psychologies-mutlu-sirket-programlari

PSYCHOLOGIES MUTLU ŞİRKET PROGRAMLARI

 

 

Psychologies Türkiye ve Business Management Institute’ün yürüttüğü Psychologies Mutlu Şirket Programları, iş dünyasını daha mutlu iş ortamları yaratmaya çağırıyor. Sürdürülebilir bir iyilik hali oluşturarak şirketlerin ekonomik gücünü artırmayı hedefleyen programlarla ilgili Psychologies Genel Yayın Yönetmeni, Uzman Psikolog Deniz Çakmakkaya ve Eğitim Danışmanı, Uzman Psikolog Begüm Karataylıoğlu ile görüştük.

Psychologies: İş dünyasında yönetim ve çalışma trendleri ne yönde değişiyor?

Deniz Çakmakkaya: Her şeyden önce, yapılan işe bakış şekilleri değişti.İnsanlar mecburi çalışmalar yerine anlam bulabildikleri işlere yönelmek istiyorlar. İnsan ilişkileri önemli bir rol oynuyor. Saygı duydukları kişi ve yöneticilerle çalışmak istiyor insanlar. Bu da eski tarz, otoriter yöneticileri ve yönetimleri değişime zorluyor. Yönetirken duygulara daha çok değer verilmesi bekleniyor. Artık açıklık, samimiyet, ekip zihniyeti, yardımlaşma, güven, bağ kurma, destek, çeşitlilik gibi kavramlar revaçta. Robot gibi çalışmak yerine işi bireysel özelliklerle zenginleştirme devri.

Begüm Karataylıoğlu: İş dünyasında artık Y ve Z kuşakları daha aktif rol almaya başladı. O yüzden yönetim ve çalışma trendleri biraz da onların ihtiyaçları çerçevesinde şekilleniyor. Çalışanlar artık kendi sevdikleri alanda daha özgürce ilerlemek istiyorlar. Bu şekilde çalıştıkları şirketlere daha çok fayda sağladıklarına inanıyorlar. Bunun yanında yönetim de artık çalışanlara daha fazla sorumluluk vererek daha esnek saatler arasında çalışmalarını destekliyor. Önemli olan işin yapılış şekli değil kalitesi oluyor. Eskisi gibi sadece bireysel olarak bir yerde bulunmaktansa, çalışma tarzı artık çok daha yaratıcı ve çözüm odaklı olma yolunda ilerliyor.

Çalışanların şirketlerinden beklentileri geçmiş dönemlere göre daha mı farklı?

D. Ç.: Bence insanların en temel beklentileri hiçbir zaman değişmiyor. Önce adil bir ortamda çalışmak isteriz. Kendimizi gerçekleştirebileceğimiz bir yerde çalışmak isteriz. Artık işyeri öğrenmenin ve kişisel gelişimin devam ettiği bir yer olmalı. Tabii ki hızlı değişimlerin olduğu bir çağdayız. Teknolojinin de iş ortamlarına, insanların zaman ve mekân yönetiminde esnekliğini artıracak şekilde dahil olması bekleniyor. “Yeteneklerin” bağlılığını kazanabilmesi için, şirketlerin çalışanlarına ve bulunduğu topluma, çevreye bir anlam katması gerekiyor.

B. K.: Çalışanlar artık daha çok sorumluluk ve aidiyet bekliyorlar. Eskiden sadece söyleneni yapan çalışanlar artık şirketlerinde kendi farklarını ortaya koymak ve bunu güven içinde yapabilmek istiyorlar. Bu yüzden artık çoğu şirket, çalışanların kişilik özelliklerini gösterebilecekleri görevlerde yer almalarına yardımcı oluyor. Bu bir iş de olabilirken bir sosyal sorumluluk projesinde yer almaları da olabiliyor. Böylece çalışanlar kendilerini çok daha verimli hissederek şirketlerine olan aidiyet hislerini güçlendirebiliyorlar.

Mutlu Şirket Programı’yla işyerinde mutluluk vaat ediyorsunuz. Gerçekten mutlu çalışmak mümkün mü?

B. K.: Tabii ki mümkün. Çoğumuz mutluluk bize gelsin diye bekleriz ama mutluluk aslında tamamen bizim bakış açımız ve kendi çabamızla kazandığımız bir olgudur. O yüzden önce mutluluğun tanımını doğru yapmak gerekir. Daha sonra bu tanıma nasıl uyulabileceği planlanır.

D. Ç.: Mutluluk için en ideal senaryo, herkesin sevdiği işte çalışması ama bu herkes için geçerli olamıyor. Sevdiğiniz işte çalışmasanız bile çalıştığınız işte mutlu olmanız mümkün. Çalıştığınız iş ortamı değerlerinizle örtüşüyorsa, yaptığınız iş yeteneklerinize uygunsa, gelişime açıksa, sonuç almanıza ve pozitif işleyişe imkân veriyorsa, sosyal bağlar kurmanıza olanak sağlıyorsa, takdir edildiğinizi hissediyorsanız, mutlu olabilirsiniz.

