pozitif-psikoloji-hakkinda-her-sey (1)

POZİTİF PSİKOLOJİ HAKKINDA HER ŞEY

 

 

Psikolog Martin Seligman, pozitif psikolojinin kişisel gelişimden çok daha fazlası olduğunu söylüyor:

“Hayatımıza bir anlam vermeyi seçebiliriz”

Pozitif psikolojinin kurucusu psikolog Martin Seligman, henüz Türkiye’de çok tanınmayan pozitif psikolojiyle ilgili sorularımızı yanıtladı ve günlük hayatımıza katabileceğimiz değişikliklerle ilgili ipuçları verdi.

Psikoloji bilimi ilk başlarda insan davranışlarındaki ve ruhsal durumundaki bozukluklarla ve hastalıklarla ilgileniyordu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası insan doğasının kötücüllüğüne ve yıkıcılığına vurgu yapan yaklaşımlar, 1960’lı yıllarda daha ılımlı bakış açılarıyla yer değiştirmeye başladı. Abraham Maslow, Carl Rogers, Eric Fromm gibi insancıl yaklaşımlı terapistler, insanın var olan potansiyeline ve doğasındaki olumlu yönlere dikkat çekmeye başladı.

Yine 1960’larda meşhur “öğrenilmiş çaresizlik” teorisini ortaya koyan Martin Seligman, çaresizlik duygusunun depresyonla bağlantılarını araştırıyordu. Çalışmaları sonucunda psikolojinin, insanların biricik ve pozitif özellikleriyle ilgilenmesi gerektiğine karar verdi. 1998 yılında Martin Seligman Amerikan Psikoloji Derneği’nin başkanı olduğunda, pozitif psikoloji akımı da yaygınlaşmaya başladı.

Pozitif psikoloji, insanların daha anlamlı bir hayat yaşama arzusunu merkezine alarak, pozitif deneyimlerin ve pozitif özelliklerin artırılıp güçlendirilmesi üzerinde durdu. Mutluluk, anlamlı bir hayat, yaşam doyumu, minnet, öz-şefkat, kişisel gelişim, özgüven, umut gibi kavramları ön plana aldı.

“Öğrenilmiş İyimserlik” ve “Gerçek Mutluluk” gibi birçok kitabın da yazarı olan Martin Seligman, pozitif psikolojiyle ilgili Psychologies’nin sorularını yanıtladı. Seligman, sıcakkanlı ve sempatik mizacıyla ortaya koyduğu, “potansiyelini hayata geçirmenin mutluluğu” yaklaşımının beden bulmuş hali gibi.

Psikolojiye farklı yaklaşımınız nasıl oluştu?

Uzun bir süre depresyon ve melankoli üzerinde çalıştım. Bir hasta bana “Mutlu olmak istiyorum” dediğinde, “Artık depresif olmamak istiyorsunuz” diye yanıtlıyordum onu. Sadece acının yok olması fikrine doğru gitmek gerektiğini düşünüyordum. Bir akşam eşim bana “Mutlu musun?” diye sordu. “Ne gereksiz bir soru! Kötü değilim ki” dedim. Eşim Mandy ise “Bir gün anlayacaksın” dedi.

Sonrasında ise, kızlarınızdan Nicky sayesinde, bir “aydınlanma” yaşadınız.

