlar)  bedenlerinin zihinlerindeki görüntüleri olumsuzdur, bunu değiştirmek için de çaba göstermezler.

Kaygılı ve özellikle mükemmeliyetçi örüntüye sahip bireyler dışarıdan nasıl göründükleriyle çok ilgilidirler. Yetersizlik duygusuna kolay kapılabildikleri için dışarıdan gelebilecek eleştiriler, mimikler, bakışlar, davranışlar kişilerin beden imajlarının olumsuz olmasına neden olabilir. Kaygılarıyla baş edebilmek için dış görünüşlerinin mükemmel ve kusursuz olması yönünde çaba gösterirler. Saçlarının bakımını ihmal etmezler, kuaföre gitmeden sokağa çıkmazlar. Saç şekli ve rengiyle ilgili sıklıkla değişiklik yaparlar ve bu sayede daha dikkat çekici görüntü elde etmeye çalışırlar.

Kişilik Bozuklukları açısından değerlendirdiğimizde, Narsisistik Kişilik Bozukluğunu ele alırsak bu kişilerin temel özelliği, davranış veya fantezide büyüklenmecilik, kendisine hayranlık duyulması ihtiyacı içerisindedir. Narsisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve kendilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisistler, kendini sevemediği ve kendisine saygı duyamadığı için, kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek adına, durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyarlar. Kendilerinin çok önemli olduklarının duygusunu taşırlar. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar, çok beğenilmek isterler. Bu sebepten ötürü de bu bireyler güzelliklerine önem verdikleri ve dışarıdan gelecek takdire ihtiyaç duydukları için dış görünümlerine çok zaman ayırırlar. Bunlardan en kolay yolu da ve kısa sürede değişim yaratabildikleri için saçları ile belirli bir uğraş içerisindedirler. Bakımsız ve dışarının beğenmeyeceği bir saç modeliyle dışarıya çıkmazlar. Saç bakımlarına önem verirler. Yeni moda ve trendleri sıklıkla takip ederler. Geleneksel ve eski dönemlerde uzun saçlar tercih edilirken, modern çağda kısa saç daha çok tercih edilir olmuştur. Saç boyunun kısa oluşunun kişileri daha taze ve daha genç bir görüntüye neden olduğu düşünülür. Narsisistikler, saç rengi olarak ise sarı veya klasik bir renkten farklı olan renkleri tercih ederek dışarının dikkatini daha çok çekmeyi arzularlar. İddialı, farklı ve bakımlı bir saç modelini tercih ederek insanlar tarafından beğenilmeyi isterler.

Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğunun temel özelliği, düzenlilik, mükemmeliyetçilik, zihinsel ve kişiler arası ilişkilerde kontrollü olmak üzerine aşırı kafa yormaktır. Bu sebepten ötürü kaygılı olan bireylerin örüntüsünde gördüğümüz mükemmellik üzerine kafa yorarlar. Saç bakımlarını ihmal etmezler, bakımsız ve hoş görüntüsü olmayan bir saçla sokağa çıkmazlar. Uzun saatler boyunca saçlarıyla uğraşırlar.

Histriyonik kişilik bozukluğunun temel özelliğinde ise bu kişilerin hemen her alanda aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı içinde olmaları yer alır. İlgi odağı olmadıkları durumlarda rahatsız olurlar. Sürekli ilgiyi üzerlerine çekmek isterler. İlgisizliğe tahammül edemediklerinden, ilgiyi üzerlerine çekmek için her yolu kullanırlar İlgi çekmek ve başkalarının kendisiyle ilgilenmesini sağlamanın en kolay yollarından biri olduğu için sürekli olarak fiziksel görünümlerini kullanırlar. Renkli, dikkati çeken, dekoltesi ya da yırtmacı çok açık kıyafetler giyerler. Her zaman bakımlı olmaya özen gösterir, saçları hep yapılmış dolaşırlar, büyük parlak aksesuarlar takar, renkli dikkat çeken makyajlar yaparlar. Günün önemli bir bölümünü fiziksel görünümleri ve bakımları ile ilgili olarak geçirirler. Kendilerini farklı ve ilgi çekici biri olarak göstermenin en kolay yolu da saç olduğu için farklı ve herkesin sıklıkla tercih etmediği renkleri tercih edip saçlarını boyatırlar. Bu renkler toplumun farklı bulduğu ve iddialı tüm renkler (pembe, mor, turuncu) olabilir.

