uzak1

RUHUN İLACI: UZAK DİYARLAR

 

 


Seyahat deyince akla ilk başta görülecek yerler, ulaşım ve konaklama gibi somut organizasyonel işler ve yerli-yabancı turist imajı gelse de, aslında seyahat etmenin psikolojik yönleri var. Prof. Dr. Güliz Elal, seyahatlerin psikolojik manzarasını bizler için çözümlüyor.

Psikolojinin babası sayılan Freud, bazı teorilerini tren yolculukları sırasında oluşturmuştu. 1897’de İtalya’ya yaptığı bir tren yolculuğunda ise psikanalitik teorinin temellerini kurdu. Tren yolculuğu aynı zamanda psikanalizin bir metaforu olarak da kullanılır. Psikanalitik kür bir tren yolculuğuna benzer; psikanalistle bulunulan alan bir kompartıman, camda sürekli değişen manzara ise serbest çağrışım metodu gibidir. Yolculuk yapmanın psikolojik yönlerini anlamak için, kısa bir süre önce “Afrikaname” isimli kitabında eski kıtaya yaptığı gezilerini derleyen Psikolog Prof. Dr. Güliz Elal’in görüşlerini aldık.

Varoluşsal bir eylem

Uzaklara gitmek aslında arkasında birçok farklı motivasyon saklıyor. Bilinmezliğe gitmek, risk almak, daha fazla özgürlük istemek, farklı hayatları öğrenmek, spiritüel bir başlangıç… Elal’a göre seyahat etmenin bu meraklarımıza yanıt aramamızı sağlayacak, varoluşumuzu sorgulatan yönleri var: “İnsan, hayatının rutininden çıkıp alıştığı referans noktalarından uzaklaştığı, hayatın gerçeklerinin göreceli olduğu, farklı yerlerde çok farklı normların hakim olduğu gerçeğiyle karşılaşınca ve bunları irdelemek için kendiyle baş başa kalınca, varoluşsal soruları takip ediyor. Farklı coğrafyaların ve yaşam tarzlarının farklı etkileri oluyor. Aslında seyahat etmek gibi, gezi edebiyatı okumak da beraberinde varoluşsal sorular getirebiliyor.

Kaçmak kamuflajdır

Diğer yönden, uçağa binerken yerçekiminden birkaç saatliğine kurtulabilmenin belki de problemlerimizi de hafifleteceğini düşünebiliriz. Her şey küçülerek ardımızda kalırken ve camdan bulutlara bakarken aklımıza gelen soru, seyahat etmenin bir kaçış olup olmadığıdır. Oysaki problemlerin bizimle beraber bir bavulun içinde uzaklara gelebilme ihtimali bulunuyor. Seyahatin bir kaçış olarak görülebilmesinin mümkün olduğunu belirten Güliz Elal, bu durumu psikolojik açıdan şu şekilde değerlendiriyor: “Bazılarının yaşadığı ortamda sorunları olduğu için uzaklara kaçmak istemesi yani seyahatin bir kaçış olarak görülebilmesi mümkün. Bir kişinin doğal ortamında bakış açısı karamsar ve olumsuzsa, ilişkileri bozuksa, kendinden mutsuzsa, hayatına öfke, kaygı, karamsarlık gibi olumsuz duygular hakimse, şüpheci ve istikrarsızsa, yer değiştirmek meseleleri çözmeyecek, mutluluk getirmeyecektir. En iyi olasılıkla problemleri ya da sıkıntıları bir süre kamufle edebilir, daha büyük olasılıkla sıkıntılar daha da şiddetli boyutlarda gidilen yerde yaşanır.