Nasıl bir değişiklik yaratmayı planlıyorsunuz?D. Ç.: Mutluluğun Excel tablolarıyla değil, davranışlar, ruh hali ve paylaşımlar sonucunda kazanılabileceğini göstermek istiyoruz. İşyerinde olumsuz duygular beslemeye başladığımızda, yaratıcılığımız, üretkenliğimiz, potansiyelimiz zarar görmeye başlıyor. İlişki kuruş biçimlerimizdeki temel hataların yanı sıra bir mail’deki özensiz giriş, toplantıdaki küçük bir mimik bile çözülebilecek bir sorunu halledilmeden bırakılmış dev bir yumağa dönüştürebilir; ve insanlar bu yumakları evleri ile işyerleri arasında taşıyıp dururlar.

B. K.: Yaratmak istediğimiz değişim aslında insanlığa hizmet etmek. İş ve özel hayat dengesi olduğu gibi, bu iki olgu aynı zamanda birbirini de etkiliyor. Eğer kişi işinde mutlu değilse, ne yazık ki bu mutsuzluğunu evine de taşır. Dolayısıyla ailesine sirayet eden mutsuzluk, onların da mutsuz çocuklar yetiştirmesine sebep olur. Psychologies Mutlu Şirket Programı ile biz işyerindeki mutlulukla ilgilenirken, aslında kişinin bütün hayatına yansıyabilecek bir kullanım kılavuzunu vermiş oluyoruz.

D. Ç.: Son yapılan araştırmalara göre, çalışanlardaki olumlu ruh hali şirketlerin verimliliğini yüzde 270 oranında artırıyor. İşyerinde mutlu olan çalışanların şirkete bağlılığı ve uyumu artarken, daha yaratıcı fikirler geliştiriliyor ve hizmet kalitesi artıyor. İşe gelinmeyen gün sayısının ve tükenmişlik belirtilerinin azalması, zaman kaybının önüne geçilmesini sağlıyor. Çalışan bağlılığını ve verimliliği artırmaya yönelik uygulamalar ve çalışmalar yapan şirketler genç mezunların da ilgisini çekiyor.

Programı diğer kurumsal eğitimlerden ayıran özellik nedir?

D. Ç.: Çalışanların biricikliğine ve tüm organizasyonun iletişimsel ve ilişkisel doğasına bizim kadar nüfuz eden başka bir program yok. Ruh sağlığı alanından gelen eğitmenlerimiz bu farkı yaratıyor. B. K.: Programımız çalışanların ihtiyaçlarına özel planlanıyor. Muhtelif eğitimler genellikle tek bir konuya odaklanırken, Mutlu Şirket Programları şirketin ve çalışanlarının ihtiyacını 360 derece olarak analiz ediyor ve ihtiyaç noktalarına doğru dokunuşlarda bulunuyor.

İşleyişle ilgili bilgi verebilir misiniz?

D. Ç.: Psychologies web sitemizde yayımladığımız Mutlu Şirket Manifestosu’nu imzalayarak işyerinizde daha adil, verimli, tatmin edici ve mutlu bir ortam yaratmak istediğinizi beyan ediyorsunuz. Bir başka deyişle, şirketinizin psikolojik sermayeye değer verdiğini söylüyorsunuz. Bunu çok önemli buluyoruz. Çünkü işverenler çalışanlarının iyilik halini oluşturmak ve korumak için somut politikalar uygulayacaklarına dair sorumluluk almış oluyorlar.

B. K.: Daha sonrasında, şirketlerin talebiyle analiz süreci başlıyor. En doğru yolu takip edebilmemiz için bu analiz sürecine çok önem veriyoruz. Bazı şirketlerde analiz süreci önceden yapılmış ve ihtiyaçlar belirlenmiş olabiliyor. Bu gibi durumlarda uzman psikologlarımızla görüşme ayarlayarak programın ana hatlarını belirliyoruz. Ulaşılan sonuçlara göre de modüler yapımızdan aksiyon planı kararlaştırıyoruz. Eğitim serilerinde zihni harekete geçirmeyi, potansiyeli açığa çıkarmayı ve davranış değişikliği yaratmayı planlıyoruz.

Yarattığınız mutluluk kalıcı oluyor mu?

D. Ç.: Sürdürülebilir bir mutluluk hali için atılması gereken adımları belirliyor, yapılması gerekenler için rehberlik ediyoruz. Bu zamana kadar mutluluğu, yaratıcılığı, verimliliği engelleyen faktörleri beraber bulup tekrarlanmalarını engelleyecek ya da onlarla baş etmeyi sağlayacak mekanizmaları çalıştırmayı öğretiyoruz. Elbette bu emeği her bir birey kendi için sürdürmeye devam ederse mutluluk da kalıcı olur.

B. K.: Mutluluğun kalıcı olması için kişinin önce istekli, sonra da istikrarlı olması gerekir. Bu psikolojiyle ilgili verdiğimiz her eğitimde karşılaştığımız bir durum. Katılımcılar eğitimden sonra 1-2 hafta çok güzel kararlar alırlar, bazen de uygularlar ama bir süre sonra tekrar eski kalıplarına dönerler. Bunun sebebi, beynin yeni düşünce ve davranış kalıplarına gösterdiği dirençtir. Bu direnç de ancak tekrar ile kırılabilir. O yüzden eğitim zamanlamalarını da bu kalıpları yıkmak üzere kurguluyoruz.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

KENDİNİZLE BAĞ KURUN

Sonraki Yazılar

NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR YÜZLER