Sınırda (borderline) kişilik bozukluğunun temel özellikleri, insanlar arası ilişkilerde, kimlik duygusunda ve duygulanımda tutarsızlıklar ile kendilerini kontrol etmekte zorluk çekmeleridir. Kadınlarda, erkeklerden 3 kat daha fazla görülür. Kimlik karmaşası olarak tanımlanan belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı ya da kendilik duyumu vardır. Nasıl biri oldukları, nelerden hoşlandıkları, neleri önemsedikleri, gelecekle ilgili tasarıları, nasıl kişilerle arkadaş olmak istedikleri, nasıl yaşamak istedikleri konularındaki duygu ve düşünceleri sık ve kolaylıkla değişir. Çok kısa zamanlarda bir biriyle zıt arzu, istek, inanç ve düşüncelere sahip olabilirler. Kendine zarar verme olasılığı yüksek, en az iki alanda, dürtüsellik (örn. para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, pervasızca araba kullanmak, tıkınırcasına yemek yemek) gösterirler. Hızlı araba kullanma, rastgele ve ödeme zorluğu çekecekleri halde alışveriş yapma, rastgele riskli olabilecek cinsel ilişkiler kurma, yemek yeme ya da içki içmeyi denetleyememe, kumar oynama, alkol veya madde kullanma gibi, çeşitli alanlarda denetimsiz, dürtüsel davranışlar gösterirler.

Duygu durumlarının değişimine bağlı olarak; beden görüntülerine de bu değişimleri yansıtırlar. Mutsuz hissediyorlarsa kendilerine zarar verici bir davranış olarak hiç düşünmeden saçlarını kestirebilirler. Saçlarının rengini çok farklı bir renge boyatıp bir sonraki gün uyandıklarında renginden memnun olmayıp pişmanlık yaşarlar. Sonra tekrar eski görüntüsüne dönüştürmek isteyebilirler. Sınırlarda oldukları için toplumun kabul etmediği bir görüntüyü bedenlerine özellikle saçlarına yansıtabilirler. Marjinal renkleri tercih edebilirler. Tıpkı histriyonikler gibi iddialı saç renklerini( mor, turuncu, pembe) kullanabilirler. Saçlarında değişik şekiller kullanıp uygun olmayan ortamlara gidebilirler.

Duygularımızın aynası olarak saçlarımız

Bir bireyin duygusal dalgalanmalar yaşadığında dış görünüşlerinde farklılıklara neden olabilir. Yaşanılan değişim ve psikolojik geçiş süreçlerinde sadece saç üzerinde bir değişiklik yaşanmaz, bazen estetiksel müdahaleler, onyomani (alışveriş bağımlılığı), egzersiz bağımlılığı, madde ve alkol bağımlılığı da ortaya çıkabilir. Ancak saç, değişimin en kolay olabildiği ve en kısa vadede sonuç veren ve kendine zarar verme açısından en masum olan bir değişim yoludur. Özellikle kadınlar, psikolojik olarak sorunlar yaşadıklarında baş etme yolu olarak sıklıkla buna başvururlar. İlişkisini yeni sonlandırmış veya herhangi bir nedenden depresif hisseden bir kadın kolaylıkla soluğu kuaförde alarak saçını değiştirme yoluna gidebilir. Saçını kestirebilir, boyatabilir veya şekliyle oynayarak kendini daha iyi hissetmek için telafi edici bir davranışta bulunabilir. Yeni çıkan moda trendleriyle de kişiler moda olan saç renkleri, şekli ve boy modelini tercih edebilirler.