Evet. Nicky o zaman sadece 6 yaşında olmasına rağmen bende bir farkındalık oluşmasını sağladı. Bahçede dans ediyor, şarkı söylüyor, gülleri kokluyordu. Bir anda “Nicky, git ders çalış!” diye bağırıverdim. Kızım içeri girdi ve bana, “Hatırlıyor musun, baba ben 5 yaşından önce sürekli ağlayıp mızmızlanıyordum? O zamandan beri artık bunu yapmıyorum, fark ettin mi?” diye sordu. “Evet, bu çok güzel!” diye yanıtladım. Nicky ise bunun üstüne bana, “Biliyor musun, ben 5 yaşına basınca, ağlamayı bırakmaya karar verdim. Hayatım boyunca yaptığım en zor şey bu oldu. Ben mızmızlanmayı bırakabildiysem, sen de sürekli söylenmeyi bırakabilirsin!” dedi. O an üç şey gözümde canlandı: İlki, çocuk eğitiminde yanılıyordum. Ebeveyn olarak görevim Nicky’yi düzeltmek değil, ona yeteneklerinin neler olduğunu göstermek ve cesaretlendirmekti. İkincisi, Nicky haklıydı, ben sürekli söyleniyordum. Üstelik bir de bununla gurur duyuyordum! Tüm başarılarım yolunda gitmeyen şeyleri görebilmeme dayanıyordu. Belki bunu tersine çevirip yolunda gidenleri görmeyi başarmalıydım. Üçüncüsü, Amerikan Psikoloji Derneği’nin (APA) başkanı seçilmiştim. Bütün psikoloji biliminin, hataları düzeltmek üzerine kurulmuş olduğunu fark ettim. Bu bizi güzel bir hayata doğru değil, felçli bir hayata doğru götürüyordu.

Pozitif psikoloji üzerine düşünmeye o zaman mı başladınız? Freud üzerine çalışmıştım, ancak çıkarımlarının fazla aceleci ve yeterli temele sahip olmadığını düşünüyordum. Ardından üniversitede, Aaron Beck’in derslerini takip ettim ve onun bilişsel terapiye yaklaşımı bende tutku uyandırdı.

Bilişsel terapiler, depresyonlar hakkında üç teori önerir: Depresif kişi dünyanın kötü bir yer olduğuna inanır, depresif kişi ne gücünün ne de yeteneğinin olduğunu düşünür ve depresif kişi gelecekten umutsuzdur. Pozitif psikoloji ise olaylara şöyle yaklaşır: “Gelecek umutsuz görünebilir, ancak bana sizin onda neyi değiştirmek istediğinizi söyleyin.” Ardından hastanın hayal ettiklerini temel alarak yola çıkılır. Her şey bu yaklaşım etrafında şekillendi.

Pozitif psikolojinin temellerinden biri de deneysellik…

Benim için pozitif psikoloji bir bilimdir. Tüm teoriler önce deney aşamasından geçer. Bu anlamda gerçekten sorumluluk alan bir terapi olduğuna inanıyorum. Ve sadece test sonuçları memnun ediciyse uygulamaya geçirilir.

Bazıları için hayata yönelik bu pozitif bakışa sahip olmak zor mudur?

Tıp doktorluğu pratisyenliğimin ilk yıllarını en kötüyle yüzleşerek geçirdim: Uyuşturucu, depresyon, intihar. Benim psikolojideki rolüm şunu söylemek: “Daha ilerisinde ve ötesinde ne var, görelim.” Bugün gelişmiş ülkelerde herkes iyi tedavi ediliyor, herkes temiz suya ulaşabiliyor. Bunlar büyük ilerlemeler. Ama ya sonrası? Umutlarımız neler? Bana göre, zamanını yolunda gitmeyen şeyleri parmakla göstermeye harcamak, bizi geleceğe götürmüyor, sıfıra doğru götürüyor. Sıfırın ötesinde ne var? Nasıl anlam katabiliriz? Bunu bulmamız gerekiyor.

Peki, size göre yaşama anlam katmak nedir?

Çocukluğum İkinci Dünya Savaşı’ndan sonrasına denk geldi, dünyanın çok çalkantılı olduğu bir dönemdi. Tabii ki bugün de problemler ve zorluklarla karşılıyoruz ama bunlar hayati veya çözümü imkânsız zorluklar değil. Benim yanıtım, insanın iyi olma halinde bulunuyor. Her şey bundan geçiyor. Pozitif psikolojinin ilgilendiği şey de bu. Huzur içinde yaşamayı, mutlu olmayı, düşündüğünü söylemeyi, diğerleriyle iyi ilişkilere sahip olmayı, hayatımıza bir anlam vermeyi seçebiliriz. Benim bakış açıma göre sıfırın arkasında bu var. Zorlukların ve dramların çözümlenmesi gerçekleştikten sonra insanlar böyle bir yaşamı hak ediyor.

Pozitif psikoloji ve nörobilim arasında günümüzde nasıl bir ilişki var?

