ruh-sagligimiz-hakkinda-konusmaliyiz! (2)

RUH SAĞLIĞIMIZ HAKKINDA KONUŞMALIYIZ!

 

 

Ortopediye gitmekle psikoterapiye gitmek arasında ne fark var? Ruh sağlığına yönelik yaftalama ve korku, ruhsal bozukluğu olan kişilerin dünyanın her köşesinde kendilerini sosyal hayattan izole etmesine ve tedaviden kaçınmasına neden oluyor. Önyargılı tutumlar iş hayatında ayrımcılığa, çevreden dışlanmaya ve kötü muameleye kadar varabiliyor. Her 40 saniyede bir kişinin intihar ettiği dünyamızda, toplumsal duyarlılığı artırmak için ruh sağlığıyla ilgili açıkça konuşmaya ve daha çok bilgi edinmeye ihtiyacımız var.

Ruh sağlığı konusu bu yıl Dünya Ekonomik Forumu’nda en çok tartışılan meselelerden biriydi. Tüm dünyada artan ruh sağlığı sorunlarına dikkat çekilerek, bu alanda yatırımların ve çalışmaların yaygınlaştırılması gerektiği üzerinde duruldu. Araştırmalar 2030 yılında depresyonun birincil sağlık sorunu olacağını gösterirken, her dört kişiden birinin de herhangi bir ruhsal bozukluk tanısı alabileceği öngörülüyor. Dünyada her 40 saniyede bir kişi intihar ederek yaşamına son veriyor. Bu yüzden, ruh sağlığı alanında koruyucu, önleyici tedbirlerin alınması ve ihtiyacı olan herkesin ruh sağlığı hizmetlerine ulaşabilmesi hayati bir önem taşıyor. Ancak fiziksel hastalıklardan farklı olarak ruh sağlığı bozukluklarına yönelik stigmalar doğru köprülerin kurulmasına engel oluyor. Dünyanın her yerinde insanlar damgalanma kaygısıyla tedaviden kaçınıyor, kişisel gelişimlerini destekleyecek etkinliklerden uzak duruyorlar. Aşağılama amaçlı kullanılan “akıl hastası”, “deli” gibi tabirlerle damgalanmaktan korkan insanlar, uzmanlara başvurmaya çekiniyorlar. Ruhsal bozuklukların medyada suçlarla ilişkilendirilmesi ya da mizah unsuru olarak kullanılması da ruhsal bozukluklara yönelik efsaneleri ve olumsuz algıları pekiştiriyor.

Artık günümüzde, ruh sağlığından konuşurken oluşan önyargıları aşabilmemiz, psikolojik rahatsızlıklarımızdan bahsedebilmemiz ve yardım arayışına girebilmemiz gerekiyor.

Ruhsal rahatsızlıklarla ilgili önyargılı tutumları aşmanın ve konuyla ilgili konuşmanın zamanı çoktan gelmiş durumda. Uzman klinik psikolog ve psikoterapist Ferhat Jak İçöz, stigmaları aşmanızı ve önyargılarla mücadele etmenizi sağlamak için sizden gelen soruları yanıtladı.

“Hayatımda zor bir dönemden geçiyordum. Sonunda psikoloğa gitmeye başladım. İşyerinde üst yöneticime bunu söylediğimden beri bana karşı tutumu değişti. Güvenilemeyecek, ne yapacağı belli olmayan biri gibi görünür oldum.”

Öncelikle böyle bir muameleye maruz kaldığınız için üzüldüm. Psikoloğa gitmek, bir ruh sağlığı uzmanından bu alanda hizmet almak, psikoterapiye başlamak, sökük elbiseniz için terziye, ağrıyan dişiniz için diş hekimine gitmeniz kadar olağandır. Hatta hayatınızda zor bir dönemde olduğunuzu fark etmeniz, bununla yüzleşmeniz ve bu konuda kendinize iyi gelecek bir adım atmış olmanız, tam aksine ne kadar kendinizin farkında olduğunuzu ve iyi olma halinizi ne kadar önemsediğinizi gösterir. Cesaretiniz ve eforunuz için tebrik ederim ve böyle bir sebepten ötürü kesinlikle geri adım atmamanızı öneririm. Bununla beraber, karşılaştığınız tavır konusunda kesinlikle tek değilsiniz; maalesef psikoloğa gittiği için birçok kişi çeşitli şekillerde damgalanıyor ve zorbalığa uğruyor. Ancak genel kanının aksine, psikoterapiye başlayan kişiler güvenilmez olmaktan öte, genellikle yaşadıkları zorlukların sorumluluğunu almış ve bunlarla ilgili bir çaba gösteren kişilerdir, tıpkı sizin gibi. Bu yüzden üst yöneticinizle ilgili ne yapmanın size daha iyi geleceğini düşünüp bulmanız çok değerli olacaktır; ona kendinizi ve hassasiyetinizi ifade edebilirsiniz veya bu konuda ona kendinizi daha fazla açmayıp sınır koyabilirsiniz. Lütfen kendinize iyi geleni tespit etmeye çalışın; başkalarının baskılarına göre hareket etmeyin.

“Bir süre önce terapiye gitmeye başladım. Bunun bana iyi geleceğini biliyordum ama kimseye psikoloğa gittiğimi söyleyemiyorum. Benim için çok daha fazla endişelenebilirler.”

