ruhsal yorgunluk

RUHSAL YORGUNLUĞUNUZU YENEBİLİRSİNİZ

Uyanır uyanmaz hissettiğiniz halsizlik, konsantrasyon güçlüğü, asabiyetin nedenini biliyor musunuz? Bu tür zihinsel aşınma sinyallerini dikkate almalısınız. Ama asıl soru, tüm bu hissettikleriniz fiziksel yorgunluktan mı yoksa ruhsal yorgunluktan mı kaynaklanıyor? Ruhsal yorgunluğunuzu fiziksel yorgunluğunuzdan ayırt etmenize ve her ikisinin de üstesinden gelmenize yarayacak formüllerimiz var.

Polisler yorgun, KOBİ yöneticilerinin yarısı da; öğretmenler bitkin, aynı şekilde öğrenciler de. Yakın zamanda yapılan bir ankete göre, insanların yalnızca yüzde 6’sı tazelenmiş ve uykusunu almış olarak kalkıyor. Yorgunluk evrensel bir deneyim ama bazı dönemler çok daha yıpratıcı oluyor. 1990’ların sonunda, Sosyolog Alain Ehrenberg, performans kültürüne maruz kalan, en iyi olmak için değil yarışta kalıp dışlanmamak için savaşan, çağdaş bireyin bitkinliğini araştırmıştı. 25 yıldan fazla zaman sonra zihinsel yıpranmayla ilgili bir seminer düzenleyen Psikoterapist Emmanuel Delcourt, zihinsel yorgunluğun hastaları arasında tekrar eden bir şikâyet olduğunu fark etti. Kendisi de bu semptomdan şikâyetçi: “Ufukta imkânların tıkalı olduğunu gözlemlememize rağmen kendimizi sürekli dinamik girişimciler olarak konumlandırmak zorunda olmaktan yorulduk. Dünya çok hızlı değişiyor ve istemesek bile biz de değişmek zorunda kalıyoruz. Kendi kendimize neyin mümkün olup neyin olmadığını sorarak kendimizi yıpratıyoruz. Aramızdaki birçok kişi tükenmişlik sendromunun eşiğinde.”

İşiniz kuyunuzu mu kazıyor?

Ulusal Tıp Akademisi’nin “psikolojik, bilişsel ve fiziksel bitkinlik hali” olarak tanımladığı tükenmişlik sendromu giderek en iyi bilinen hastalıklardan biri haline geliyor. İlk defa 1970’lerde, özellikle hastalarını iyileştiremediği ve yeterince yardımcı olamadığı için harap olan hastabakıcı ve sosyal görevlilerde görülüp tanımlanan sendrom, şimdi tüm profesyonel iş çevrelerine yayılıyor. Psikiyatrist ve Psikanalist Christophe Dejours, bunun sebebini direkt olarak, yalnızca kâr odaklı bakış açısıyla işleyen, çalışanlarını özensiz ve ortalama işler yapmak zorunda bırakan firmalardaki koşullara bağlıyor. Oysa bu, özgüveni olumsuz yönde etkiliyor. Gurur duyulan, iyi yapılmış bir iş sonrası oluşan sağlıklı yorgunluğun aksine, bir tür zihinsel bitkinlik baş gösteriyor.

Tükenmişlik sendromuna benzer şekilde insani yardım ve hayvanları koruma kuruluşu gönüllülerinde de “şefkat” yorgunluğu görülüyor. Tatmin edici sonuçlara ulaşmanın imkânsızlığı karşısında bunalarak, sonunda tamamen çökmemek için duyarsızlık maskesinin arkasına sığınıyorlar. Giderek daha fazla günlük hayatımızın parçası haline gelen bu zihinsel yorgunluğu, Strasbourg’da Sosyoloji Eğitmeni ve Araştırmacı olan David Le Breton, anlam ve referans noktası kaybına bağlıyor. “Şartlarımız bizden önceki nesillerden şüphesiz daha iyi olmasına rağmen, bu durum insanın varlığına anlam ve değer vermesini, diğer insanlarla arasında bir bağ hissetmesini, burada bir yeri olduğu duygusunu yaşamasını ortadan kaldırmıyor” diyor. Birey ayrıca sürekli olarak ulaşılabilir olmaktan, aşırı bağlantıda olmaktan da bitkin durumda. Arkadaş çevresi, çocukları, iş arkadaşları için devamlı müsait olmak zorunda, hiçbir zaman bağlantıyı tamamen kesemiyor. Araştırmacıya göre bunun sonucu olarak kendini gözden kaybetme isteği beliriyor: uykuda veya doğada ortadan kaybolma isteği, kendine tatil verme, bir süre için gitme veya radikal şekilde köprüleri yıkma. “David Le Breton’un deyimiyle ‘bu güçsüzlük arzusu’ faydalı olabilir” diye yorum yapıyor Emmanuel Delcourt. “Çünkü toplumsal olarak üretilen bu yorgunluğa en iyi gelecek ilaç, bir süre için bağlantıyı kesmek, mesafe koymak. Bu ‘çöküşün’ yeni çözümler keşfedilebilecek üretken bir ana dönüşmesi için zaman tanımak, farklı yaşama ve çalışma yolları bulmak gerekiyor. Önemli olan kendi kendinizi dinlemeye izin vermek, sürekli kendinizle savaşmaktan vazgeçmek”.