Saçlarda doğallık devri

Günümüzde saç boyunun kısalığının kadınları daha genç ve taze hissettirdiği ve doğal saç renklerinin ve doğal saç modellerinin daha çok tercih edildiği görülüyor. Saçı yapılı gibi görünmeyen, üzerine uğraş verilmemiş görüntüsü olan saçlar yaygınlaşmış durumda. Avrupa’ da uzun yıllardır tercih edilen bu model Türkiye’ ye yeni geldi, böylelikle ideal kadın imajının etkisi ve yarattığı psikolojik baskı azaltılmaya çalışılıyor. Özellikle saçının çok yapılı olmasını rahatsız edici bulan kadınların tercih etmesinin yanı sıra boya maddesinin içeriğindeki kimyasalların saç diplerine ve saçlarına zarar verdiklerini düşünen kadınlar da doğal saç modasını gündelik hayatlarına yerleştiriyorlar. Ayrıca, bu sayede kişi kendini çok fazla değiştirmeden ufak rötuşlarla bunu ortaya çıkardığı için özgüven seviyesinde belirgin bir artış oluyor. 

Kadınlar bu sayede çağa ayak uyduruyor ve saçlarına çok fazla müdahale etmeden daha iyi gösteriyorlar. Toplumda bu fark edildiği için de kadınların özgüvenlerini destekleyen yaklaşımlar, kendilerini oldukları gibi sevmelerini sağlayan çalışmalar ile de önce bireyin kendiyle barışması sağlanarak özgüvenleri ve benlik saygısı arttırılarak kişilerin kaygıları azaltılıyor ve daha iyi hissetme hali ortaya çıkıyor. Kendilerini dış görünüşleriyle sevmek yerine var oldukları için sevmeye başlıyorlar. Saçı ve diğerlerini sadece araç olarak görüp beklentileri de değişiyor. Çünkü doğal görünüm ile de amaçlanan önce kişinin kendini beğenme ve sevme halini ve kullandıkları saç ve makyajı sadece bir araç olarak görmesini sağlamak. Bu yeni çıkan yaklaşımlar güzellik söylemi ile ortaya çıkan toplumsal baskıyı ve “ideal kadın” imajını kaldırmayı amaçlıyor. Toplumsal onay almak isteyen ve çağın gerektirdiklerine uyum sağlamak isteyen kadınlar aynı zamanda bu şekilde olumlu bir beden imajına sahip olurken, özgüvenlerini ve benlik saygılarının artmasını sağlıyorlar. Antik çağlardan beri saç, insanların özgüvenlerinde ve beden imajlarında önemli bir role sahiptir.  Yunan ve Roma imparatorluklarında takma saç, zenginliğin ve itibarın sembolü olmuştur. Cleopatra, Nil Nehri’nin Kraliçesi siyah, kalın ve gür saçlarıyla ünlüydü. İbrani efsanevi kahraman Samson ise uzun saçlarıyla kutsallığın sembolüydü. Politik figürler ve hakimler de takma peruk takarlardı ve bu, bilgeliğin, doğallığın ve hakkaniyetin işaretleriydi. Geçmişten günümüze atalarımızdan beri sürüp giden şekilde saçın önemini yitirmediği aşikâr. Saç imgesi bu şekilde kutsallaştırıldığı için toplumsal bazda kadınlar kısa saç veya pixie model kullandıklarında yadırganıp eleştiriliyor veya onların psikolojik bir sıkıntı yaşadığı düşünülüyor.

Düşük benlik saygısı ve algısı kendisini iç dünyasında bütünleştirememiş ve kırılgan egonun dışarıya kendini daha gösterişli ifade etme çabası olarak da değerlendirilebilir. Kişi, başkası tarafından beğenildiği zaman kendini var ediyor.  Jacques Lacan bunu  “ötekinin arzusu olmak ” ile açıklar. İnsani arzu Öteki’nin arzusunun arzusudur, insan arzulanmayı arzular.  Psikiyatrist Dr Agah Aydın da “Herkesin poz kestiği bir öteki var.” cümlesiyle buna benzer bir ifade kullanmıştır. Bir ötekinin gözünde, kendinin en iyi halini görmek uğruna kadınların beden imajında telafi edici davranışlarından biri de saçtır. Bu yüzden saçına zarar gelmiş kadınların yüklediği anlamların derin ve çok yönlü olması sebebiyle beden imajlarına zarar verdiği için mutsuzluk kaynağı da olabilir.

Yazı: Uzman Klinik Psikolog Diana Güler

 

 

Önceki Yazılar

Divan: Saoirse Ronan

Sonraki Yazılar

Başarıyı Engelleyen Beş İnanç