ruh-yarasi

RUH YARASI

 

 

“Kolektif travmanın ürettiği yastan ancak birbirimizle aynı omuz ve yürek hizasında durarak iyileşebiliriz.” Prof. Dr. Kemal Sayar, Psikiyatrist

Travma, konuşulamayan ve düşünülemeyen deneyimlere işaret eder. Ruh yarası. Kelimelere dökmekte zorlandığımız, insanın hayata tutunduğu yerleri törpüleyen, sıra dışı bir deneyim. Sıra dışılığı nadir oluşundan değildir, insanın hayata normal uyumunun sınırlarını zorladığı, bu sınırların dışına çıktığı içindir. Kurban o ana dek kendisine hiç sormadığı sorulara cevap bulmak zorundadır. Ruh yaralandığında, ortada cevaplardan çok sorular vardır. Onca travmadan sonra nasıl iyileşeceğiz? Bu güvensiz dünya başımıza başka ne türlü çoraplar örecek?

İnsan olarak bizi bu dünyada ayakta tutan bazı temel inançlarımız var. Dünyanın özünde müşfik, tahmin edilebilir ve anlamlı bir yer olduğuna inanırız. Kendimizi sevilesi ve değerli varlıklar olarak görürüz. Bu inançlar bize bir güvenlik duygusu ve incinmezlik yanılsaması verir. Oysa travmalar, büyük ruhsal örselenmeler bu inançları kökünden sarsar. Kötülüğe maruz kaldığımızda veya tanık olduğumuzda, dünyaya dair inançlarımız ve bugüne dek geliştirmiş olduğumuz iyi anlatılar yara alır. Yaralandığımızda fark ederiz ki biz incinebilir varlıklarız. Hemen bir anlam ararız yaşadıklarımıza. Başımıza gelen neden bizim başımıza gelmiştir ve olan bitenler bize ne anlatmaktadır? O anlamı bazen kendi hayat öykümüzde, bazen bizden önce yaşamış olanların oluşturduğu geniş kültürel anlatıda buluruz.

Toplumca örselendiğimiz zamanlarda imdada kültürel kaynaklarımız yetişir; toplumun yüzyıllar boyunca biriktirdiği antikorlar, bünyemize saldıran mikroplara karşı harekete geçer ve bağışıklık sistemimizi tahkim eder. Ne ki kültürel kaynakların toplumun bütününe tutarlı bir güvence sunamadığı zamanlar da vardır. Toplumun ruh ve mana olarak ayrıştığı, siyasi taraftarlığın millet olma ahlakının önüne geçtiği zamanlarda kolektif travmalar bir tektonik kaymaya yol açar, olumlu olan olumsuz ile yer değiştirebilir. Güvenin yerini paranoya, destek ve dayanışmanın yerini saldırganlık, pozitif kimliğin yerini negatif kimlik veya kimlik karmaşası alabilir.

Kolektif travma, bizi bir arada tutan bağları infilak ettirerek toplumsal hayatın temel dokularını tahrip ediyor. Acıda ve sevinçte ortak bir millet olduğumuz duygusunu havaya uçuruyor. Kolektif travma, tanımı gereği kültürel sistemin sürekliliğine ve bütünlüğüne doğrudan bir saldırıdır. Aslında kültür, vazifesini doğru yaptığında travmanın yıkıcı etkilerini tamponlar. Ruhsal travma bireysel düzlemde çaresizlik ve yalnızlık hissi üretiyor; iyileşebilmek için düştüğümüz yerden daha güçlü bir biçimde doğrulabilmemiz ve çevremizle yeniden bağ kurabilmemiz gerekiyor. Öğrendiklerimizi hayatımıza katabilmemiz, güç ve kontrol duygumuzu berkitmemiz ve güven duyduğumuz insanlarla yeniden dayanışma içine girebilmemiz icap ediyor. İyileşebilmek için neyi yitirdiğimizi bilmek kadar, neyin hâlâ elimizde olduğunu da fark edebilmemiz şart. Umuda tutunmak ve geleceği, bu ülkenin birbirinden farklı düşünen insanları olarak birlikte kurmak zorundayız. Bunun için milli bir dayanışma duygusunun harekete geçirilmesi, dış siyasette olduğu kadar iç siyasette de dost ve düşman tanımlarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

Ruh yarasını iyileştirecek olan yürek hizasıdır. Memleket gibi, türküler gibi, üzerimizdeki gökyüzü gibi acı da hepimizindir. Başımız dara düştüğünde, yaslandığımız o büyük istinatgâh olarak şükür ki hâlâ birbirimizin omzunda ağlayabilecek bir birikimimiz vardır. Kolektif travmanın ürettiği yastan ancak birbirimizle aynı omuz ve yürek hizasında durarak iyileşebiliriz. Ben ve öteki arasındaki duvarları kaldırarak.