Psikolojinin nörobilimcilere hangi konu üzerinde çalışması gerektiğini söylediğine inanıyorum! Şu sıralar, beyinde “olağan durum ağı” üzerinde çalışıyorum; yani beynin uyanık haldeyken dinlenme anında ne yaptığı üzerinde. Çünkü beyin devreleri, siz hiçbir şey yapmıyorken bile etkinlik halindedir. Burada söz konusu olan içgörü, hatıralar ve gelecek tahayyülleriyle bağlantılı ağdır. Bu, siz bir hastaya hayallere dalıp gitmesini söylediğinizde veya ondan geleceğini hayal etmesini istediğinizde, beyinde olan bitendir. Bu da bize, pozitif psikolojinin önemli bir kısmı olan yaratıcılık hakkında çok şey öğretiyor.

Uygulamaya geçirilmesi gereken üç yaklaşıma vurgu yapıyorsunuz: Güzel duygular yaratmak, tatmin edici etkinliklere dahil olmak ve kendini daha yüce bir sebebe adayarak aşmak.

Kesinlikle evet, çünkü pozitif psikolojinin bir kısmı da diğerleriyle ilişkileri içerir.

Pozitif psikoloji sosyal bağları nasıl dönüştürüyor?

Size bir örnek vereyim; eşim Mandy çok güzel fotoğraf çeker ve Black and White dergisinin birincilik ödülünü kazandı. Sizce Mandy’ye ne demeliydim?

“Tebrikler” mi denmeli?

Eskiden olsa böyle derdim. Bu pasif-yapıcı ilişkinin klasik bir örneğidir. Ancak bu sözlerimin bizim ilişkimiz üzerinde hiçbir etkisi olmazdı. Askeriyede genç astsubayları eğitirken onlara da aynı soruyu sordum. Onların cevabı aktif-yıkıcı ilişkinin bir örneğiydi: “Bu ödülle beraber daha çok vergi ödeyeceğimizi biliyorsun, değil mi?” Bu tarz bir cevap aramızdaki tüm paylaşımı öldürür. Bir de pasif-yıkıcı tepki vardır: “Yemekte ne var?” diye cevap vermek gibi. Tüm bunların dışında sağlıklı işleyen ise aktif-yapıcı ilişki. Mandy, derginin genel yayın yönetmeniyle telefonda görüştükten sonra ona şunları sordum: “Fotoğrafların hakkında ne söyledi? Profesyonellerle yarışıyordun. Demek ki özel bir yeteneğin var. Bu yeteneğini çocuklarımızla da paylaşmak ve onların da faydalanmasını ister misin?” Böylece sıradan tebrik sohbetinin yerine uzun ve gerçek bir sohbet gerçekleştirdik. Bu şekilde hareket etmek bize kendimizi daha iyi hissettirir. Bu kabiliyetleri geliştirmemizi sağlayan ise ilaçlar ya da psikanaliz değildir. Örneğin bu yaklaşımı eşinizle deneyebilirsiniz. Bunun kişisel gelişimden çok daha fazlası olduğunu göreceksiniz.

Bilinçli farkındalık meditasyonunun yükselişi hakkında ne düşünüyorsunuz?

20 senedir meditasyon yapıyorum. Ruhsal sağlık için faydalı bir uygulama; ama küçük bir nokta var. Meditasyon enerjiyi düşürdüğü için, depresyondan mustarip olanlara değil, endişe ve yüksek tansiyondan şikâyetçi olanlara öneriyorum.

Depresyondaki kişilere neler önerirsiniz?

Sanırım üç etkili tedavi var: Bilişsel terapiler, kişilerarası terapiler ve ilaçlar. Pozitif psikolojinin oldukça yardımcı olduğunu söyleyebilirim. Hastanın sahip olduğu iyi şeylere tutunmasını ve geleceği tasarlamasını sağlıyor.

Çeviri: Nihan Karahan

Derleyen: Deniz Çakmakkaya

 

 

Önceki Yazılar

ÇEVRENİZDEKİ GÜVENİ BESLEYİN

Sonraki Yazılar

DUYULARINIZI DENGELEYECEK BİTKİLER