Masallardaki diyarlar

Yolculuk deyince akla gelen diğer bir başlık da hayal dünyası ve hayal gücü ile ilişkisi. Belki daha iyi, belki daha keyifli günler tahayyül ederiz yolculuğa çıkmadan önce. Hayatın, yolculuğun götürdüğü yerde tam olarak bizim istediğimiz şekilde gerçekleşmesini bekleriz. Hatta bunu zihnimizde görsel olarak kurgulayabiliriz. Yolculuk tabii ki somut bir adrese yapılır ama aynı zamanda bu, paralel olarak görsel hayal dünyasında da gerçekleşir. Güliz Elal, yolculuğun hayal dünyasında ve sembolik düzeyde yarattığı etkiyi şu şekilde yorumluyor: “Seyahat büyük çoğunlukla anlık kararlarla yapılan bir şey değil, önceden tasarlanan ve hazırlığı yapılan bir eylem. Kendisi gerçekleşmeden önce (ve sonra) önemli bir zihinsel boyutu var; yani hem bireyin hayal dünyası hem de hayal gücü ile yakından ilişkili. Ama uzakların hayal dünyası ile ilişkisi yalnızca somut anlamda seyahat etme arzusu ya da planları ile sınırlı değil, hayal alemine giren, kendi başına başlıca bir konu. Masallarda da bu uzak diyar temalarına sıklıkla rastlanıyor. Instagram gibi sosyal medya platformlarını bunun modern adaptasyonu olarak görüyorum. Seyahat fotoğrafları ve siteleri çok takip ediliyor ve ne kadar az bilinen yerler paylaşılırsa, onlar bir o kadar ilgi çekiyor. Demek ki imgesel boyutta, sırlarla dolu, alışılmadık uzakların dayanılmaz bir cazibesi var. Bazı gezginler artık bunu tam zamanlı iş olarak yapıyorlar ve yüz binleri bulan takipçileri var.

Gezi edebiyatının rolü

Yolculuk ve hayal dünyası arasındaki diğer bir bağlantı da gezi edebiyatı. Elal, bu edebiyatın okuma alışkanlığının daha yaygın olduğu toplumlarda belli başlı edebiyat türlerinden biri olduğunu belirtiyor. Kitabı “Afrikaname” ile tanışan, daha önce oraya hiç gitmemiş bir okur, evinin balkonunda, hiçbir zaman gidemeyeceği yerlerde kitap sayesinde dolaştığını; daha önce safari gezileri yapmış bir okuyucu ise okudukça, renkleri, görüntüsü, kokusu ve sesleriyle Afrika doğasına geri dönmüş ve özlemiş hissettiğini paylaşmış. Seyahatnamesi hayal dünyasını bu şekilde harekete geçirerek amacına ulaşmış oluyor. Elal’in de belirttiği gibi, sadece okuyarak “gezebileceğimiz” yerler var. “Kişi okuyarak, belki hiçbir zaman gitmeyeceği yerleri hayal aleminde görüyor, tanıyor, anlıyor, heyecanlanıyor ya da üzülüyor; yani farklı diyarları imgesel olarak yaşıyor.

Kendimize yolculuk

Uzağa giden ve eve geri dönen bir kişi değişmiş midir? Seyahat etmenin kişinin kültürüne somut katkılarının yanında bir de psikolojik açıdan olumlu getirileri bulunuyor. Elal öncelikle ufkun genişlemesinden bahsediyor: “Her şeyden önce seyahat etmek kalıpların dışına çıkmaya, dünyayı, insanları ve kendini başka açılardan değerlendirmeye zorluyor.” Farkındalık ise uzaklara gitmenin insana hediye ettiği belki de en büyük yetenek. “Hiç sorgulamadan kabul ettiğimiz ya da tabulaştırdığımız pek çok temel olgunun aslında mutlak ya da evrensel olmadığını ve sağlıklı bir şekilde sorgulanabileceğini ya da farklılıklara saygı duymak gerektiğini görüyor insan. Bu farkındalıkların, bakış açısına, değer yargılarına ve davranışlara yansıması kaçınılmaz.” Ayrıca, uyum sağlayabilme ve esnek düşünebilme kapasitemizi artırıyor. “Yeri geldikçe değişim göstermeyi, farklı bakabilmeyi, kendine karşı farklı davranılmasına alışmayı, alışmadığı ya da beklemediği şeyler yapmayı gerektiriyor. Uyum sağlayabilme ve esnek düşünebilme kişi için çok sağlıklı özelliklerdir; kendi ortamında beklenmeyenlerle ve zorluklarla iyi baş edebilmeyi sağlar.” Son olaraksa, kendimize dair daha fazla içgörü kazandırabiliyor. “Kişi alıştığı sosyal ve kültürel ortamın dışına çıkınca, kendini de dışarıdan gözlemleme şansına sahip oluyor; yani kendiyle ilgili sağlıklı yansımalar yapıp içgörü kazanmaya katkısı olabilir.

