penceredekikadın1

PENCEREDEKİ KADIN


Psikolojik gerilim türünün yükselişi bu alanda yepyeni yazarları keşfetmemize olanak tanıyor. İsmini daha da sık duyacağınız A. J. Finn, ilk romanı “Penceredeki Kadın”la ilgili sorularımızı yanıtladı.

Agorafobik bir karakter yaratırken nelerden ilham aldınız?
Bir gece, kanepemde uzanmış Alfred Hitchcock’un “Arka Pencere” filmini izlerken, periferik görüş alanımda bir ışık fark ettim; sokağın karşısındaki komşum oturma odasının ışığını açmıştı. New York’un geleneklerine uygun olarak, sandalyesine oturup uzaktan kumandasını televizyonuna yöneltene kadar geçen bir an için kadını seyrettim. Tam o sırada izlediğim filmde, Thelma Ritter, bahçenin karşısındaki Raymond Burr’u gözetleyen Jimmy Stewart’a çıkıştı: “Tam bu dairede, belanın kokusunu alabiliyorum.
İlginç diye düşündüm; Stewart’ın kendisininkini gözetlediği gibi benim de kendi komşumu gözetlemem. Her nasılsa, bu tesadüfi olay “Penceredeki Kadın“a ilham verdi. Hikaye oldukça süratli bir biçimde ilerledi. Depresyona girmiş bir insan olarak, keder, ıstırap ve korku gibi birçok terimle yıllarımı geçirmiştim. Ama bunda da iyi bir yan vardı; bu duygular güçlü bir empati geliştirebilmeme yardımcı oldular. Bu empatiyi, olağandışı koşullar içinde kapana kısılmış, karmaşık bir kadın karaktere uygulamak istedim.

Gerilim türü bu aralar çok popüler. Sizce insanlar neden bu tarz kitapları okumayı seviyorlar?
Kurgu yazınının çoğu gibi gerilim edebiyatı da bir kaçış yolu sunar. Politik çalkantı ve küresel huzursuzluk dönemlerinde okuyucular doğal olarak kaçış sağlayan içeriğe yönelir. Ama bu edebiyat türünün cezbedici bir yanı daha vardır; birçok gerilimin sonunda düzen ve adalet yerini bulur, kahramanlar ödüllendirilirken kötüler cezalandırılır. Bu, birçok okur için cazip bir olgu, bilhassa adaletsizliğin çoğu zaman zafere ulaştığı bir dünyada.

İlk kitabınız için özellikle psikolojik gerilim türünü seçme sebebiniz nedir?
Aslında, bütün hayatımı suç kitaplarının sarp yollarında geçirmiş olsam da yazarlık konusundaki isteğim çok eskiye dayanmıyor. Sherlock Holmes’tan Agatha Christie’ye polisiye hikayeleri oburca okuyarak büyüdüm. Ardından, psikolojik gerilimin öncüleri olan Patricia Highsmith ve Ruth Rendell’a balıklama daldım. Ve Oxford’daki yüksek lisans günlerimde de suç romanları üzerine çalıştım. Dil konusunda uzmanlaşan çoğu kişi gibi ben de bir gün yazabilirim diye düşündüm ama 1988’de yayımlanan “Kuzuların Sessizliği“nden beri yıllar boyunca yayın sektörünü seri katil romanları domine etti, ta ki 2012’de “Kayıp Kız” bu oyunu bozana kadar. Her ne kadar seri cinayet geriliminden keyif alsam da içimde öyle birisi yoktu. Sonra Gillian Flynn yeni bir gerilim türünü ortaya koydu; benim yıllarca okuduğum ve üzerinde çalışıp yazabileceğimi düşündüğüm türden bir gerilim.
A. J. Finn, Pena Yayınları, 528 s.

 

 

Etiketler:
Önceki Yazılar

KADIN KADININ DOSTUDUR

Sonraki Yazılar

KANSER ÇUBUKLARINI ATIN!