Enerji azlığı mı çekiyorsunuz?

Yorgunluk her şeyden önce bir duygu, hemen anormal olarak algıladığımız bir hal, bir enerji düşüşü. Beyinden tüm vücuda gönderilen ve şunu diyen bir mesaj: “Dikkat tehlike, şüpheli bir şeyler psikosomatik bütünlüğü yani bireyi değiştiriyor.” İster ani, ister yavaş yavaş gelişiyor olsun, birkaç gece iyi uyuduktan sonra geçmiyor ve zamana yayılıyorsa, asla göz ardı edilmemeli. Ancak asteni (kronik yorgunluğun tıp dilindeki karşılığı) ile psikasteniyi (ruhsal yorgunluk) birbirinden ayırmak o kadar da kolay değil; çünkü sadece zihinsel bile olsa tekrar eden stres ve duygusal olarak zorlayıcı olaylar kas gerilimleri ve kırıklık gibi bedensel sinyaller olarak kendini gösteriyor.

Enfeksiyona veya biyolojik bozukluğa bağlı yorgunluk gün içerisinde giderek yükselir. Oysa ruhsal yorgunluk, uyanmayla birlikte görülmeye başlar. Buna asabiyet, konsantrasyon bozukluğu, tamamlanması gereken işlere yönelik bir isteksizlik eşlik eder ve saatler ilerledikçe azalır. Uyku zamanına yakın tamamen yok olur. Bunun yanında dinlenmenin durumu kötüleştirmesi çok da nadir görülen bir şey değildir.

Psikolojik bitkinlik ve organik yorgunluk arasında her zaman yaşanabilecek kafa karışıklığının ispatı “kronik yorgunluk sendromu”. Doktorlar uzun süre; kalıcı halsizlikle birlikte güçsüzlük hissi, hafıza kaybı, uykusuzluk, kramplar, bel ağrısı, alerjiler, boğaz ağrısı, titreme ve gece terlemeleri gibi çoklu ve çeşitli göstergeleri olan bu sınıflandırılamaz hastalığın sinirsel olduğuna inandılar. 42 yaşındaki Canan, 10 yıl önce bu hastalığı çekmiş ve doktorunun kendisinin histriyonik olduğunu düşündüğünü hatırlıyor. “O zaman bunu tespit edebilecek bir test yoktu. Doktorum ‘Kaygılı ve depresifsiniz, bir psikoloğa danışın’ dedi. Öyleydim; neyim olduğunu bilmemem yüzünden, hep yorgundum ve hiç ciddiye alınmıyordum. Annem daha önce depresyon geçirdiği için biliyorum, depresyondaki kişilerin hiçbir şey istemeyen hallerinin aksine zevk veren şeylere sırtımı çevirmiyordum. Fakat o kadar hızlı şekilde bitkin düşüyordum ki her ziyaret ya da davet hızla bir güç testine dönüşüyordu. Sonuçta hayatımın beş senesi böyle bir parantezin içerisinde kaldı.”

Yaşama gücünüz mü tükendi?

Psikanalistler ve psikosomatik hastalıklar uzmanları, hastaları aşırı halsizlikten şikâyet ettiklerinde, son derece dikkatli davranırlar. Freudcu’lara göre fiziksel bir sebebi olmayan süregelen yorgunluk aslında kaygı nevrozunun belirtisidir. 47 yaşındaki Pınar, “Sürekli yorgunum. Aşk hayatım mutlu gidiyor diyebilirim. İlginç bir işim var. Fakat yalnız kaldığım anda durdurulamaz şekilde onları zihnimde dikkatle incelemeye başlıyorum. Beynime, yaptığım seçimlerin doğruluğuyla ilgili işkence etmeye başlıyorum. Geçmişte olanları bir bir zihnimden geçirmekle saatlerimi harcıyorum. Mesela ‘Partnerim ve ben tartıştığımızda öyle diyeceğime böyle deseydim neler olurdu?’ gibi” diyerek anlatıyor kendi durumunu. Aslında yaygın olarak görülen bu anksiyete ile savaşmak için kişi düşünceleri, duyguları ve çevresi üzerinde aşırı kontrol oluşturuyor. Bu tür uzun uzadıya düşünceler içerisine giren hastalara psikologlar genellikle öncelikler belirleme, adeta dolaplarını düzenler gibi düşüncelerini düzenleme ve yapılacaklar listeleri oluşturma tavsiyesinde bulunurlar.

Bu sürekli -ve belirsiz süreyle devam etmesi durumunda verimsiz- mücadelenin depresyona dönüşme riski yüksek. Çünkü enerji, yaşam gücü; kendini dışa, yaratıcılığa ve aksiyona doğru açma yerine adeta bir kapsül içerisine hapsolmuş olarak kalıyor. “Bu sebeple ruhsal yorgunlukla mücadele, içimizde neler yaşandığı ve bizi güden duyguların neler olduğu konusunda sağduyulu bir gözlem gerektirir” diyor Emmanuel Delcourt. Ayrıca onlarla yüzleşmekten fayda sağlarız, çünkü asla onları sonsuzluğa gömecek ve iç gerginliklerimizi sakinleştirecek kadar güçlü olmayacağız.