Uzaklardan alınan ders

Eğer ıssız bir adaya üç eşya alıp yerleşmeyi düşünmüyorsak, uzaklarda da hep “diğerleriyle” ve diğer kültürlerle temasta olacağız. Farklıyı, diğerini ve uzağı merak etmemiz, Elal’ın belirttiği gibi, insanlık tarihindeki keşiflerin, bilimin ve devrimlerin kaynağı. Eğer bir gezgin olarak farklı olana merak ve saygıyla bakıyorsanız, her yeni yerin öğrettiği şeyleri ve bununla birlikte de kendinizle ilgili öğretileri görebilirsiniz. İşin güzel bir yanı da bunun tamamen dinamik bir süreç olması, her yeni deneyimin farklı bir bakış açısı, yeni bir vizyon, yeni bir öğreti getirmesi. “Olasılıklar sonsuz” diyerek sözlerine devam eden Elal, şu örnekleri paylaşıyor: “Afyon’un bir beldesinde en temel gereksinimlerini zorlukla temin eden bir aile, iftarlığını gün ortasında size ikram ettiğinde, içinde yaşadığımız maddiyata dayalı yaşamı sorguluyorsunuz. Afrika’da yaban hayatla iç içe yaşayanların, doğal alemin sonsuz değişkenlerini, birbiriyle olan girift ilişki ve etkileşimini ne kadar iyi bildiğini, bizim gözümüzün görmediklerini gördüğünü ve doğal ortamda hayatta kalma becerilerine sahip olduğunu fark ettiğinizde, bilgi, cehalet, ilkellik, başarı, kültür gibi pek çok kavramı yeniden gözden geçiriyorsunuz. Kısacası seyahat etmek insana, yaşadığımız dünyayı yaş, dil, ten rengi, kültür, iklim, coğrafya, tarihi geçmiş gibi ‘gerçeklerin’ ötesinden bir birey olarak deneyimleme ve öğrenme fırsatını sunuyor.

Seyahat geni

Yeniye, değişikliğe ve harekete merakımız genlerimizde de mevcut.

Bazılarımız evlerinin salonuna demir atmışken, bazılarıysa bu sırada havaalanında bir uçaktan diğerine aktarma yapıyordur. Yapılan son araştırmalara göre seyahat etme arzumuz DRD4-7r isimli bir gende kayıtlı. “Seyahat geni” ismini ise kişideki keşfetme isteği ve hareketlilikle korelasyonu sebebiyle almış. DRD4, beyinde dopaminle ilişkili bir genin mutasyonu. Bu gen insanların sadece yüzde 20’sinde bulunuyor ve tarihinde bir yer değiştirme öyküsü, makro-göç (uzun mesafeli kitlesel göç) ve mikro-göç (göçebelik) bulunan insanlarda görülme olasılığı daha fazla.

İnsan farklıyı, ‘diğer’ini ve uzağı merak etmese ve düşlemese, insanlık tarihinde ne keşifler olurdu, ne bilim, ne devrim.” Prof. Dr. Güliz Elal, Psikolog

Yazı: Nihan Karahan

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

OĞLUM EŞCİNSEL

Sonraki Yazılar

İNANIN, GÖRÜN, YAPIN!