Psikoterapi, kişinin kendisi için attığı çok önemli bir adım, kendine yaptığı çok önemli ruhsal bir yatırımdır. Bu sebepten ötürü de çok özeldir. Ne kadar güzel ki psikoterapinin kendinize iyi geleceğini hissediyorsunuz, başladınız ve devam ediyorsunuz. Bunu kimseye söylemek zorunda değilsiniz; psikoterapide olduğunuzu, psikoloğunuzun kim olduğunu istediklerinizle paylaşabilirsiniz veya kimseyle paylaşmayabilirsiniz de. Eğer etrafınızdakileri çok endişelendireceğinize inanıyorsanız ve söylemenin sonuçlarını göğüslemek (örneğin onların endişelerini gidermek, sakinleştirmek) şu dönem için zor geliyorsa, söylememeyi seçebilirsiniz. Ancak sizin sorununuzdan hareketle, okuyucular için şöyle bir dipnot düşmek isterim; eğer etrafınızda psikoloğa, psikoterapiye giden tanıdıklarınız ve yakınlarınız varsa, endişelenmenize gerek yok. Eğer tanıdığınız veya yakınınız işinde uzman ve etik anlamda iyi çalışan bir psikoloğa gidiyorsa, emin ellerde olduğunu düşünebilirsiniz.

“Bir arkadaşıma depresyon tedavisi gördüğümü anlatırken, o da bana başka bir tanıdığının depresyondayken intihar ettiğini anlattı. Bu durum benim başıma da mı gelecek diye düşünmeye başladım.”

Öncelikle bu olayı ve düşüncelerinizi psikoterapistinizle paylaşmanızı öneririm; endişe edilecek bir şey olduğundan değil, sizin durumunuzu yakından bilen bir uzman olarak ancak psikoterapistiniz sizi en doğru şekilde yönlendirebilir. Bununla beraber, kitabi bir yorum yapacak olursam, intiharın grip veya diğer hastalıklar gibi olmadığını söylerdim. Çok hasta olup kendinizi kontrol edemeden bayılabilirsiniz ama kendinizi çok depresyonda hissedip aniden ve kontrolünüz dışında intihar edemezsiniz. Kısacası, intihar aniden ve kontrolünüz dışında başınıza gelmez. Dilerim böylesine zorlu ve karanlık bir döneme girmezsiniz, ama girecek olursanız, kesinlikle ve en kısa sürede psikoterapistinizi haberdar etmeniz gerekir. Genel anlamıyla intihar etmeye dair düşünceleri olan okuyucularımızın bir an evvel güvenilir bir psikoterapiste başvurmalarını öneririm.

“Anneme terapiye başlamak istediğimi söyledim. Bana çok kızdı. Onunla konuşamadığım ne olabilir diye beni didiklemeye başladı. İhtiyacım olduğunu söylediğimde de, ‘Deli misin ki doktora gideceksin?’ dedi.”

Karşılaştığınız tepki, aile üyelerinin veya yakın arkadaşların psikoterapiye başlamak isteyen kişilere sık verdiği tepkilerden biri. Burada aklınızda tutmanızı önereceğim iki nokta var. Birincisi, her ne kadar annenizle veya bir dostunuzla yaptığınız, psikoterapistinizle yapacağınızla aynıymış gibi gözükse de (sadece konuşmak), psikoterapistiniz sizi başka bir kulakla dinleyecek, kendinizi keşfetmenizi sağlayacak sorular soracak ve bir nevi size ayna tutacaktır. Hayatınızdaki diğer insanların aksine, psikoterapistinizin sizden kişisel bir beklentisi yoktur; ne iş yaptığınızla, kiminle olduğunuzla, kimlerle gezdiğinizle ilgilenmez, sadece güvenli ve kendinize iyi gelenleri bulmanıza yardımcı olur. İkinci nokta ise, psikoterapiye başvurmakla “delilik” arasında hiçbir alaka yoktur. “Delilik” olgusu ayrıca tartışmaya açık olmakla beraber, psikoterapi, hayatını sürdürmekte irili ufaklı zorluk yaşayan herkesin başvurabileceği bir ruh sağlığı hizmetidir. Psikoterapide kişi kendini ve içinde olduğu durumu daha yakından tanıyarak hayatı yaşamanın yeni yollarını keşfeder; bu bazen tamamen farklı kararlar almak demektir, bazense bir tutum değişikliği. Kısacası hayır, deli olduğunuz için doktora gitmiyorsunuz, kendinizle ilgili araştırmak istediğiniz bir şeyler olduğu için psikoterapiste gitmek istiyorsunuz.

“Dokuz yaşındaki oğlum psikiyatrik bir tanı aldı. Bu durumunu okuluyla paylaşıp paylaşmama konusunda tereddüt ediyorum. Ona diğerlerinden farklı davranmalarından endişe ediyorum. Daha da kötüsü, arkadaşları tarafından zorbalığa uğramasından endişe ediyorum.”

Bu ikileminizi öncelikle oğlunuza tanı koyan ruh sağlığı uzmanıyla paylaşmanızı ve konuşmanızı öneririm. Bazen çocukların tanılarını okulla paylaşmama opsiyonunuz olabilecekken, bazen de çocuğunuzun eğitim hayatının rahat sürebilmesi için tanının okul tarafından bilinmesi zaruri oluyor. Bunun ayrımına en iyi şekilde, oğlunuzla ilgilenmiş olan ruh sağlığı uzmanıyla konuşarak varabilirsiniz. Okulla paylaşmanın daha iyi olacağı yönünde karar verirseniz de okulunuzun rehberlik birimiyle ilk olarak görüşmeniz gerekir. Bazen tanının etrafça bilinmesi çocuğun/kişinin hayatını oldukça kolaylaştırır. Tabii ki bunun istenmeyen sonuçları olabilir; tam da bu noktada, okulunuzun rehberlik birimiyle temas halinde olmanız işinize yarayacaktır.

Derleyen: Deniz Çakmakkaya

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

DUDAK BAKIMI

Sonraki Yazılar

Z KUŞAĞI İLE İLETİŞİM