Nasıl başa çıkmalı?

Bu zihinsel bitkinlik için çareyi alternatif tıp ve özellikle aroma terapide aramalıyız.

Bir insan zihinsel yorgunluktan şikâyet ederken, her şey güç ve hatta zaman zaman ulaşılamaz görülür. Yorgunluk hakkında birçok kitabı olan Doktor Jean-Loup Dervaus, “Herhangi bir iş için gereken psikolojik direnç bozuldu” diyor. Tavsiyesi: Depresyon riskini ortadan kaldırmak için birine danışmak. “Ancak hastasını dinleyen bir profesyonel bunu tespit edebilir. Bu önemli çünkü iki durum aynı şekilde tedavi edilmez” diye ekliyor. “Depresyon ihtimali elendikten sonra, alopatik yani savaşılması gereken hastalığın belirtilerine karşıt belirtiler meydana getiren herhangi bir ilaç almamalısınız. Bunların çoğu aslında tedavi etmeyen uyarıcılardır.” Ancak tedavi edilmeyen ruhsal yorgunluk tükenmişlik sendromu ile sonuçlanabilir. Homeopati, mineral tedavisi (oligoterapi), bitki tedavisi (fitoterapi), akupunktur, Fleurs de Bach (Dr. Bach tarafından keşfedilen ve 38 farklı çiçek türü ile yapılan tedavi) veya mikro besin tedavileri etkili. Bu alternatifler içerisinde özellikle öne çıkan tedavi şekli ise aromaterapi. Çünkü psikasteni; vücuttaki gerginlik (kramplar ve boyun ağrısı), tedirgin uyku, huzursuzluk ve bir hevessizlik hissi ile karakterize edilse de hafıza, konsantrasyon, konuşma, akıl yürütme ve jestler gibi tüm sinir sistemini etkiler. Puressentiel’in eczacısı Caroline Rault, “Koklama yolu, yani aromatik yağ özlerini soluma, alışkanlık veya yoksunluk sendromu gibi yan etkiler göstermeden direkt olarak sinirsel sistem üzerinde etki eder” diye belirtiyor. “Aromaterapi aktif ve güçlüdür” diye teyit ediyor Dr. Dervaux ve ekliyor: “Ancak dikkatle yaklaşmak gerekir”.

Bizim aroma reçetemiz

Caroline Rault, gün içerisinde sinir sistemini uyarmayı ama fazla rahatsız etmeden dengelemeyi, akşam ise gevşeterek uykuya teşvik etmeyi tavsiye ediyor. Bu tedaviyi üç hafta boyunca sürdürmeyi öneriyor.1

Sabah

Masaj şeklinde: Aynı ölçüde bitkisel yağ (makademya fındığı, kayısı çekirdeği veya tatlı badem) ile seyreltilmiş beş damla kenevir ağacı yağı özünü, diyafram bölgenize sürün (sinir sistemi).

Ağız yoluyla: Bir tane katkısız, doğal pastil üzerine iki damla taze zencefil yağı özü damlatın (uyaran etkisi vardır, bu bitki ani üzüntü durumlarında da yükseltici etkisiyle tavsiye ediliyor).2

Burun yoluyla: İki damla acı nane (zihinsel fonksiyonlar için kırbaç etkisi yaratır) ve okaliptüs yağ özünü, koklamak için bir mendil üzerine damlatın.

Ovarak: Sabah saat 10’da, öğlene doğru ve akşamüstü 4’te veya ihtiyaç duydukça, paçuli gibi ovma yağ özünden iki damla boynunuza sürün.

Akşam

10 damla bitkisel yağ içerisinde, iki damla Romen papatyası yağı özü (çok yatıştırıcı) ve dört damla gerçek lavanta yağı özünü seyreltin (aynı anda hem kaygı hem uyku kalitesi üzerinde hem de buna bağlı yorgunluk, baş ağrısı, karın ağrısı ve çarpıntı üzerinde etkili olur.)

Masaj şeklinde: Yatmadan önce göğüs kafesi ve boynunuza uygulayın.

Yastığınıza: Her bir yağ özünden, yastığınızın yanına koyacağınız bir mendil üzerine ikişer damla uygulayın; uzanın ve aromatik kokularını derin derin içinize çekin.

1. Sadece 12 yaşından büyükler için uygundur. Epileptik kişiler ile hamile ve emziren kadınlara tavsiye edilmez.

2. Kan seyreltici ve pıhtı önleyici ilaç kullananlar uzak durmalıdır.

Etiketler:
Önceki Yazılar

TEMMUZ SAYISI BAYİLERDE!

Sonraki Yazılar

AŞK BAŞINIZI, SEVGİ DÜNYAYI DÖNDÜRÜR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir